2. Ligden Lig Şampiyonluğuna Mucizeyi Gerçekleştirenler

Büyük liglere baktığımızda, şampiyonlukların genellikle belli başlı takımlar tarafından kazanıldığını görürüz. Örneğin İtalya’da 6 sezondur Juventus, Almanya’da ise 5 sezondur Bayern Münih şampiyon. Ancak bu, her zaman böyle olmuyor. Tarihte öyle şampiyonluklar oldu ki, şampiyon olan takımların oyuncuları dahil kimse şaşkınlığını gizleyemedi. Bu yazımda 2. ligden gelir gelmez lig şampiyonu olan takımlara değinmeye çalışacağım.

Bordeaux’nun 1949/50 sezonunda kazandığı ilk lig şampiyonluğu, kulüp için büyük bir gurur kaynağı. Önceki sezon 2. ligde mücadele eden ekip, yeni çıktığı üst lige etkili bir başlangıç yapmış, sezon ortasına doğru lider Lille’in birkaç puan gerisine yerleşmeyi başarmıştı. Sezonun geri kalanında, Hollandalı kanat oyuncusu Albertus De Harder’in transferiyle temposunu arttıran takım, sezonun son maçı tamamlandığında Lille’in 6 puan önünde şampiyon olmuştu.

Bordeaux’nun bu zaferinden 14 yıl sonra, Fransa futbolu benzer bir başarıya yeniden şahit oldu. Saint-Etienne, 1963’de 2. ligi kazandıktan sonra, yükseldiği ligde şampiyonluk ipini göğüsledi. O takımın kaptanlığı yapan isim tanıdık birisiydi; Fransa’yı 98’de Dünya şampiyonu yapan Aime Jacquet!

Fransa’da bunu başaran 3. kulüp, 1978’de lig şampiyonu olan Monaco oldu. Lucien Ledue’nin çalıştırdığı takımda ilgi çeken oyunculardan birisi, daha sonra 604 maçta Monaco forması giyerek bu alandaki rekorun sahibi olacak olan kaleci Jean-Luc Ettori’ydi. Monaco’nun şampiyonluğu sadece taraftarları şaşırtmamıştı. Forvet Christian Dalger de itiraf ediyordu: “Ligi kazanacağımızı asla düşünmemiştik. En iyi ihtimalle sıralamanın üst yarısında bitirebilmeyi umuyorduk.

Aynı yıl Manş Denizi’nin öte yakasında da benzer bir sürpriz gerçekleşiyordu. Dahi teknik adam Brian Clough’un çalıştırdığı Nottingham Forest, son şampiyon Liverpool’u geçerek zafere ulaşmıştı. Ancak masal burada bitmeyecekti. Takip eden 2 sezonda, üst üste Avrupa Kupası Nottingham’a gelecekti.

Yönümüzü Güney Amerika’ya çevirdiğimizde, Arjantin’de ilgi çekici bir hikayeyle karşılaşıyoruz. Bu hikayenin mimarı, coşkulu taraftarlarıyla tanınan Rosario Central. Arjantin’in en kendine münhasır takımlarından biri olan Central’in taraftarları, takımlarını Buenos Aires’in dışında en iyisi olarak görüyorlar. Aslında pek de haksız sayılmazlar. Kulüp, Buenos Aires eyaleti hariç, ligi kazanan, Copa Libertadores’e katılan ve uluslararası bir kupayı kazanan ilk takım durumunda. Birçok başarının içinde taraftarların için belki de en özeli, son kez ligi kazandıkları 1986/87 sezonunda gelmişti. Central, Newell’s Old Boys’un 1 puan önünde şampiyonluğu kazanmıştı.

Rosario Central’in başarısından 10 yıl sonra, Almanya’da Kaiserslautern zirveye çıkıyordu. 1996’da Almanya Kupası’nı kazanmasına rağmen ligde iyi bir performans sergileyemeyen Kaiserslautern, 2. lige düşmüştü. Takımın başına, Bayern’den ayrılan Otto Rehhagel geçmişti. Kaiserslautern, 1 yıl içinde yeniden Bundesliga’ya yükselmişti. 1997/98 sezonuna hızlı başlayan ekip, Bayern deplasmanında aldığı 1-0’lık galibiyet de dahil olmak üzere başarısını tüm sezona yayınca ligi şampiyon bitirmeyi başarmışlardı. 24 maçta 21 gol atan Olaf Marschall takımın yıldızıydı. Onun dışında Cirioca Sforza, veteran bek Andreas Brehme ve genç Michael Ballack kadroda yer alıyordu.

Geride bıraktığımız sezon RB Leipzig, Bundesliga’da şampiyonluk şansını zorlamış olsa da, ligi 2. sırada bitirmeyi başardı. Leipzig ekibi, arkasında büyük bir maddi güç olsa da, başarılı bir organizasyonla bu başarıya ulaştı. Leipzig’den daha başarılı olanı ise, Premier Lig’e yükseldikten 2 sezon sonra şampiyon olmayı başaran Leicester City. Günümüzde bu tür hikayelerin sayısı azalmış olmasına rağmen, gerçekleştiğinde geçmişe nazaran çok daha değerli olacağı kesin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir