1982 Avrupa Şampiyonu: Aston Villa

1981/82 sezonu, Avrupa futbolunda büyük bir sürprize sahne olmuştu. Aston Villa, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda zafere ulaşmayı başarmıştı. İngiliz ekibi, katıldığı ilk turnuvada zafere ulaşan tarihteki 4. takım olmuştu. Bu müthiş sezonu birlikte hatırlayalım.

Birmingham ekibi, öncülü Nottingham Forest’ın ayak izlerini takip ediyordu. Koç Ron Saunders önderliğinde bir önceki sezon tam 71 yıl aradan sonra lig şampiyonu olan ekip, takip eden sezonda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda mücadele etme hakkı kazanmıştı. Onlar da tıpkı Forest gibi Avrupa’da zafere ulaşabilecek miydi?

Önlerinde çok zorlu bir yol vardı. 1980/81 sezonunu sadece 14 oyuncuyla tamamlayan ekip, yeni sezonda daha geniş bir kadroya ihtiyaç duyuyordu. Ancak takıma katılan tek yeni isim, Andy Blair olmuştu. Bu durum, Saunders ile yönetim arasındaki bağları zayıflatmıştı.

Şampiyon oldukları sezon önemli sakatlıklarla boğuşmak zorunda kalmamışlardı. Fakat yeni sezonun başında Gary Shaw ve Ken McNaught’un geçirdiği sakatlıklar şimdiden takımı zorlamaya başlamıştı.

Ligin ilk iki maçını kaybetmiş olmaları, şampiyonluk ünvanını korumanın zor olduğunu gösteriyordu. İlk maçı takip eden 6 beraberlikten sonra Tottenham’a karşı alınan 3-1’lik zafer, 3 puanlı sistemde aldıkları ilk galibiyet olmuştu.

Ligde sezon kulüp için istendiği gibi gitmezken, sezon ortasında takımı şampiyon yapan Saunders istifa etmişti. Yerine yardımcısı Tony Barton geçmişti. Ligi 11. sırada bitirecek olan ekip, asıl patlamasını Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yapacaktı. Aston Villa’nın bu müthiş hikayesine geçmeden önce hep birlikte takımı tanıyalım.

Barton da tıpkı selefi gibi klasik 4-4-2 dizilişini tercih ediyordu. Güçlü ve iri savunmacılar, hızlı ve atletik bir orta saha ile yetenekli ve birbirini tamamlayan forvetler…

Kalede tecrübesiyle Jimmy Rimmer yer alıyordu. Geri dörtlüyü başarıyla yöneten kaleci, tüm takıma güven veriyordu.

Savunmanın beklerinde oyunun her iki yanında da oynayabilen oyuncular top koşturuyordu. Sağda daha çok tercih edilen isim Kenny Swain oluyordu. Swain, kariyeri boyunca sahada neredeyse her pozisyonda oynamıştı. Kimi zaman orta sahada, kimi zaman da forvette görev alabiliyordu.

Onun yedeği Gary Williams’dı. O da her iki kanatta da oynayabilen, hızıyla öne çıkan bir oyuncuydu.

Sol bek Colin Gibson’a emanetti. Tekniğini mücadeleci ve sert oyunuyla birleştiren bir oyuncuydu. Oldukça iyi bir sol ayağı vardı.

Klasik bir İngiliz takımında olduğu gibi, merkez savunma, rakibe korku salan güçlü oyunculardan kuruluydu. Stoper ikilisi, İskoç Allan Ewans ile Ken McNaught’tan oluşuyordu. Saunders döneminde bir başka stoper, Brendan Ormsby’i de savunmada görüyorduk ama Barton’un başa geçmesiyle birlikte fazla forma şansı bulamamıştı.

Orta sahaya geldiğimizde, karşımıza takımın karizmatik lideri, kaptan Dennis Mortimer çıkıyordu. Kulübüyle toplam 403 maça çıkan oyuncu, daha çok defansa yönelik çalışkan bir oyuncu imajı çizse de, yaratıcı bir güç olarak da takımına faydalı oluyordu. Uzun ve başarılı kariyerine rağmen, İngiltere milli takımında oynamayı başaramamıştı. Onun için milli takımda oynamamış en iyi İngiliz oyuncu diyorlardı.

Mortimer merkez orta sahayı bir başka İngiliz, Gordon Cowans ile paylaşıyordu. Cowans oyun kurucu rolünde görev yapıyordu. Oldukça yaratıcı bir oyuncuydu.

Sağ kanat, İskoç oyuncu Des Bremner’in kontrolündeydi. Yorulmak bilmeyen, maç boyunca tüm gücünü sahaya koyan bir isimdi.

Sol kanatta ise takım için fark yaratan birisi oynuyordu: Tony Morley. Müthiş hızı ve dripling yeteneğiyle, sol kanattan içeriye kat etmeyi seven modern bir kanat oyuncusuydu. Tembel karakteri ve istikrarsız oluşu, gerçek potansiyeline ulaşmasına engel olmuştu. Milli takımda sadece 6 kez forma şansını yakalayabilmişti bu müthiş yetenek.

Forvete geldiğimizde, klasik İngiliz ikililerinden birine rastlıyoruz. Hedef santrafor rolünde Peter Withe, onu tamamlayan rolde de Gary Shaw görev yapıyordu. Shaw, dönemin en iyi gençlerinden birisiydi. 1981’de İngiltere Ligi’nin en iyi genç oyuncusu seçilirken, 1982’de de Avrupa’nın 23 yaş altı en iyi oyuncusuna verilen Bravo ödülünü kazanmıştı. 1980/81 sezonunda genç Shaw ligde 18 gol atarken, Withe de 20 golle takımın en golcü ismi olmuştu. Ancak ne yazık ki yaşadığı sakatlıklar Shaw’ın kariyerinde ilerlemesine engel olmuştu.

Avrupa Şampiyonu Olma Yolunda

İlk turda rakip İzlanda’dan FC Valur Rejkjavik olmuştu. İlk kez Şampiyon Kulüpler Kupası’na katılan bir ekip için ideal bir rakipti. Öyle ki, İzlanda ekibi kısmi süreli oyunculardan oluşuyordu. İçlerinde bir öğretmen, bir ekonomist ve radyocu yer alıyordu. Saunders rakiplerini kolay geçeceğine inanıyordu ve sonuçta haklı çıkmıştı: 5-0. Morley’in açılış golüne Withe ve Donovan ikişer gollük katkı sağlamıştı.

Rövanş maçı da beklendiği gibi geçmişti. Sakatlıktan dönen genç yıldız Shaw’ın golleri attığı maçta Aston Villa 2-0 galip gelmişti. Bir üst turda Liverpool, Bayern Münih ve Juventus gibi takımlar yer alıyordu. Aston Villa ise Dinamo Berlin ile eşleşmişti.

Villa sezon öncesi hazırlık maçında Doğu Almanya ekibini 4-2 mağlup etmişti. Brian Clough’un Nottingham Forest’ı da 1980 Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek finalinde Berlin takımına karşı çok zorlanmıştı. Berlin Duvarı’nın gölgesinde oynanan maçta Aston Villa bir beraberliğe razıydı ancak bundan daha fazlasını elde etmişlerdi.

Maçın 5. dakikasında Morley ile öne geçmişti İngilizler. Almanlar buna tepki göstermişti çünkü golden önce yan hakem, Shaw için ofsayt bayrağını kaldırmıştı. Ancak orta hakemin kararı devam yönünde olmuştu. Öne geçmiş olmak Aston Villa’nın yararınaydı, kontra atak fırsatları yakalayabiliyorlardı. Ancak 50. dakika Dinamo’nun bulduğu gol işin yönünü değiştirmek üzereydi. Akabinde Ivor Linton’un Wolf Netz’i düşürmesiyle Alman ekibi penaltı kazanmıştı. İngilizler şanslıydı ki penaltıyı kullanan Artur Ulrich topu direğe nişanlamıştı. Dönen topa kaleci Rimmer hızla hamle yapmış ve ikinci şut şansını vermemişti.

Maçın bitmesine 5 dakika kala, maçın yıldızı Morley bir kez daha sahneye çıkmıştı. Kendi yarı sahasından başladığı sprintle harika bir gol bulan kanat oyuncusu takımına galibiyeti getirmişti.

Rövanş maçı İngilizler için çok daha zorlu geçmişti. Henüz 15. dakikada Terletzki’nin golüyle öne geçen Dinamo, maçın geri kalanında Rimmer’i geçmeyi başaramamıştı. Aston Villa taraftarları maç boyunca ölüp ölüp dirilmiş olmalı. Bu sonuçla, deplasman golünün avantajıyla Villa bir üst tura çıkmıştı.

Çeyrek finalde rakip, hayranı olduğum Lobanovsky’nin Dinamo Kiev’i olmuştu. 1982 Dünya Kupası’nda mücadele eden Sovyetler Birliği kadrosuna 8 oyuncu verecek olan Kiev ekibi karşısında İngilizlerin avantajı, eşleşmenin uzun kış tatilinden sonra Dinamo Kiev’in oynayacağı ilk maç olmasıydı.

Bu eşleşmeye gelmeden önce, Aston Villa’nın İngiltere’de yaşadıklarına geri dönelim. Lig Kupası’nda West Brom’a yenilen ekip, Şubat ayına ligde 17. sırada girmişti. Düşme hattının sadece 3 puan üstündeydiler. Ve büyük kriz henüz gelmemişti…

9 Şubat 1982’de teknik direktör Saunders istifasını vermişti. Takımın ana hissedarı Ron Bendall ile yaşadığı anlaşmazlık, kötü sonuçların üzerine eklenince durum kaçınılmaz olmuştu. Ayrılığın temel sebebi olarak, Saunders’ın ucu açık bir sözleşme istemesi ve işine son verilmesi durumunda almak istediği tazminat konusunda yaşadıkları anlaşmazlıktı. Bendall, Saunders’ın istediklerini kabul etmemiş, koç da istifa etmişti.

Saunders’ın yerine Bendall’ın düşündüğü isim, Aston Villa’nın baş gözlemcisi Tony Barton olmuştu. Ülkedeki futbol severler için tam bir kapalı kutuydu ancak  oyuncuları çok iyi tanıyordu ve şampiyon takımın yarısı onun gözleminden geçmişti.

Kaderin cilvesi, Barton ilk galibiyetini şehrin bir diğer ekibi Birmingham City karşısında almıştı. Birmingham’ın başında kim vardı, bilin bakalım?

Barton, FA Kupası’nda Tottenham’a elenmekten kurtulamasa da, ilk 12 lig maçında 7 galibiyet alarak, Avrupa’daki çeyrek final öncesi takımı rayına oturtmuştu.

Kiev’deki olumsuz hava koşulları, ilk maçı 300 mil uzaktaki Kırım şehri Simferopol’a taşımıştı. Aston Villa’nın bu değişiklikten tam olarak memnun kaldığı söylenemezdi. Kıyı kenti Yalta’da kalmayı beklerken, başka bir otele gitmek zorunda kalmışlardı. Bu durum takımın havasını olumsuz etkilemişe benziyordu.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, yerel TV kanalı için maç 2 saat ileriye alınmıştı. Ancak bunların hiçbiri Aston Villa’ya beklendiği kadar zarar vermemişti. Hatta stoper Allan Evans’ın yokluğu bile olumsuz bir etki yaratmamıştı. Özellikle Bremner, McNaught ve Mortimer’in performansı, Villa’nın 0-0’lık beraberlikle sahadan ayrılmasını sağlamıştı.

Rövanş maçı öncesi gazetelerde iki konu öne çıkıyordu. Birincisi, Barton’un geleceğiydi. Basına göre, Kiev’e karşı turun geçilmesi, onun sözleşmesini kalıcı hale getirecekti. İkinci konu ise Villa Park’ın zeminiydi. Birmingham’daki yağışlı Mart ayı, sahayı çamur deryasına çevirmişti. Kulüp sahayı düzeltmek için £ 12 bin harcamak zorunda kalmıştı. Maçın oynanmasının tehlikeye düştüğü anda ise, yaklaşık 150 gönüllünün yardımıyla, zemine büyük miktarda kumun dökülmesiyle saha oynanabilir duruma gelmişti.

Aynı gece Liverpool, CSKA Sofya karşısında şoke edici bir yenilgiye uğrayıp kupaya veda edince, İngiliz bayrağını turnuvada dalgalandırmak Villa’ya kalmıştı. Aston Villa da üzerine düşeni yapmış, Shaw ve McNaught’un golleriyle maçı 2-0 kazanmıştı. Maçtan kısa süre sonra Barton, 3 yıllık yeni sözleşmeyi kapmıştı.

Yarı finaldeki rakip Belçika temsilcisi Anderlecht olmuştu. İngiltere’deki ilk maçta Villa çok güçlü bir defans hattıyla karşılaşmıştı. Deplasmanda gol yemeden bitireceği maçın öneminin farkındaydı Belçika ekibi. Ancak Morley’nin 27. dakikada attığı gol onları hayal kırıklığına uğratmıştı.

İlk maçtan sonra İngiliz basını Villa’nın kupaya yaklaştığını yazıyordu. Ancak Barton endişeliydi. Bremner, Mortimer, Shaw, Cowans, McNaught ve Evans maçta hafif de olsa darbe almıştı. Maçı savaş alanına benzetmişti Barton. Bu açıklama, Belçika’daki rövanş maçı için de bir ipucu niteliği taşıyordu.

Anderlecht’in stadında yaşananlar kimse için sürpriz olmamıştı. Başlama vuruşundan önce tribünlerde başlayan kavga maça da taşınmıştı. Bir taraftar sahaya atlarken, hakem iki takımı da 7 dakikalığına saha dışına almıştı. Stadda herhangi bir tecritin olmaması problemin oluşmasına zemin hazırlamıştı. Ayrıca biletsiz yolculuk eden ve olaylara karışan yaklaşık 600 Villa taraftarı, olaylarda önemli bir rol oynamıştı. Bu karmaşada yer almayan İngilizler, asi hemşehrilerini Birmingham’ın yüz karaları olarak değerlendiriyordu.

Tüm bu kaos geceye gölge düşürse de, 0-0’lık sonuçla Aston Villa, ilk kez katıldığı turnuvada finale çıkma hakkını elde etmişti. Bir kez daha savunma ikilisi McNaught ve Evans harika oynamıştı. Buna rağmen, İngiliz ekibinin final başarısı tehdit altına girmişti. Anderlecht UEFA’ya maçın tekrarlanması ya da Aston Villa’nın kupadan atılması konusunda başvuruda bulunmuştu. Nisan’ın son günü toplanan komite, Anderlecht’in başvurusunu reddetmiş, Aston Villa’ya para ve seyircisiz oynama cezası vermişti.

Final

Sonunda finale gelinmişti. Rakip, son olarak 1976’da kupayı kazanmış olan Bayern Münih’ti. Klaus Augenthaler, Paul Breitner ve Karl-Heinz Rummenigge gibi oyuncularıyla kupanın favorisiydi.

Aston Villa Morley’e güveniyordu. Ama maçın beklenmeyen bir kahramanı olmuştu. Antrenmanda sakatlanan Rimmer yerine daha önce as takımda sadece 1 kez oynamış olan 23 yaşındaki kaleci Nigel Spink, takımının kurtarıcısı olmuştu. Kaleye gelen onlarca pozisyonda adeta devleşmişti Spink.

Çizgiden çıkan, direği yalayarak auta çıkan veya Spink’in ellerinde kalan toplar…67. dakikaya kadar maçı özetleyen kelimelerdi bunlar. O dakikada ise futbol tanrısı maça dokunmuş ve sonucu değiştirmişti. Shaw sol kanattan hareketlenmiş, daha sonra önündeki Morley’i topla buluşturmuştu. Sağlı sollu çalımlarla ilerleyen Morley yerden sert bir ortayla arka direkte bomboş duran Withe’yi görmüştü. Golcü oyuncuya sadece topa dokunmak kalmıştı.

Withe tek golü atıyor

Geri kalan dakikalarda Bayern bastırmaya devam etmiş, Hoeness’in attığı nizami gol, ofsayt gerekçesiyle değer görmemişti. Rotterdam’daki final, Aston Villa’nın 1-0 üstünlüğüyle sona ermişti. Aston Villa, Avrupa’nın en büyüğüydü.

Kupa sevinci sahada, Birmingham şehir merkezinde ve Spink’in doğduğu yer olan Chelmsford’da büyük bir coşkuyla kutlanmıştı. Kısa bir süredir takımın başında yer alan Tony Barton, özgeçmişine Bayern Münih’e karşı aldığı zaferi yazmayı sonuna kadar hak etmişti.

Her güzel hikayenin bir sonu var. Aston Villa’nın büyülü macerası da kısa sürede sona ermişti. Hatta bu büyük başarıdan 5 yıl sonra ligden düşmüşlerdi. Ancak ne olursa olsun, 1982’de yaşadıkları hiçbir zaman unutulmayacaktı.

Kaynak: https://www.theguardian.com/football/that-1980s-sports-blog/2016/may/26/aston-villa-european-cup-relegated-1982

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir