Hollandalı Sihirbaz: Wesley Sneijder

Türkiye’ye gelen en iyi 10 numaralardan biri olan Wesley Sneijder, Türk futbolseverlere sayısız güzel an yaşattıktan sonra Galatasaray’dan bu yaz ayrıldı. Birkaç yıl önce verdiği bir röportaj, onun hayatından kesitler sunuyor. İlgilenenlerin aşağıya bakmasını tavsiye ederim.

Wesley Sneijder, Hollanda sokaklarında başladığı futbol hayatında çok büyük kulüplerde ve turnuvalarda boy gösterdi. Geçtiğimiz 5 yıl içinde Dünya kupası ve Şampiyonlar ligi finalinde mücadele etti. Hollanda’da yetiştirdiği oyuncularla tanınan Ajax akademisinden mezun olan Wesley, genç takım koçu Danny Blind’in menajer Ronald Koeman’a önerisiyle 18 yaşında A takıma yükseldi. Ajax’ın A takımında geçirdiği 5 yılın sonunda, €27 milyon karşılığında Real Madrid’e transfer oldu.

Ajax akademisi, oyuncuların oyunlarını geliştirmesine verdiği katkıyla tanınıyor. Sneijder de, bu kaliteli eğitimden geçmiş bir oyuncu. Bu sayede, iyi bir golcü, yaratıcı bir oyun kurucu, sağlam bir oyun karakteri, harika bir pas yeteneği ve bir duran top uzmanı haline geldi. Tüm bu özellikleri, çok çalışması, öğrenmeye ve kendini geliştirmeye açık olması sayesinde kazandı.

Başarılı bir futbol ekolünden gelen Sneijder, Hollanda, İspanya, İtalya ve şimdi de Türkiye’de kazanan takımların bir parçası oldu. 2010 yılında Inter’de kazandığı Avrupa şampiyonluğu ve FIFA Ballon d’Or adaylığından sonra, şimdi de Türkiye’de Galatasaray forması giyiyor.

Sokaklarda Büyüyen Bir Yıldız

Çocukluk anıları hatırlatıldığında, sokakta oynadığı dönemleri anlatıyor Sneijder. Kendisinden daha büyüklerle oynamanın futboluna katkı sağladığını belirtiyor. “İşçi sınıfının yaşadığı bir çevrede büyüdüm. Tüm çocuklar dışarıda oynuyordu. Bizim sokakta bir futbol alanı vardı, her gün orada oynuyordum. Abim Jeffrey ile bizden daha büyük çocuklarla oynuyorduk ve bu da bizi geliştiriyordu” diyor Sneijder.

“Sokak futbolu, kulüpte yapılan antrenmanlardan çok daha zorluydu. Sokakta, sizden büyük ve farklı seviyedeki oyunculara karşı mücadele ediyorsunuz. Ayrıca, hakem de olmadığı için, “orman kanunlarının” geçerli olduğu maçlar yapıyorduk. Size karşı sert bir müdahale olduğunda, genç olmanız ya da canınızın yanması önemli olmazdı; devam etmek zorundaydınız. Sonuçta, sokak futbolu size sert, hazır ve sahada yaratıcı olmayı öğretiyordu.”

Futbola sokakta başlayan Sneijder, 1991 yılında meşhur Ajax akademisine dahil oldu. “Ajax akademisi, benim için harika bir deneyim oldu. Abim Jeffrey ve kardeşim Rodney de orada benimle birlikteydi ve bu sayede her şey çok daha kolay ve keyifli oldu.” diyor Sneijder. “Çok disiplinli ve zorlu bir yapısı vardı. Kulüp, akademiye yoğun ilgi gösteriyordu. Antrenmanlar oldukça iyiydi ve yaş seviyesinde kulübün oyun felsefesi olan 1-4-3-3 sistemi uygulanıyordu.”

Ajax, güçlü bir oyun felsefesine sahip ve oyuncu yetiştirme konusunda uzmanlaşmış bir kulüp. Wesley’e göre, Hollandalı oyuncular sahip oldukları oyun stiliyle, ülkedeki kulüplerin düzeyini aşabilecek düzeyde ve bu kaliteli eğitimin sonucunda kendilerinden emin futbolcular haline geliyorlar. “2 ayağın da yere sağlam basması” düşüncesiyle yetiştik Hollanda’da. Genç takımlardan itibaren, esnek, çalışkan ve oyunu okumayı bilecek seviyede oyuncular olarak eğitildik. Ayrıca, güçlü bir pozisyon bilgisi aşılanması için çalıştık.” diyor Sneijder.

Oyuncu gelişimi konusunda ne tür antrenörlerin daha etkili olduğu tartışma konusu olabilir. Oyuncunun yaratıcılığını ortaya çıkarmada nasıl bir koç yaklaşımı olması gerektiğini Sneijder şöyle açıklıyor: “Ajax akademisindeyken, genç bir oyuncu olarak topla yapılan her hareketten büyük keyif alırdım. Uyguladığımız 1-4-3-3 sistemi de oyunuma çok uygundu. Koç yaklaşımına gelirsek; fazla kurallardan kaçınan ve keşfetmek ya da deneyimlemek için oyuncuya özgürlük tanıyan antrenörleri tercih ederim. Benim için gelişmenin en iyi yolu budur. Ayrıca, maç sırasında bizleri azarlayan antrenörlerden ziyade, maçtan önce hatalarımızı belirten hocalar daha iyi olur.”

Wesley’in söylediklerinin haklılığı, oyuncunun geldiği noktadan anlaşılıyor. Sneijder, izleyiciyi şaşırtan, teknik kapasitesi yüksek bir oyuncu durumunda. Peki, koçların doğru zamanda oyunculara müdahale etmesi dışında, ne gibi davranışları daha olmalı diye sorulduğunda Wesley şöyle diyor:

“Sabırlı olmalılar ve oyuncuların kendilerini zamanla geliştireceklerini bilmeliler. Oyuncuların oyun stillerine daha sıkı bağlanmaları için zorlamalı ve kendilerini geliştirmelerine izin vermelilerdir.”

Sneijder’e göre, oyuncunun çevresinin de futbol gelişimine çok önemli etkileri var: “Sokakta oynayarak büyüyen bir çocuk, diğerlerine göre önde başlıyor diyebilirim. Bu sayede, küçük yaşta zor koşullarda oynamayı öğreniyorsunuz. Kendi deneyimlerimden biliyorum ki, işçi sınıfının ağırlıklı olduğu mahallelerde büyüyen çocuklar, başarılı olmak için daha hırslı oluyorlar ve bu sayede çevresel koşullardan daha çok etkileniyorlar.”

Sneijder’in kariyerine baktığımızda, onun birçok farklı ülkede top koşturduğunu görüyoruz. Hollanda, İspanya, İtalya ve şimdi de Türkiye’de olmak üzere hep yüksek seviyede futbol oynadı. Oynadığı bu ülkelerdeki futbol stilleri hakkında fikri sorulduğunda şöyle cevap veriyor: “Oyun stilleri kesinlikle çok farklı. Hollanda’da Ajax için oynamak demek, 1-4-3-3 sisteminde ve belirli bir düzende hücum yapmak anlamına geliyor. İspanya’da ise, Real Madrid’de teknik kapasite çok yüksek olduğu için hızlı bir oyun oynamanız ve topa sahip olmanız bekleniyor. İspanyol oyuncuların tekniği muazzam ve büyük bir coşkuyla oynuyorlar.”

Wesley, Inter dönemini de kendisine çok şey öğreten bir süreç olarak tanımlıyor. Savunmaya odaklanarak da başarılı olunabileceğini gören Sneijder, 2010 Şampiyonlar Ligi Finali’nde taraftarlara göre maçın adamı seçilmiş ve Inter’in attığı ilk golü hazırlayan isim olmuştu.

2013’de Türkiye’ye transfer olan Sneijder kısa sürede Türk insanının futbola olan ilgisinin diğer ülkelere nazaran çok daha yoğun olduğunu fark etmiş. Orada her maçın bir savaş olduğunu ve kazanılması gerektiğini belirtiyor. Bunca ülke gezmiş birisi olarak, Sneijder, kazandığı deneyimler ve gördüğü farklı oyun stilleriyle, gelişimine devam etmeyi sürdürüyor.

Başka bir ülkeye gitmenin, oyun stillerinden başka konularda da etkileri mevcut. Yabancı ülkeye ve kültüre adapte olabilmek, bu işin en zorlu yanlarından biri. Wesley, bu konuda yaşadıklarını şöyle belirtiyor: “Bu kültür farklılıklarını deneyimlemek harika. Öğrendiğim en önemli ders, yaşamaya başladığım yerdeki kültüre ve dile uyum sağlamanın gerekliliği oldu. Bu konuda açık fikirli olabilmek, sadece bir sporcu olarak değil, bir birey olarak da çok önemli.”

10 yıldan uzun bir süredir profesyonel futbol hayatını sürdüren Sneijder’in gençlere de bazı tavsiyeleri mevcut: “Çalışmaya devam etmeliler; sağlık bir yaşam sürmeliler ve iyi beslenmeliler. Belirli bir noktaya ulaşabilmek için, kendilerine hedefler koymalılar ve buna odaklanmalılar. Ve ayrıca, oyuna olan coşkularını hiçbir zaman kaybetmemeli ve asla vazgeçmemelidirler.”

İster yerel bir sahada olsun, ister Dünya Kupası finalinde, her oyuncunun kariyerinde dönüm noktaları mevcuttur. Şampiyonlar Ligi’ni kazanmış ve Dünya Kupası finalinde oynamış bir oyuncu olarak, Sneijder’in kariyerinin en unutulmaz anları sorulduğunda:

“Her ne kadar maçı kaybetsek de, 2010 Dünya Kupası finalinde oynamak harikaydı. Ancak, profesyonel düzeyde kazanılan kupalar hatırlanıyor. Bu sebeple, Inter ile 2010’da kazandığım Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, kariyerimin en unutulmaz anı sanırım.”

Birçok önemli teknik adamla çalışan Wesley’e göre, çalıştığı en iyi hoca Jose Mourinho: “Eğer içlerinden birini seçmem gerekirse, bir oyuncu olarak benden en çok fayda sağlayan isim Jose Mourinho’dur. Onun gücü, bireyleri etkili bir şekilde bir araya getirip bir takım yaratabilmesinde yatıyor.”

Ajax akademisine girebildiği için kendini şanslı gören Sneijder, her gencin böyle bir fırsata sahip olamadığının farkında. Oyuncuların oynayabileceği ve oyundan zevk alabileceği tesislerin önemini belirtmeyi es geçmiyor yıldız oyuncu. Bunların dışında, henüz 30 yaşında olan ve hala çalışmayı çok seven bir oyuncu olarak, biz futbolseverlere birkaç yıl daha çok güzel anlar yaşatacağı kesin.

Not: Bu yazı, Sneijder’in yabancı bir dergiye verdiği eski bir röportajdan derlenmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir