Johan Cruyff: Benim Oyunum

Futbol tarihine birçok başarılı oyuncu ismini kazımayı başardı ancak pek azı, Johan Cruyff kadar etki bıraktı. Harika bir futbolcu olarak Ajax ile Avrupa’nın zirvesine çıkarken, bir o kadar iyi teknik adamlık kariyeriyle de günümüz Barcelonasının temelini attı. Ünlü futbol adamı, ismini futbola kazandırdığı müthiş çalımdan (Cruyff dönüşü) alan kitabında kendi futbol öyküsünü tüm merak edilenleriyle anlatmış.

Bu harika otobiyografi, ünlü oyuncuyla özdeşleşmiş olan 14 sayısına ithafen, tam 14 bölümden oluşuyor. Bu 14 bölüm boyunca da Johan Cruyff’un futbol yaşantısına tanıklık ediyoruz.

Henüz küçük bir çocukken kapısından girdiği Ajax’la geçen bir ömür, kitabın büyük bölümünü oluşturuyor. Erken yaşta babasını kaybettikten sonra Cruyff’un gelişimine katkıda bulunanları onun dilinden öğreniyoruz. Kulüpte görev yapan Henk amca, babasının vefatından sonra Cruyff’un annesiyle evlenmiş ve aileye kol kanat germiş. Ayrıca, total futbolun yaratıcısı, dönemin Ajax’ında teknik adamlık yapan Rinus Michels’in de genç Johan’a zor zamanlarında büyük yardımları dokunmuş. Cruyff’un ağzından o günler hakkında bilgi almak müthiş keyifli.

Benim Oyunum’da ünlü oyuncunun sayısız anısına tanıklık ediyorsunuz. Bunlardan bazıları; Cruyff’un Ajax’tan ayrılışına sebep olduğu söylenen meşhur kaptanlık seçimini ünlü oyuncudan öğreniyoruz. Takım arkadaşlarının onun yerine Keizer’i seçmiş olmaları, bardağı taşıran son damla oluyor ve Cruyff Barcelona’ya rekor bir bedel karşılığında transfer oluyor. Bunun dışında, Barcelona’dayken başına gelen, ailesini tehdit altında bırakan olayın etkilerinden bahsetmiş ünlü futbol adamı. 1978’deki Dünya Kupası’na katılmama kararında bu olayın da rolü büyükmüş. Ailesini Dünya Kupası süresince yalnız bırakmak istemeyen yıldız oyuncu, teknik adam Ernst Happel’in yoğun ısrarlarına rağmen takıma katılmayı reddetmiş. Kim bilir, katılmış olsaydı belki de 1974’ün aksine kupayı kazanırlardı.

Cruyff’a futbol hayatında eşlik ederken onunla bu yolculukta yan yana yürümüş olanları da tanıma fırsatına sahip oluyoruz kitapta. Rinus Michels, Piet Keizer, Carles Rexach ve Marco van Basten gibi isimleri Cruyff’un gözünden görüyoruz. Bu isimlerle arası zaman zaman kötü olsa da, kendi hesaplaşmasını kendi içinde yapmayı başaran Cruyff, hayata veda etmeden önce hepsini anlayabildiğini, hiçbirisine kızgın olmadığını belirtiyor.

Fikrimi sorarsanız, kitabın başında Cruyff hakkında olumsuz görüşlere sahip olmuştum. Kibirli ve geçimsiz birisi olduğunu düşünmüştüm. Ama sayfalar ilerledikçe ona ne kadar çok benzediğimi fark ettim. Cruyff’un kariyeri boyunca ve sonrasında yaptığı, içinde bulunduğu kurumları geliştirmeye çalışmaktan ibaretti. O, bunu kendi bildiği yollarla yapmak istemişti ancak doğru söyleyeni dokuz köyden kovdukları için, sayısız yönetimle sayısız sorun yaşamak zorunda kalmış.

Onun ne kadar büyük bir isim olduğunu anlamak için, Barcelona’ya bakmanız yeterli. Bu müthiş insanı saygıyla anıyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir