O Vahşi Siyah At – Faustino Asprilla

Faustino Hernán “Tino” Asprilla Hinestroza 10 Kasım 1969 yılında Kolombiya’nın batısında, Cali şehrinin 100 km kuzeyindeki ve ülkenin önemli liman şehri Buenaventura’nın 170 km doğusundaki Tuluá şehrinde dünyaya geldi. Tuluá, Kolombiya ve Güney Amerika’nın önemli bir bölümünde salsa merkezi olarak bilinen bir şehirdir.

Asprilla’nın çocukluğu tropikal iklime sahip, genelde sıcak ve yağışlı bir havası olan, sebze ve meyvenin bol yetiştiği bu şehirde geçti. ikliminin güzelliğiyle ters orantılı olarak suç oranı bir hayli yüksekti. Bunun bir sebebi de ülkedeki uyuşturucu ve silah kartellerinin iki merkezinin (Cali ve Medellin) arasında bulunmasıydı.

 

Babası bir çiftlikte şeker kamışı operatörü olarak çalışıyordu ve 7 çocuğunun geçimini böyle sağlıyordu. Asprilla 930 metre rakıma sahip bu şehirde en büyük zevki olan atlarla beraber koşarak günlerini geçiriyordu. Belki de bu at sevgisi onun futboluna çok büyük bir etki yapmıştı. En büyük iki tutkusu koşmak ve futbol oynamaktı. Kendisini ilk keşfeden komşuları Gilberto Román’dı. Onun vesilesiyle Asprilla Olympics için oynamaya başlamıştı ve daha o zamanlar bir asi olacağı belliydi. Kendisini bir kez maç kadrosuna almayan antrenörünü protesto için kürsüye çıplak çıkmıştı. Biraz daha büyüdüğünde Cali şehrindeki Carlos Sarmiento Lora Futbol Okulu’na girmişti. Bu okul güneybatı Kolombiya’da o yıllarda pek de bilinen bir yer değildi fakat yakın bir gelecekte dünya futboluna armağan edeceği Faustino Asprilla, Mario Yepes, Óscar Córdoba, Miguel Calero, Héctor Hurtado ve Faryd Mondragón ile ünlenecekti. 1984 yılına kadar Deportivo Cali ile bağlantılı olan okul o yıldan itibaren takımla bağlarını koparmış ve bağımsız bir okul olmuştur. Ayrıca Kolombiya’daki ilk resmi kadın antrenörlük departmanı da bu okulda kurulmuştur.

Faustino Asprilla 18 yaşına gireli henüz 2 ay olmuşken ve herkes Deportivo Cali’ye transfer olmasını beklerken ülkenin kuzeydoğusundaki Venezuelle sınırında bulunan Cúcuta şehrinin takımı olan Cúcuta Deportivo’ya ilk profesyonel imzasını atıyordu. Tesadüf bu ki daha sonra Parma’da beraber oynayacağı ve çok iyi anlaşacağı Juan Sebastián Verón’un babası Juan Ramón Verón da 1978-1979 sezonunda burada oynamıştı. Burada çıktığı 36 lig maçında attığı 17 golle lig bitiminde ülkenin en önemli takımlarından Medellín şehrinin temsilcisi Atlético Nacional’e transfer oluyordu. Artık René Higuita ve Andrés Escobar gibi oyuncularla takım arkadaşı oluyordu. Medellín şehrine gelmesiyle alakalı olarak ‘’ babama her zaman söylüyorum, benim Medellín şehrinde doğmuş olmam lazımdı’’ şeklinde açıklama yapacaktı 2009 yılında bir dergiye.

Atlético Nacional ‘’El Tino’’ gelmeden hemen önce Güney Amerika’nın en büyük kupası olan Copa Libertadores’i ilk kez kazanmıştı. 1981 yılında gelen lig şampiyonluğundan 8 sene sonra bir başka büyük başarı geliyordu. Asprilla’nın da gelmesiyle takımın ivmesi yükseldi ama bu şampiyonluğa yetmedi ve 2.likle yetinmek zorunda kaldılar. Bu arada 1990 yazında İtalya’da yapılan Dünya Kupası’nda 28 yıl aranın ardından mücadele edecek olan Kolombiya Milli Takımı’na Atlético Nacional’den 7 futbolcu çağrıldı ama bunların içinde Asprilla yoktu. Bir sonraki sezon yani 1991 yılında önceki iki sezonun 2.liğinin ardından 10 yıl aradan sonra 5. lig şampiyonluğu geldi. Asprilla için işler yolunda gidiyordu. Bu arada Catalina Cortes ile tanışıp evlendi ve bu evlilikten Santiago adını verdikleri bir oğlu oldu. Bir sonraki sezon da iyi performansını sürdürüp Atlético Nacional’de geçirdiği 3 sezon, oynadığı 75 lig maçı ve attığı 32 golün ardından rotasını İtalya’ya çevirdi. Dünya Kupası için gidemediği İtalya’ya iki sene sonra Seria A’da Parma forması giymek için geliyordu. Parma bu transfer için 4 milyon dolar bonservis bedeli ödemişti. (Bir iddiaya göre Asprilla 7 milyon dolar karşılığı Parma’ya transfer olmuştu ve bu paranın 4 milyon doları Medellin Karteli tarafından alınmıştı.)

Asprilla yeni takımındaki ilk antrenmanına katılmamıştı. Teknik Direktör Nevio Scala Asprilla’yı gördüğünde bunun nedeni sordu ve aldığı cevap oldukça şaşırtıcıydı; Asprilla’nın saatine göre antrenman vakti henüz gelmemişti çünkü saati Kolombiya’ya göre ayarlıydı hala. Oturmak için aradığı evi antrenman tesislerinin yakınında bulmuştu. ’’El Tino’’ Gianfranco Zola ile aynı binada yaşamaya başlamıştı ama bu Zola için hiç de kolay olmayacaktı, evden gelen yüksek müzik sesi uyumayı ve dinlenmeyi imkansız hale getiriyordu.

Parma 1991 – 1992 sezonunda İtalya Kupası’nı müzesine götürmüştü. Yeni sezon öncesi kadrosunu daha da güçlendirmişti. Asprilla ilk önemli sınavına İtalya Süper Kupası maçında Milan karşısında çıkacaktı. 90 dakika sahada kaldığı maçta takıma tam alışamadığı belli oluyordu. Milan, Marco Van Basten ve Massaro’nun golleriyle 2 – 1 lik skorla Parma’yı geçip süper kupayı müzesine götürüyordu. Parma bu maçın intikamını 24 Mart 1993 ‘te San Siro’da Milan’ı Asprilla’nın attığı muhteşem frikik golüyle 1 – 0 yenerek alacaktı. Bu aynı zamanda Milan’ın 58 maçlık yenilmezlik serisinin de sonu demekti. Nevio Scala, Fabio Capello’yu Asprilla’nın golü sayesinde deviriyordu. İlk sezonunda oldukça iyi bir performans sergileyen ‘’El Tino’’ sezon sonunda başarılarına o zamana kadarki en büyük halkayı ekleyecekti; Parma ‘Avrupa Kupa Galipleri Kupası’’nı tarihinde ilk kez müzesine götürüyordu. 12 Mayıs 1993’te Wembley Stadı’nda Belçika temsilcisi Royal Antwerp’e karşı oynanan final müsabakasında sakatlığından dolayı yedek olarak bekleyen Asprilla oyuna girememişti ama final maçına kadar takımına 4 gollük katkı sağlamıştı. Şüphesiz bunların en dikkat çekeni 6 Nisan 1993’teki yarı final ilk maçında deplasmanda Atletico Madrid’e attığı 2 goldü. Ligde de 50 puanla şampiyon olan Milan’ın 9 puan gerisinde ikinci İnter’in ardından 41 puanla 3. olarak tamamlıyorlardı. Parma beklentileri fazlasıyla yerine getirirken Asprilla da sezonu toplamda 11 golle tamamlamıştı.

1993 – 1994 sezonu öncesi Avrupa Süper Kupası maçında Parma Milan ile karşılaşıyordu. Henüz 5 ay önce rakibinin 58 maçlık yenilmezlik serisine son veren Parma ilk maçta sahasında Jean-Pierre Papin’in golüyle 1 – 0 yeniliyordu.

Rövanş öncesi herkes Milan’ın kupayı kaldıracağına eminken Parma otoriteleri şaşırtıp Sensini’nin golüyle 90 dakikayı 1 – 0 önde kapatıyordu. Uzatma dakikalarında Crippa’nın golüyle skoru 2 – 0 yapan Parma Avrupa Süper Kupası’nı ilk kez müzesine götürüyordu. İki maçta da 90 dakika sahada kalan Asprilla etkili oyunuyla göz doldurmuştu. İlk geldiği sezondan daha etkili olmaya başlayacağının sinyallerini vermeye başlamıştı.

5 Eylül 1993’te 94 Dünya Kupası Güney Amerika Elemeleri’nde Kolombiya, 75,000 taraftarın tıka basa doldurduğu Buenos Aires’deki Monumental Stadı’nda Arjantin ile karşı karşıya geliyordu. Arjantin evinde 6 yıldır ve 33 maçtır yenilgi yüzü görmüyordu. Asprilla’nın kariyerinde bu maç yeni bir sayfa açacaktı. Batistuta, Simeone, Redondo’lu Arjantin, favori olarak çıktığı maçta kendi sahasında Kolombiya’ya 5 – 0 mağlup oluyordu. Maçın tartışmasız yıldızı 2 gol 1.5 asistle oynayan ‘’El Tino’’ydu. Ertesi gün başta Güney Amerika’dakiler  olmak üzere bir çok gazete ve derginin manşetindeydi Asprilla. Maçın ardından Pele ‘’Kolombiya 94 Dünya Kupası’nı kazanabilir.’’ diyerek tutmayan kehanetlerine bir halka daha ekliyordu. Ama o gün o maçı izleyen çoğu kişi muhtemelen Pele ile aynı görüşteydi. Bu maçın bir başka etkisi de Arjantin için Maradona’nın dönüşünün kesinleşmesiydi zira bu hezimet sonrası bütün Arjantin 15 aylık men cezası yakında bitecek olan Maradona’yı beklemeye başlamıştı.

1993 – 1994 sezonu da Parma ve Asprilla için geçen sezona yakın geçti. Parma ligi bir önceki sezonla aynı puanda (41) bitirirken sıralaması geçen sezona göre iki basamak düşüyordu (5.). Bu sezon da Kupa Galipleri Kupası’nda finale yükselen Parma, bu kez finalde Arsenal’e yeniliyor ve kupayı İtalya’ya getiremiyordu. Geçen sezonla bu sezonun arasında şaşırtıcı benzerlikler bir hayli fazlaydı; şampiyon yine Milan’dı ve gol kralı bu sezon da Lazio’lu Giuseppe Signori oluyordu. Sezonun sürprizi ise bir önceki sezonu şampiyon Milan’ın ardından ikinci sırada tamamlayan İnter’in bu sezonu düşme hattının 1 puan üstünde on üçüncü olarak tamamlamasıydı.

1994 – 1995 sezonuna girerken Parma’nın kadrosu iyice oturmaya başlamıştı. Nevio Scala’nın 1989 yazında göreve gelmesinin ardından attığı temeller son iki sezonda meyvesini vermeye başlamış, hem ligde hem de avrupa kupalarında Parma tarihinin en başarılı sonuçları gelmişti. Bu sezon diğer iki sezondan farklı olarak Kupa Galipleri Kupası’nda değil UEFA Kupası’nda mücadele edecekti Parma ve hedef bu kupayı da kazanmak olacaktı şüphesiz. UEFA Kupası’nın son 6 sezonunda İtalyan Takımları finale çıkmıştı ve bunların beşinde kupa İtalya’ya gelmişti. Bu sezon da gelenek devam edecekti ve finale iki İtalyan Takımı, Parma ve Juventus çıkacaktı. Parma finale kadar zorlu maçlardan başarılı skorlarla ayrılmayı bilmişti. Avrupa maçlarını seven Asprilla bu kez yarı finale kadar gol sevinci yaşayamamıştı, bunda İtalya’ya iyice alışması sonucu kendini maçlardan çok partilerde göstermeye başlamasının da etkisi vardı kuşkusuz. Özellikle Zola’nın müthiş performansı sonucu Parma yarı finale gelmişti. Yarı finalde zorlu bir eşleşme bekliyordu Parma’yı, rakip Almanya’nın Bayer Leverkusen takımıydı. Asprilla sezonun kritik müsabakalarında tam anlamıyla bir patlama yaşadı ve 2 maçta 3 gollük bir performansla takımını UEFA Kupası finaline taşıdı. Finalde rakip İtalya’nın en büyük takımlarından Juventus’tu. Final müsabakalarına damga vuran isim ise iki maçta iki gol atan Dino Baggio idi. Herkes Roberto Baggio’dan maçlara damga vurmasını beklerken Dino Baggio tam anlamıyla şov yaparak kupayı Parma’ya kazandırmıştı. Parma ligde da otoriteleri şaşırtmamış ve sezonu averajla aynı puandaki Lazio’nun altında 3. olarak bitirmişti. UEFA Kupası Finali’nde Parma’ya kaybeden Juventus ise ligde şampiyon olmayı başarıyordu. Gabriel Omar Batistuta bir sezonluk Serie B molası sonrası döndüğü Serie A’da attığı 26 golle sezonu gol kralı olarak kapatırken vatandaşı Abel Balbo da 22 golle ikinci oluyordu. Asprilla UEFA Kupası Yarı Final Müsabakaları haricinde çok parlak bir performans gösterememişti bu sezon ve önümüzdeki sezon için kadrodaki yerini tehlikeye atmıştı.

1995 – 1996 sezonu ‘’El Tino’’ için iyi başlamıyordu. Teknik direktör Nevio Scala Asprilla’ya kadroda düşünmediğini iletmişti. Asprilla takımda kalıp savaşmayı tercih etti ama ligin ilk yarısında 5 ay boyunca sadece 6 karşılaşmada görev alabildi. Devre arasında ayrılmayı iyice düşünmeye başlamıştı. Newcastle United’dan gelen teklif sonrası bu düşüncesi gerçeğe dönüşüyordu. Geride ise Serie A’da çıktığı 84 maçta attığı 25 gol, ligde 3 sezonda sırasıyla takımıyla kazandığı üçüncülük, beşincilik ve üçüncülük, bir Avrupa Kupa Galipleri Kupası, bir UEFA Kupası, Bir Avrupa Süper Kupası bırakıyordu.

Newcastle United Asprilla için 6.700.000 pound bonservis bedeli ödemişti. Kevin Keegan’in öğrencileri ligde Manchester United ile kıyasıya bir şampiyonluk mücadelesinin içindeydi ve ligin ikinci yarısı için Asprilla transferiyle avantajlı konuma geçmeyi düşünüyorlardı. Newcastle formasıyla ilk maçına Middlesbrough karşısında çıkacaktı Asprilla. Yedek olarak başladığı maçta takımının 1-0 geriye düşmesi sonucu oyuna girdi ve bir kaç dakika sonra yaptığı asistle takımı beraberliği yakaladı, daha sonra gelen bir gol ile de 2-1 galip ayrıldı sahadan. İlk maçında kenardan gelip takıma yaptığı etki oldukça ses getirmişti. Otoriteler Newcastle United’ın şampiyonluk şansının Asprilla’nın gelişi ile arttığını düşünüyordu. Fakat Asprilla İngiltere’nin gece hayatına İtalya’dakinden hızlı adapte olmuştu ve bu performansını etkiliyordu. Newcaste United sezonu Manchester United’ın 4 puan gerisinde ikinci olarak bitiriyordu. Asprilla ligde beklenen katkıyı verememişti ama takım arkadaşı Les Ferdinand ligde attığı 25 golle şampiyonluk umutlarını son haftaya kadar taşımıştı. Ligde aldıkları 4-3 lük Liverpool yenilgisi Manchester United ile önce puanların eşitlenmesine, ardından ligin son iki maçında da aldıkları iki beraberlik ile de Manchester United’ın 4 puan farkla şampiyon olmasına sebep oluyordu. Bu arada Asprilla 1996 yılında FIFA tarafından aktif futbolcular arasındaki en iyi altıncı oyuncu seçilmişti.

1996 yazında Newcastle United, önümüzdeki sezon için en büyük hamlesini yaptı ve son iki sezonun gol kralı Alan Shearer’ı renklerine bağladı. Hücum hattında Shearer, Ferdinand ve Asprilla; arkalarında ise David Ginola olacaktı. Bu oyuncuların tamamı 1 yıl içerisinde transfer edilmişlerdi ve önümüzdeki sezon için mutlak hedef şampiyonluktu. David Ginola’nın yeteneklerinden Newcaste United kadar Asprilla da faydalanıyordu ama takımından farklı olarak bu  onu saha dışında yapıyordu. Evinde verdiği partilere çağırdığı kadınlara partiye Ginola’nın da geleceğini söylüyordu ve yakışıklı futbolcunun adını duyan kadınları evine çekiyordu. Ginola hiç bir zaman partiye gelmese de Asprilla halinden memnundu.

1996 – 1997 sezonuna iyi başlayan Newcastle United yine Manchester United ile şampiyonluk yolunda çekişiyordu. Devre arasında bir kaç maçlık beklenmeyen puan kayıpları sonrası yönetim mutlak şampiyonluk hedefinden uzaklaşıldığı gerekçesiyle Kevin Keegan ile yollarını ayırıp takımın başına Kenny Dalglish’i getiriyordu. 2 sezon önce Blackburn Rovers ile şampiyonluk yaşayan Dalglish, Newcastle United için de umut olmuştu. Şüphesiz takımın başına geçmesinde Blackburn’de beraber çalıştığı Alan Shearer’ın da payı vardı. Dördüncülükten aldığı takımı averajla ikinciliğe taşıyan Kenny Dalglish, şampiyonluğu Manchester United’a kaptırıyordu. Asprilla, aynı mevkide oynadığı Alan Shearer ve Les Ferdinand’ın yüksek formları ve kendisinin bir türlü istikrarı yakalayamaması sonucu fazla şans bulamamıştı bu sezon. Shearer attığı 25 golle sezonu art arda üçüncü kez gol kralı olarak kapatırken Ferdinand da takımına 16 gollük bir katkı yapmıştı. Herkes sezon sonunda satılacağını düşünürken önce Les Ferdinand ve David Ginola’nın takımdan ayrılması, ardından sezon öncesi kampta Alan Shearer’ın sakatlanması sonucu takımda kalıyordu.

1997 – 1998 sezonunda forvet eksikliğine rağmen Asprilla ilk maçlarda gösterdiği düşük performans neticesinde kadroya girmekte zorlanıyordu. Kadroya girememesinin bir diğer sebebi de antrenmanlara ve takım toplantılarına geç kalmasıydı. Bir takım toplantısına katılması gerektiği saatte evinde iki kadınla olduğu ortaya çıkınca iyice gözden düştü. Kadroya girme konusunda hiç umudunun olmadığı anda 17 eylül 2017 tarihinde Barcelona ile oynayacakları şampiyonlar ligi maçında ilk 11 çıkacağını öğrendi. Bu maç hem Asprilla’nın hem de Newcastle United’ın ilk şampiyonlar ligi maçı olacaktı. Alan Shearer’ın henüz iyileşmemesi ve Barcelona defansını aşabilecek hızlı bir oyuncuya gereksinim duyulması Asprilla tercihini gündeme getirmişti. Kariyerinde yaptığı önemli maçlardaki patlamanın en büyüğünü bu maça saklamıştı sanki; biri kendi yaptırdığı penaltıdan olmak üzere 3 gol atıp hat-trick yapıyordu ve Barcelona kendisini ne yapsa durduramıyordu. 3-0 dan sonra kendine gelen Barcelona oyunu rakip sahaya yıkıp 2 gol buluyordu ama bu maçı almaya yetmiyordu. 3-2’lik Newcastle galibiyeti sonrası Asprilla uzun bir aradan sonra manşetlerdeydi. Ne kadar gariptir ki bu Newcastle formasıyla attığı son goller olmuştu. İngiltere’deki takımların katı disiplini İtalya’ya benzemiyordu ve Asprilla harika Barcelona maçı performansına rağmen tekrar kadroya giremiyordu. Devre arasında eski kulübü Parma Asprilla’yı geri almak istedi ve kendisi de bunu sevinçle kabul etti. 6.000.000 pound bonservis bedeli karşılığında eski kulübüne geri dönüyordu. Newcastle United formasıyla çıktığı 48 lig maçında 9 gol ve 11 avrupa kupası maçında 9 gol ile toplamda 59 maçta 18 gollük bir performans sergileyerek Ada serüvenini noktalıyordu.

Parma’ya ikinci gelişinde takımın başında bu kez teknik direktör Carlo Ancelotti vardı. Nevio Scala’nın 96 yazında görevinden ayrılmasının ardından yerine bir başka İtalyan Carlo Ancelotti gelmişti. Takımda altyapıdan çıkan gençler ve diğer takımlardan transfer edilmiş genç oyuncularla iyi bir iskelet kurulmuştu. Son yıllarda takımın başarısında önemli payı olan tecrübeli oyuncularla yollar ayrılmıştı ama gelen gençlerden çok iyi verim alan Ancelotti, ilk sezonunda takımı şampiyondan sadece 2 puan geride ikinci yapıyordu. İkinci sezonun başında da gençlik hamleleri devam ediyordu ve takımın o zamanki kadrosunun büyük çoğunluğu ilerdeki on yıla damga vuracak oyunculardan oluşuyordu. Bu arada Zola gibi önemli oyuncular da elden çıkarılıyordu. Asprilla’nın geri gelişi biraz da kulübü tanıyan tecrübeli oyuncu ihtiyacından kaynaklanıyordu. Takım kadrosundaki önemli değişikliklere rağmen Parma o sezonu 57 puanla altıncı sırada bitiriyordu ama bu yönetimi memnun etmeye yetmeyecekti. Sezon sonu Carlo Ancelotti ile yollar ayrılıp takımın başına Alberto Malesani gelecekti. Asprilla Parma için mücadele ettiği ligin ikinci yarısında pek varlık gösteremiyordu ve sezonu golsüz kapatacaktı. İlk Parma serüvenindeki kadroya göre bu kez daha fazla bitirici santraforun takımda olması (Hernan Crespo ve Enrico Chiesa) ve oyun sisteminin buna göre şekillenmesi Asprilla’nın hareket alanını ve etkinliğini azaltan bir başka faktördü.

1998- 1999 sezonuna teknik direktör değişikliğiyle giren Parma, transferde de hızlıydı. Alberto Malesani yönetiminde geçen sezondan daha iyi bir yerde ligi bitirmeyi amaçlayan Parma; Juan Sebastion Veron, Alain Boghossian ve Abel Balbo gibi isimleri kadrosuna katmıştı. Şüphesiz ki Abel Balbo’nun gelişiyle Asprilla dördüncü tercih duruma düşmüştü Malesani için. Yapı olarak da rekabetçi olmayan Asprilla, sezonu takımın performansına ters orantılı olarak çok düşük geçiriyordu. Parma ligde aldığı başarılı sonuçlarla ve oynadığı güzel futbolla dikkat çekerken ligi 55 puanla dördüncü sırada bitirecekti. Ligde dördüncü olmalarının bir nedeni de mücadele ettikleri UEFA Kupası’nda ve İtalya Kupası’nda finale kadar ilerlemeleriydi. Önce  İtalya Kupa Finali müsabakalarında Fiorentina karşısında evinde  1-1 ve deplasmanda 2-2’lik beraberlikler sonucu deplasman golü avantajıyla İtalya Kupası’nı müzesine götüren Parma, 12 mayıs 1999 günü de UEFA Kupası finalinde Marsilya ile karşılaşıyordu. Moskova’daki mücadelede Marsilya’yı adeta sahadan silen Parma, 55. dakikada skoru 3-0 yapıp işi bitiriyordu. Kariyerinin en iyi maçlarını önem ve stres düzeyi yüksek karşılaşmalarda sergileyen Asprilla ise bu mücadeleye ancak 84. dakika itibariyle dahil olabiliyordu; o da 2 gol atan maçın ve sezonun yıldızı Hernan Crespo’nun alkışlatılmak için oyundan alınması vesilesiyledi. Bir anlamda, oyuna girdiği son altı dakika da Asprilla için Parma’ya ve Avrupa Futbolu’na bir veda gibiydi. İkinci Parma macerası bir buçuk sezon sürüyordu ve bu süre zarfında Serie A’da 12 lig maçına çıkıp 1 gol atabilmişti. İtalya Kupası’nda 3 maçta 2 gol ve UEFA Kupası’nda 5 maçta görev alıp skora katkı yapamamıştı. Avrupa Futbolu’nda geçirdiği 7 sezonda mücadele ettiği kulüpler adına sürekliliği olmasa da çok özel anlarda yaptıklarıyla güzel bir iz bırakmıştı. Bu yüzden de bugün hala hem Parma hem de Newcastle taraftarı için özel yeri olan bir oyuncu konumundadır. Mücadele ettiği kulüpler Asprilla’nın oynadığı dönemlerde belki de tarihlerinin en iddialı oldukları sezonları geçirmiş, en yüksek lig ve avrupa derecelerini yapmıştı. Bir diğer ilginç anektoda da ayrıldığı kulüpler Asprilla’nın ardından geçirdikleri sezonlarda aynı başarıları bir daha gösterememiştir. Kendisine yapılan yatırımların karşılığını tam olarak veremese de yeteneği ve göze hoş gelen stili sayesinde her zaman dikkat çeken bir oyuncu olmuştur.

Avrupa Kıtası’nda geçirdiği 7 sezonun ardından yeni istikameti Brezilya oluyordu Asprilla’nın. Güney Amerika’nın en büyük kupası olan Libertadores Kupası’nın son kazananı Palmeiras’ın Asprilla’yı ikna etmesi zor olmamıştı. Burada da kıtanın en ünlü teknik adamlarından biri olan Luiz Felipe Scolari ile çalışacaktı. Palmeiras’ın kadrosu o dönem için oldukça iddialıydı. ’’El Tino’’ Palmeiras’da geçirdiği bir sezonda beklentilerin altında kaldı. Çıktığı 12 maçta fileleri 2 kez havalandırabildi. Asprilla’lı kadrosuyla tekrar Libertadores Kupası finaline yükselen Palmeiras’ın finaldeki rakibi Arjantin temsilcisi Boca Juniors olmuştu. İlk maçta son 5 dakika oyuna giren Asprilla rövanş maçında ise 35. dakikada sakatlanan Marcelo Ramos’un yerine oyuna dahil oluyordu. İki ayaklı finalin her iki maçı da eşitlikle sona erdiği ve uzatmalarda da denge bozulmadığı için şampiyonu penaltı atışları belirleyecekti. Takımı adına ikinci penaltıyı kullanan Asprilla’nın ve üçüncü penaltıyı kullanan dönemin ünlü stoperi Roque Junior’ın atışlardan yararlanamamaları sonucu kupa Arjantin’e gidiyordu. Bu kaybedilen final de Asprilla’nın Palmeiras’daki son maçı olmuştu. Bu sene çıktığı bir diğer önemli karşılaşma da Kıtalararası Kupa’da Mancheter United’e karşı oynadığı maç olmuştu. İlk on birde çıktığı karşılaşmada 56 dakika sahada kalan Asprilla pek bir varlık gösteremedi, maç da Manchester United’ın 1-0’lık üstünlüğüyle sona erdi.

Yeni sezon için bir diğer Brezilya temsilcisi Fluminense ile anlaşan Asprilla, burada geçirdiği sezonda eski günlerine selam gönderiyordu. 12 lig maçına çıkıp 8 gol atan Asprilla burada geçirdiği sezonun ardından bu  kez rotasını Meksika’ya çeviriyordu, yeni durağı Atlante olmuştu. Buradaki sezonun ardından ülkesinin takımlarından Atletico Nacional’e geçen Asprilla bir sonraki sezon da Şili temsilcisi Universidad de Chile ile anlaşmıştı. Artık futbolu bir gezgin edasıyla zevk için oynuyordu. Universidad de Chile macerasının ardından yeni durağını Arjantin temsilcisi Estudiantes olarak belirleyen ‘’El Tino’’, burada jübilesini yapmayı düşünürken doğduğu şehir olan Tulua’nın takımı Cortulua’dan gelen teklif üzerine bir maçlığına kendi topraklarına dönüyordu. Oynadığı tek maçın ardından aktif futbol yaşantısına son noktayı koyan Asprilla, kendisini dünya futboluna armağan eden eski kulübü Atletico Nacional formasıyla futbolu bırakmasının üzerinden beş yıl geçtikten sonra bir jübile maçı organize ediyordu. Temmuz 2009’da Medellin şehrindeki karşılaşmada son kez Atletico Nacional formasını giyen Asprilla, bu tarihten sonra yardım ve eğlence maçları için zaman zaman sahalara çıkmaya devam edecekti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir