16 Mart 2017 Beşiktaş-Olympiakos Maçı

Yunanistan’da 1-1 biten maçın rövanşında, UEFA Avrupa Ligi’nde çeyrek finale kalan takım, dün geceki performansın ardından temsilcimiz Beşiktaş oldu. Gelin kısaca dünkü maçı yorumlayalım.

Beşiktaş maça kalede Fabri,  savunmada sağda Gökhan, solda Adriano, ortada Tosic ve Mitrovic ile başlarken, orta sahada savunmanın önünde Oğuzhan ile Atiba görev aldı. Sağ kanatta Quaresma, sol kanatta da Babel oynarken, forvet arkasında Talisca ve tek santrafor olarak Aboubakar yer aldı.

Maçın ilk anından itibaren Beşiktaş maçı kazanmak istediğini gösterdi. Şenol hocanın lig maçlarında eleştirdiğim tutumu, bu maçta gerçekleşmemişti. İyi hücum bekleri olmasına rağmen, Şenol Güneş’in bu oyuncularını temkinli kullanması, Beşiktaş ataklarının hızını azaltıyordu. Ancak dün akşam maçın başlamasıyla birlikte bekler takım hücumuna destek oldu. Maçın ilk dakikalarında bir pozisyonda Gökhan geriye hızla dönmek zorunda kalsa da, bir daha bu tür bir pozisyon bulmayı başaramadı Olympiakos. Buradan da riske girmeye değdiğini anlayabiliyoruz Beşiktaş’ın.

En iyi savunma hücumdur prensibiyle maça başlayan Beşiktaş, sahaya kısa sürede çok iyi yayılmayı başardı. İyi bir pas oyununun en önemli unsuru, çok iyi pasörlere sahip olmaktan ziyade, pas opsiyonlarınının sayısını her koşulda fazla tutmaktır. Özellikle sağ kanattan saldıran takımda siyah-beyazlı oyuncular, dikkat etmiş olabileceğiniz gibi bu kanatta ilk yarının önemli bir bölümü boyunca asla yalnız kalmadı. Her zaman birkaç pas opsiyonu oldu Beşiktaş’ın. Sağ bek Gökhan, çizgiyle sağ iç arasında gidip gelirken, Oğuzhan ile merkezden sağa doğru kayan Talisca da üçgenin tepe noktasını oluşturdu. Üçgenin diğer ucunda da sağ açık Quaresma yer alıyordu. Sol kanattan gelişen ataklar, sağdaki kadar etkin olmasa da, burada da benzer bir durum oluştu. Adriano, Babel ve Atiba buradaki pas trafiğini yönetti diyebiliriz.

Dün geceki hücum oyununda en çok dikkatimi çeken noktalardan birisi, Oğuzhan’ın ilk yarıda geride oyunu çok iyi idare etmesiydi. Sorumluluğu alması, sürekli hareket halinde olması, geride yüksek pas isabetiyle oynaması Beşiktaş’a büyük güç kattı. Tek önemli eksiği, hücumdaki paslarda bir türlü başarılı olamamasıydı. Aksi halde maç ilk yarıdan bitebilirdi.

Oğuzhan’ın ve takımın geri kalan oyuncularının yaptığı iyi işlerden birisi de hücum presiydi. Savunmayı ileride kuran, kalabalık orta sahasıyla güçlü bir çizgi kuran Beşiktaş, Olympiakos’un rahatça atağa çıkamamasını sağladı. Bu pozisyonlardan birinde de bildiğiniz gibi, Oğuzhan’ın müdahalesi topu Talisca’ya kazandırdı ve akabinde ilk gol geldi.

Çabuk oyun, Beşiktaş’ın dün akşamki en belirgin farkıydı diyebilirim çünkü ligde her ne kadar topa daha çok sahip olan takım olsa da, topu bu denli hızlı çeviremiyordu. Bu oyun takıma 2. golü de kazandırdı. Çabuk oyunda takımın neredeyse her parçasının payı vardı. Teker teker bahsetmeme gerek yok. Akışkan bir oyunda bireysel roller, kendini “takım olma”ya bırakıyor. Eğer daha katı, bireysel rollerin daha değişmez olduğu bir oyun anlayışıyla oynasaydı, bu performansı sergileyemezdi Beşiktaş.

Her ne kadar Olympiakos farkı bire indirse de, kırmızı karta kadar oyun pek değişmedi. Ancak kırmızı karttan sonra devre bitesiye kadar takım epey bocaladı. Gelelim kırmızı karta. Aboubakar’ın futbol kurallarınca cezalandırılacağı kesin. Ancak benim takıldığım nokta, buna neyin sebep olduğu. Şener Şen’in filmlerinde kullandığı meşhur bir replik vardır: “Yaptım ama hele bir sor, niye yaptım” diye. Aboubakar bu hareketi neden yaptı? Maçtaki ceza ve karar verici/uygulayıcı öğe hakem. Ancak hakem olayı ne ölçüde değerlendirdi? Kararı veren hakem pozisyonu görmedi bile. Gelen itiraz sonucu, yardımcı hakemin uyarısıyla Aboubakar oyundan atıldı. Evet, kafasıyla adama müdahalede bulunmasının cezası kırmızı kart. Ama ya diğer adam ona ırkçı bir tacizde bulunduysa? Demiyorum ki Aboubakar kırmızı kartı görmesin ama neden diğer adam da sorgulanmıyor? Belki çok ağır bir küfürde bulundu. Orada çirkin bir hareket olmalı. Aksi halde Aboubakar’ın ruh hastası olması lazım yok yere o hareketi yapması için. Düşünün, takım 2-1 önde, bu sonuçla turu geçecek, ilk golü sen atmışsın, moralin yerinde, taraftar arkanda ve sen bu hareketi yapıyorsun. Bu karar şuna benziyor: Sapığın biri, bir kadına tecavüz etmeye çalışıyor. Kadın da eline geçirdiği bir cisimle can havliyle adamın kafasına vuruyor ve adam hayatını kaybediyor. Burada kadın 1. dereceden cinayetle mi yargılanır? Biz, ahlaksızlığı sindirmişiz. Tahrik olur, sen öfkelenmeyeceksin diyoruz. Ben de diyorum ki tahrik de olmasın. Tahrik de ceza alsın. Tahrik dediğime de bakmayın, belki de ırkçı bir tavır vardı orada. Irkçılığa evet mi diyeceğiz? Hakemlerin pozisyonları daha adil ve daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirmesi lazım. Bir de standartları olması gerek. Barcelona-PSG maçında Neymar 100 bin kişinin önünde, ceza sahasında herkesin gözü önünde oyuncunun arkasından tekme attı ama sadece sarı kart gördü. Neymar atılmıyorsa, Aboubakar niye atılıyor? Üstelik Neymar’ın durumu daha farklı. Takımı elenmek üzere, Neymar’ın üzerindeki baskı, Aboubakar’da yoktu. Bu aşamada İngiliz hakemlerin yaklaşımı daha başarılı. Önce oyuncularla konuşması gerek hakemin. Maç içinde oyunculara hakim olabilmesi lazım. Adı üstünde, “hakem” onların adı. Demem odur ki, bu kararda Aboubakar kesin hatalı ama hakemin ve Olympiakoslu oyuncunun hiç mi suçu yok? Yarın aynı olay Lyon ya da Manchesterlı bir oyuncunun başına gelse, aynı kararı verebilecekler mi?

Hakem muhabbeti daha uzar, gider. 2. yarıya geldiğimizde, Necip’in oyuna girmesi takımın direncini arttırdı ve hatta maçı kurtardı diyebiliriz. Necip, çok yetenekli olmamasına rağmen, yeri geldiğinde önemli bir oyuncu olabileceğini bir kez daha gösterdi. Olympiakos gol bulamadığı sürece etkinliğini kaybetti ve en öldürücü dakikada Babel sahneye çıkarak maçı kopardı.

Son golde de Talisca’nın bireysel yeteneğine hayran kalmamak zor. İstikrarsız bir oyuncu Talisca ama iyi oynadığında Rivaldo seviyesine çıkıyor. Cenk’e verdiği muazzam pas, Cenk’in de şık vuruşu maçı Beşiktaş’a getirdi.

Şenol Güneş’in harika bir “pas” hocası olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Dediğim gibi, ligdeki sorun, kapanan takımlara karşı temkinli olması ve yüksek tempoyla oynamamasıydı. Tempoyu yükseltip, pas opsiyonlarını arttırdığında, ortaya harika bir hücum gücü çıkıyor. Bundan sonra ne olacağı rakiplere de bağlı elbette ama Beşiktaş’ın bu işi sonuna kadar götürmemesi için hiçbir neden göremiyorum.

“16 Mart 2017 Beşiktaş-Olympiakos Maçı” için 2 yorum

  1. Merhaba, guzel bir yazi olmus. Tahrik konusunda size katiliyorum.

    Eger Abouya kirmizi veriliyorsa, buna sebep olan oyuncu tahrikten dolayi cezalandirilmasi gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir