Beşiktaşlı Metin

Futbolda kitlelere en büyük heyecanı veren golün pek çok çeşidi vardır. Ağlatan veya güldüren goller, son anda takımı kurtaran goller gibi…Fakat hafızalarda uzun yıllar yaşayan bazı goller vardır ki, mesela “Ağları yırtan”, “Tabanca mermisi gibi doksana takılan” ve “Şampiyonluğu garantileyen goller” gibi çeşitleri olunca, insan gayri ihtiyari olarak bu konunun en usta adamı olan Metin’i hatırlamadan edemiyor.

Makine ustası Hasan Oktay’ın tek oğlu olan Metin Oktay, 2 Şubat 1936 tarihinde İzmir’in Karşıyaka semtinde dünyaya gelmiştir. Çok küçük yaşta futbola gönül veren ve maddi imkansızlık yüzünden ancak ilkokulu bitirebilen Metin’in ilk resmi kulübü Damlacık’tır. Henüz 15 yaşında iken, o sıralar İzmir Amatör İkinci Kümesi’nde olan bu kulüpte lisansiye olmuş ve aynı yıl iştirak ettiği lig maçlarında tek başına 12 gol kaydederek Damlacık kulübünün 1. Küme’ye terfiinde en büyük rolü oynamıştır.

Burada 1 yıl top koşturduktan sonra, Yün Mensucat takımına transfer olan Metin, derhal sivrilmeye başlamış ve kısa bir devreden sonra amatör olduğu halde Profesyonel İzmir kadrosuna seçilmiştir. 2 yıl sonra da genç milli olmuştur.

1954-55 sezonunda İzmirsporlu olan Metin, o yılın liginde tam 17 gol atarak “İzmir gol kralı” olurken, İzmirspor’u da uzun yıllar özlediği şampiyonluğa ulaştırmıştır.

1954-55 futbol sezonunda Türkiye’ye birdenbire yayılıveren şöhreti, Metin’i İstanbul’a maletmiş ve böylece Galatasaray kulübü tarihinin en büyük gol adamına kavuşmuştur.

Hayalimizdeki ideal futbolcu tipine en büyük misal gösterebileceğimiz Metin’in futbol diplomasına son defa bir göz gezdirelim:

1955’de Galatasaray’a transfer oldu.

1961-62 sezonunda İtalya’nın Palermo takımında oynadıktan sonra, tekrar Sarı-Kırmızılı renklere döndü ve 1969’da futbola veda etti.

Galatasaray ile 4 Türkiye Kupası, 2 İstanbul Profesyonel Ligi ve 3 Türkiye Ligi Şampiyonluğu kazandı. Galatasaray ve Bursaspor’da 2 yıl süren antrenörlük hayatından sonra futboldan tamamen koptu. 1 kez İzmir, 4 kez İstanbul Profesyonel Lig, 5 kez de Türkiye Ligi olmak üzere 10 defa gol kralı oldu. 1962-63 sezonunda 38 gol atarak rekor kırdı.

Tüm futbol hayatını 606 golle süslerken, bunlardan 19’unu, 37 kez giydiği milli forma ile attı rakiplere.

Uzun yıllar Galatasaray’da, 7 kez de Milli Takım’da kaptanlık yaptı.

Sanki Bir Spor Kulübü Değil De Klas Oyuncu Kıyma Makinesiydi Beşiktaş

Beşiktaş futbol takımı, 1954-55 yılının birçok maçında ilk 45 dakika içinde bir fırtına gibi esip en az 2 gol ileri fırlamasına rağmen, ikinci yarıda başgösteren nefes kifayetsizliğinden ötürü bu farkı muhafaza edemiyor ve durmadan hayati puanlar kaybediyordu. 26 Aralık 1954’te oynanan senenin en mühim lig müsabakasında ilk devre Galatasaray’a 2 gol atılarak ileri geçilmesine rağmen, ikinci yarıda bu skor muhafaza edilememiş ve yenilen 2 gol ile durum 2-2 olunca neticede şampiyonluk kaybedilmiştir.

Yine bir şampiyonluk dömifinali olan 19 Mayıs 1955 günü oynanan Fenerbahçe maçı, 3-0’dan 4-4’e dönüşmüş ve koca Atatürk Kupası Adalet takımına kaptırılmıştı.

O devrin yönetim kurulu, hatanın nereden geldiğini ne yazık ki anlayamıyor ve Siyah-Beyazlı camiada her 4 yılda bir uygulanan takımın gençlerle takviyesi prensibini kaale almıyordu.

Yöneticiler gençlere önem vermedikleri gibi ayrıca Beşiktaş’ın kapısına kadar gelip hatta formasını giyerek deneme maçlarında oynayan birçok kıymeti, ufak hesaplar uğruna feda ediyorlardı. Haliyle Siyah-Beyazlı  kulübe kırılan bu yetenekli futbolcular da soluğu Fenerbahçe ile Galatasaray’da alıyorlardı haklı olarak.

1953-1959 yıllarını içine alan dönemde Türk Milli Futbol Takımı, tarihinin en başarılı devresini yaşamıştır. Dünya futbolunda ekol olarak kabul edilen Macaristan, Çekoslovakya, İspanya ve Polonya futbolları işte bu dönemde Türk Milli Takımı önünde diz çökmüşlerdir. İşte bu devrede Beşiktaş öyle bir uykuya yatmıştı ki, aynı zamanda Ay-Yıldızlı takımın iskeletini teşkil eden ve ayağına kadar çok ucuza gelmiş bu değerleri anlayamamış ve geri çevirmişti. Bunun tabii neticesi olarak da lig puan cetvelinde her geçen yıl bir basamak aşağıya inmiş, ayrıca ismini ihtiyarlara ve zafer amblemi olan kartalı da kargaya dönüştürmüştü spor kamuoyunda.

Oyuncu harcama kampanyası Suat Mamat ile başlamıştı kartal yuvasında…Güney Amerikalı artist futbolcular ayarında bir oyun stiline sahip Suat’ı, askerliğini bitirir bitirmez Beşiktaş’a getirmişlerdi. Beşiktaş’ın tek sorumlusu hüviyetindeki iri adam, Şeref Stadı’nda Suat’ı denemeye bile lüzum görmeden şu teşhisi koymuştu kendisine: “Bu sıska ve çelimsiz adam futbol oynayamaz.”

1853 yılında İsmail Kurt diye biri Karagümrük’ten gelmiş, Siyah-Beyazlı takımın antrenmanlarına katılıyormuş. Koca bir mevsim boyu çalışmaların dışında hususi maçlarda da yer alan bu futbolcunun transfer muamelesi sürüncemede bırakılınca İsmail Kurt da Galatasaray’ın malı oldu tabi.

Hava toplarına olan eşsiz hakimiyeti yanında, sürati, manevra kabiliyeti, top takibi ve markaj ustalığına cesaret ve fedakarlık katarak oynayan Basri Dirimlili, 1954’te Ankara Havagücü takımındaki askerlik görevi bitmek üzereyken kalkmış İstanbul’a gelmiş ve Beşiktaş’a transfer olmak istemişti. Siyah-Beyazlı forma ile Yunan Etnikos’a karşı başarılı bir oyun oynamasına rağmen, Beşiktaşlı iri adam, onun da zayıf görüntüsüne aldanarak transferini engellemişti. Askere gitmeden evvel Beşiktaş’ın bir sürü maçında yer almış Naci Erdem’e de gereken alaka gösterilmeyince kaybeden Beşiktaş olmuş ve bu sayede Fenerbahçe iki emsalsiz elemanına sahip çıkmıştı.

Aynı dönemde Burhan Sargın, Yorgo Kasapoğlu, Kadri Aytaç en az 3-4 maçta Beşiktaş formasını giydikleri halde aynı zihniyetin adamı tarafından ezeli rakiplere kaptırılmıştı arka arkaya.

Bu arada Beşiktaş genç takımından yetişmiş Salim Çavunt Adalet’e, Şirzat da ilk önce Beykoz’a, sonra da Fenerbahçe’ye hediye edilmişlerdi adeta.

Hele bir Metin Oktay olayı vardır ki, Beşiktaş malum idarecisi yüzünden tarihinin ikinci Hakkı Yeten’ini kaybetmiştir bir hiç uğruna.

Türk futbol tarihinde ayakları ve kafasıyla gole en kolay giden birkaç isimden biri olarak gösterilen Metin Oktay, 1954 yılında genç milli takımın Avrupa dönüşü, bir gazeteci ve Varol’un aracılığıyla Beşiktaş’a transfer olmayı kabul etmişti. Metin teklif aldığı zaman “ben zaten Beşiktaşlıyım” demişti. Onu Akaretler’deki kulüp lokaline getirdiler ve pazarlık başladı. İri idareci nedense fazla değer vermiyordu Metin’e. Metin, “Ağabiler, dayızademle bir dükkan açmayı tasarlıyoruz. Hisseme 4500 lira düşüyor, sizden bu parayı istiyorum.” diye ısrar ettiği için kendisine bozulan malum yönetici kızmakla kalmamış ve bir de, “Sen Recep misin ki bu kadar para istiyorsun?” demişti. “Bugün için Recep abi kadar değerli bir oyuncu olmayabilirim ama ilerde onu geçmeyeceğim ne malum.”

Bu konuşmadan sonra gururu kırılan Metin derhal orayı terk etmişti. Kısa bir zaman sonra Metin Oktay Galatasaray formasıyla rakip kalelere gol yağdırmaya başlayınca, o gün onun arkasından “Bırak gitsin, zaten omzu dardı…Ayağı menisküslüydü…” diyenler ne büyük gaf yaptıklarını anlamakta gecikmemişlerdi.

Not: Bu yazı, Vâlâ Somalı‘nın kaleminden  çıkmış ve Ulaş Öktem’in değerli arşivinde yer alan Beşiktaş dergisinden alıntıdır.

16 Mart 2017 Beşiktaş-Olympiakos Maçı

Yunanistan’da 1-1 biten maçın rövanşında, UEFA Avrupa Ligi’nde çeyrek finale kalan takım, dün geceki performansın ardından temsilcimiz Beşiktaş oldu. Gelin kısaca dünkü maçı yorumlayalım.

Okumaya devam et “16 Mart 2017 Beşiktaş-Olympiakos Maçı”