17 Ekim 2017 Monaco Beşiktaş Maçı

Gruba harika bir açılışla başlayan Kara Kartallar, 3. maçta son Fransa şampiyonu Monaco’ya konuk oldu. Maçın sonunda gülen taraf, Beşiktaş oldu.

Şampiyonlar Ligi G grubu 3. maçında Monaco ile Beşiktaş, 2. Louis Stadı’nda karşı karşıya geldi. Sahaya takımlar şu kadrolarla çıktı:

Monaco:

Subasic, Toure, Glik, Jemmerson, Sidibe, Fabinho, Moutinho, Lemar, Tielemans, Falcao ve Keita

Beşiktaş:

Fabri, Adriano, Tosic, Pepe, Caner, Atiba, Tolgay, Babel, Talisca, Quaresma ve Cenk

Maçın ilk önemli pozisyonu Beşiktaş’tan geldi. 5. dakikada Quaresma sağ kanattan arka direğe doğru kesti. Top sol kanattaki Caner’e geldi. Caner de çok iyi bir orta yolladı ama topa Cenk’ten önce Monaco savunması vurdu. Ayrıca hakem Cenk’in faul yaptığına karar verdi.

7. dakikada Tolgay’ın uzun pasıyla başlayan atakta Cenk topu rakibinden önce almayı başardı. Karşısına aldığı rakibini topu bir sola bir sağa sürerek çalımlayan forvet, arka direkte bomboş bekleyen Babel’i gördü. Hollandalı oyuncuya kalan, topu boş kaleye yollamaktı. Ancak hakem hatalı bir karar vererek golü ofsayt gerekçesiyle saymadı. Oysa Babel rahatlıkla görülebilecek şekilde topun gerisindeydi.

Beşiktaş savunması ne çok ileride ne de çok geride bekliyordu. Monaco savunmanın arkasına uzun top atmayı başarsa da, Monacolu oyuncular topa ancak son çizgiye yakın ulaşabiliyordu.

Fransız ekibi 16. dakikada ilk kez savunmamızı boş yakaladı. Keita hızla kalemize doğru ilerlerken, pozisyonun büyümesine izin vermek istemeyen Pepe tarafından düşürüldü. Pepe bu hareketinden dolayı sarı kart gördü. Kazanılan serbest vuruşu Lemar kullandı. Fabri adeta poz verircesine topu tek eliyle çelmeyi başardı.

24. dakikada Adriano’nun uzaklaştırmak istediği topu Moutinho kafasıyla tekrar ceza sahasına yolladı. Kaleciyle sol çaprazdan karşı karşıya kalan Falcao sol ayağıyla iyi bir şut çıkaramayınca Monaco golden oldu.

29. dakikada Talisca orta sahadan topla birlikte ilerlemeye başladı. Monaco’yu bu dakikada 4’e 4 yakalamıştık. Talisca pas tercihini sol kanattaki Babel’den yana kullandı. Babel de alışkın olduğumuz hareketini yapıp, topu sağ ayağına çekip şutunu attı ancak savunmaya da çarpan top kornere çıktı.

Bundan bir dakika sonra Monaco Beşiktaş savunmasını düzensiz yakaladı. Orta sahada Tolgay’ın presini aşan Monaco, topu Keita ile buluşturdu. Caner de Keita’nın arkasında kalınca, genç oyuncuya geniş bir alan kalmış oldu çünkü Atiba da Caner’in yerine sol bekte pozisyonunu almıştı. Keita topu kalemize doğru sürerken önündeki Falcao çapraz koşuyla sol içe doğru kaydı. Keita’dan pası alan usta golcü, seri hareketlerle pozisyonunu yarattı ve zekice bir vuruşla Fabri’yi avlamayı başardı.

Maç boyunca göbeği kapatan Tolgay-Atiba ikilisinin merkezdeki pozisyonunu kaybetmesi bize bir gole mal oldu.

34. dakikada Beşiktaş’ın golü geldi. Talisca sağ içten rakip yarı sahaya girdi ve pasını kanattaki Quaresma’ya verdi. Cenk, Talisca ve Babel ceza sahasına koşarken, Portekizli oyuncunun ayağından çıkacak müthiş ortayı bekliyordu. Quaresma da kendisinden bekleneni yerine getirdi ve ön direğe açtığı muz ortada Cenk kafa vuşuyla topu ağlara yolladı.

İlk yarının son önemli pozisyonunda Keita sağdan gelen ortaya kafa vurmayı başardı ancak Pepe pozisyonunu bozunca iyi bir vuruş yapamadı. Bu pozisyonla birlikte ilk yarı sona erdi.

Golün olduğu dakikalarda ve öncesinde her iki takımın da sahaya nasıl yayıldığına bakalım:

15-30. dakikalar arası oyuncuların dağılımı
30-45. dakikalar arası oyuncuların dağılımı

İlk yarı genelinde ise şu şekilde yer aldılar:

İlk yarıda oyuncuların dağılımı

Oyuncular ilk yarı boyunca belirli bir pozisyonu benimsemiş görünüyor. Maçın ilk on beş dakikalık diliminden itibaren Talisca’nın sağ kanada yöneldiğini ve Quaresma ile Cenk’e daha yakın oynamaya başladığını görüyoruz. Nitekim gol de Talisca’nın sağ içten getirdiği topu Quaresma’ya vermesiyle geldi. 74 dakika sahada kalan Brezilyalı oyuncunun en çok pas verdiği ismin Quaresma olması da şaşırtıcı değil.

Bir diğer dikkat çekici unsur da Pepe’nin maçın başında orta sahaya yakın oynamış olması. Portekizli stoperin Beşiktaş’a sağladığı en büyük faydalardan birisi de hızı sayesinde rakiplere önde basabiliyor olması. Öte yandan Tosic, Pepe’ye nazaran daha geride yer alırken “cover” rolünü üstleniyor.

Monaco tarafına baktığımızda ise Keita’nın geriye gelip ataklara can vermesinin sonuca direkt yansıdığını görüyoruz. Tielemans’ın sağ ya da sol içte bir türlü bekleneni verememesi, Keita’yı daha geriye gelmeye zorladı. Yediğimiz golde orta sahadaki savunma düzenimizin hazırlıksız yakalanması, Keita ve Monaco hücumunun ekmeğine yağ sürmüş oldu. Eğer Caner’in yerini dolduran Atiba, sol beki boş bırakmış olsaydı, belki merkezden pozisyon vermeyecektik ama sağ kanattan Tielemans’a fırsat tanımış olacaktık.

İlk yarının son 15 dakikasında, yani Monaco’nun golünden sonra Fransız ekibinin daha kompakt bir yapı sergilediğini görüyoruz. Bu dönemde Beşiktaş’ın 1 gol bulması bize tam anlamıyla hayat verdi çünkü ilk yarının sonuna dek, golümüz dışında bir daha pozisyon bulamadık. Talisca’nın da alıştığımız halinden farklı olarak bu maçta biraz daha geride oynaması, Monaco orta sahasına karşı merkezdeki oyuncu sayımızı artırırken aynı zamanda kontra ataklara çıkmada bize çabukluk kazandırdı. Topu daha erken ayağına alan bir Talisca, kontra atak oyununda çok daha etkili olabileceğini gösterdi.

2. yarıda özetlere yansıyan en önemli pozisyon 54. dakikada bulduğumuz 2. gol oldu. Ceza sahasının sağında topla buluşan Quaresma, orta açma ve şut atma fırsatı bulamayınca solundan gelen Tolgay’ı gördü. Günün başarılı isimlerinden Tolgay gelişine yerden çok güzel bir şut çıkardı ancak top direkten döndü. Dönen topu alan Babel, hemen yanındaki Cenk’i topla buluşturdu ve Cenk de sol ayağıyla kaleci Subasic’i avlamayı başardı. Atak gelişimi olarak başarılı bir pozisyon olsa da, belki de takdir-i ilahi sayılabilecek şekilde hakemler Babel’in ofsayta düştüğünü göremedi. İlk yarıda sayılmayan golün acısı, 54. dakikada çıkmıştı.

2. yarıda oyuncuların sahaya nasıl yayıldığına bakarsak;

İkinci yarıda oyuncuların dağılımı

2. yarıdaki dağılıma baktığımızda gözümüze çarpanlar; Savunmamızın daha ileride kurulması ve birbirlerine daha yakın oynamaları ile Cenk-Talisca ikilisinin ilk yarıya nazaran sol kanada yaklaşmış olmaları. Birazdan ilk yarı ve ikinci yarıdaki atak yönlerini de göstereceğim. İkinci yarıda bariz bir şekilde sol kanattan ilerleyen bir Beşiktaş gördük.

Son 15 dakikaya girildiğinde Beşiktaş’ta Talisca yerine Oğuzhan, Tolgay yerine de Medel girdi. Oğuzhan tam olarak Brezilyalının yerine geçerken, Medel, savunmanın tam önünde Atiba ile duvar oluşturdu. Son 15 dakikada savunma dörtlümüz de birbirine adeta yapışık oynamaya başlayınca, sahada 6+4 şeklinde iki blok halinde mücadele ettik.

İlk yarıda atak yönleri
İkinci yarıda atak yönleri

Monaco tarafına baktığımızda, ilk yarıda sağ bek Toure’ye nazaran daha geride oynayan sol bek Sidibe, ikinci yarıda daha ileride yer aldı ve Lemar’ın da biraz daha geriye gelmesiyle birbirlerine daha yakın oynamaya başladılar. 79. dakikada Sidibe’nin yerine oyuna giren Boschilia da aynı rolü üstlenirken, 57. dakikada Tielemans’ın yerine alınan Marcos Lopes, daha çok sağ içte görev yaptı. Forvet ikilisi Falcao ile Keita da birbirine daha yakın oynayarak Beşiktaş savunmasını aşmaya çalıştı ancak başarılı olamadı.

Beşiktaş ilk yarıda kendi yarı sahasında rakibe tanıdığı boş alan imkanlarını ikinci yarı vermedi. İlk yarıda 9 gol girişimi olan Fransız ekibi, ikinci yarıda sadece 3 kez şansını deneyebildi. Burada Şenol hocanın başarısını göz ardı edemeyiz. Monaco gibi bir takım, kazanması gereken maçta koskoca 2. yarı boyunca tek bir isabetli şut atamadı. Gerçekten müthiş!

İlk yarıda %53-47 topla daha çok oynayan taraf bizken, daha çok koşan takım Monaco idi. 2. yarıda ise, az farkla da olsa (%51-49) Fransızlar topa daha çok sahip oldu ancak bu kez de biz daha çok koşan taraf olduk. Topa sahip olanın rakibini koşturduğu, ilk yarıda takım karakterinin de etkisiyle topa sahip olmayı arzulayan Beşiktaş’ın 2. yarıda gelen erken golle birlikte kontra atağı aradığı bir maç izledik.

Bir diğer dikkat çekici veri, Beşiktaş’ın uzun pas denemeleri. Şampiyonlar Ligi’nde sezonun bir maçtaki en yüksek sayısına (97) ulaşan takım olan Beşiktaş, bu maçta da 94 kez uzun pas girişiminde bulundu. Geçtiğimiz hafta 88′ finalini yazmıştım. O maçta da her iki taraf uzun paslardan sıklıkla yararlanıyordu. Oyunun akışını değiştirmek ve rakibi gafil avlamak için hala çok etkili bir taktik uzun paslar. Geçen sezon Guardiola’yı da oldukça zorlamıştı İngiltere futbolunda uzun paslara başvurulması (Dahi teknik adam bu sezon o sorunu da çözmüşe benziyor). Cenk’in son zamanlarda güçlü bir santrafor tipine bürünmesi, Babel ve Quaresma gibi her daim tetikte bekleyen kanatların olması, Beşiktaş’ı uzun pas oynamaya ikna eden güçlü faktörlerden birkaçı. Unutmadan ekleyeyim; Pepe’nin savunmaya katılması ve Tolgay’ın pas ustalığı da oldukça etkili.

Monaco’daki pas girişimlerine baktığımızda, en çok pası merkez oyuncular Fabinho ve Moutinho’nun attığını görüyoruz. Monaco’da pas kullanımı geniş bir aralığa yayılmış durumdayken, bizde daha dengeli bir top kullanımı görüyoruz. Bizde de en çok pas yapan oyuncular merkez orta sahamızı oluşturan Atiba ile Tolgay oldu. Takım içindeki en çok paslaşmalar da yine bu ikili arasında gerçekleşti (21 kez).

İşin savunma kısmına baktığımızda, Beşiktaşlı oyuncuların top kapmaya daha istekli olduğunu görüyoruz. Cenk ve Babel dışında bütün takım, en az 1 kez topu kapabilmek için rakibe hamlede bulunmuş. Genelde stoperler, bu hamleler risk içerdiği için çok fazla bu tür hareketleri tercih etmez ancak işin ilginç yanı, takımda en çok top kapma hamlesi yapan oyuncu Tosic oldu. 4 denemesinin 3’ünde başarılı olan Tosic, “stopper” özelliğini başarıyla kullandı bu maçta. Yaptığı hamlelerin dışında, en çok pas arası yapan ve ikili mücadelelerde en çok galip gelen isim de Tosic’ti. Pepe ise tecrübesi ve hızıyla savunmadaki vazifesini yerine getirdi. Tosic’den sonra bu alanda önde gelen oyuncularımız Tolgay, Atiba ve Quaresma oldu. Tolgay-Atiba ikilisinin merkezi ne kadar iyi kapattığından bahsetmiştim. Savunmaya yakın oynadıkları zaman, Monaco gibi hücumcu bir takıma fırsat tanımadılar. Quaresma ise her zamanki gibi. 34 yaşında kariyerinin futbolunu oynuyor. Bu alanda bir diğer dikkat çekici nokta, Talisca’nın da savunmaya yardımcı olması. Orta sahaya daha yakın oynadığını söylemiştim Brezilyalı oyuncunun. Bu yakınlığı, top kapma konusunda gösterdiği çabayla pekiştirmeyi bildi.

Monaco tarafında ise Beşiktaş’ınkinden farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Glik-Jemmerson ikilisinin top kapmak için hamlede bulunmadığı Fransız ekibi, merkezde oynayan Moutinho-Fabinho ortaklığı da yetersiz kalınca, orta sahada oyun üstünlüğünü sağlayamadı. İkili mücadelelerde Beşiktaş’a önemli bir üstünlük kuran Monaco, bu avantajı sonuca yansıtamadı. Aslına bakarsanız, Monaco maçın temposunu artırabilecek hamlelerde bulunamadı desek daha açıklayıcı olur. Düşük tempolu oyunda fiziksel güçlerinin verdiği avantajla Beşiktaş’a ikili mücadelelerde üstünlük sağladılar fakat ani hamlelerde başarısız oldular.

Bu sonuçla Beşiktaş grupta 3’te 3 yaparken, bunu başaran ilk Türk takımı olmakla birlikte, tüm Şampiyonlar Ligi tarihinde 5 büyük ligden gelen takımlar hariç, bunu başaran 5. takım oldu. Grupta 2. sırada yer alan Leipzig’e 5 puan fark atan Kara Kartallar, bir üst tura biraz daha yaklaşmış oldu. Monaco ise umudunu 2. maçlara bıraktı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir