Bir Zamanlar Liverpool’da: Michael Owen’ın Hikayesi

Avrupa’da yılın futbolcusu seçilen tek Liverpool oyuncusuydu. Eğer futbol 22 yaşında bitirilen bir spor olsaydı, rahatlıkla tarihin en iyi forvetlerinden birisi sayılırdı. 

2001 Ballon d’Or sahibi

2001 yılında Owen Avrupa’da yılın futbolcusu seçildiğinde, Fransız teknik adam Gerard Houllier Korsika’da, geçirdiği kalp krizinden dolayı hasta yatıyordu. Ödül töreni, bilhassa bunu kaçırmak istemeyen Houllier için ertelenmişti. Ballon d’Or, Fransızların verdiği bir ödüldü ve ünlü teknik adam da hem ülkesinin futbol mirasından hem de bu ödüle genç oyuncusunun layık görülmesinden ötürü gurur duyuyordu.

Elini omzuna koyup ödülü genç forvet oyuncusuna verdiğinde, yüzünde gurur dolu bir tebessümle şunları fısıldamıştı: “Michael, sen bunu hak ediyorsun.

Owen, elinde Ballon d'Or ödülüyle (2001)
Owen, elinde Ballon d’Or ödülüyle (2001)

O zaman 22 yaşında olan oyuncu, bugünlerin geleceğini biliyor olmalıydı.

Lilleshall’deki futbol akademisinin yöneticisi Keith Blunt, genç Michael ile 1993 sonbaharında 30 başka gençle birlikte tanışmıştı. Blunt, onlara karşı açık sözlü davranmıştı: “Gerçek şu ki, aranızdan en iyi ihtimalle yalnızca iki kişi, üst düzeyde futbol oynama şansına sahip olacaktır.” Bunu duyan Owen, Blunt’a gidip sınıftakileri nasıl gördüğünü ve seçilecek diğer kişinin kim olacağını düşündüğünü söylemişti.

2001’de ödül için büyük bir rekabet vardı. Owen’ın dışında Real Madrid’den Raul, Luis Figo ve Zinedine Zidane; Manchester United’dan David Beckham ve Bayern’den Oliver Kahn, önemli adaylardan birkaçıydı. Michael, bu ödülü 1979 yılından beri kazanan ilk İngiliz olurken, tarihte bunu başaran ilk Liverpool oyuncusu olmuştu (79’da kazanan Keegan da eski bir Liverpoolluydu ancak ödülü aldığında Hamburg’da oynuyordu).

O ödülden 15 yıl sonra, Owen futbolun başka bir alanında karşımıza çıkıyor ancak yeşil zeminde olduğu kadar başarılı görüldüğünü söylemek zor. Mart ayında the Daily Mirror, okurlarından TV’deki futbol yorumcularını sıralamalarını istemiş, Owen da 35 kişi arasında son sırada gelmişti.

Bir sonraki ay, bir tepki de Liverpool taraftarlarından geliyordu. Michael, kulübün ilk uluslararası elçisi seçilmişti. Anfield’ı Real Madrid için bıraktıktan 5 yıl sonra, ezeli rakipleri Manchester United’a transfer olmasına hala kızgın olan taraftarlar buna çok sert tepki göstermişti. İçlerinden birisi şöyle diyordu: “Bir yılan, bizim elçimiz oldu.

Owen, Avrupa’nın en iyi futbolcusuyken bile, geçmişte Robbie Fowler’ın ya da yakın zamanda Jamie Carragher ve Steven Gerrard’ın gördüğü saygıyı görmemişti.

Aslında, 2001’de kazandığı ödülden önce de birçok önemli başarı kazanmıştı Owen. 1998’de ligin en iyi genç oyuncusu ve BBC tarafından verilen yılın spor adamı ödüllerine layık görülmüştü. Ballon d’Or ödülünü aralık ayında kazanmış olmasına rağmen, Houllier’in rahatsızlığından dolayı ancak nisan ayında Anfield’da ödülüne kavuşmuştu. Aradan geçen bu sürede Liverpool için 100. golünü atmış, World Soccer dergisi tarafından yılın oyuncusu seçilmiş ve en genç İngiltere kaptanı olmuştu.

O günleri hatırlayan Owen, “Hayatımın o döneminde çok fazla şey olmuştu” diyor. “Gerard (Houllier) benimle ilk defa Avrupa’da yılın oyuncusu seçilmem hakkında konuştuğunda, benim daha heyecanlı olmam gerektiğini düşündüğünü hissetmiştim. Bana ‘Bunun ne kadar önemli olduğunu biliyor musun?’ demişti.

Onu ikna etmeye çalışmıştım. ‘Evet koç, evet. Ben gerçekten mutluyum!’ Aslında Gerard kadar mutlu değildim. 15 yıl sonra farklı bakıyorum ama o zamanlar, bu ödülün benden çok Gerard’ı mutlu ettiğini düşünüyordum. O bununla çok gurur duymuştu.

Owen’dan sonra henüz Ballon d’Or kazanan bir İngiliz futbolcu olmadı…

Çocukluk günleri

Mike Yates, gözlerini kapatıp çocukluk günlerine döndüğünde, anılarında Michael Owen’ı farklı bir yere koyuyor. Liverpool 11 yaş altı takımında Owen ile birlikte oynayan Yates’e kulak verelim: “Michael kendisine psikolojik bir eşik koyardı. Kramponlarında, ortadaki kısa çivilerle arkadaki uzun olanları değiştirirdi. Biliyorsunuz, Owen’ın babası Terry de futbolcuydu. Terry oğlunun bunu neden yaptığını biliyordu. Bu sayede zemin üstünde sprinte kalktığında ekstra güç almış oluyordu. Bu işe yarıyordu çünkü kimse onun hızına yetişemiyordu. Bir kere savunmayı geçtiyse, rakibi onun gerisinde kalmaya mahkumdu.

Yates, Owen’ın müthiş hızını şöyle tanımlıyor: “Rakipleri ve kimi zaman takım arkadaşları için bile çok hızlıydı. Savunmalar onu tutmayı başaramadığı için, bir orta saha oyuncusuna topu savunmanın arkasına atmak kalıyordu.

Yates yaşına göre uzun boylu, geniş omuzlu bir çocukken, Owen kısa ve çelimsizdi. İki oyuncu, İngiliz futbolunda görmeye alışık olduğumuz türden klasik bir forvet ikilisi olurken (Toshack-Keegan gibi), daha geride onlara servisi yapan Steven Gerrard ile Jason Koumas yer alıyordu. (Koumas, ilerleyen kariyerinde Galler için 34 kez forma giyecekti.)

Michael 14 yaşında.
Michael 14 yaşında.

Altyapıda Steven ile Michael arasında adeta bir telepati gelişmişti” diye belirtiyor Yates. “Steven, Michael’ı tek bir pasla topla buluşturmakta zorlanmazken, Michael da pasın nasıl geleceğini, nasıl hareketlenmesi gerektiğini önceden biliyordu. Owen, Liverpool A takımına Steven’dan 2 yıl önce çıkmıştı fakat biliyordum ki Owen da en kısa sürede Steven’ın yanına gelmesini istiyordu.”

Yates, Owen’ın kendisine göre daha gözü kara, hatta acımasız olduğunu itiraf ediyor. Bu sayede Michael henüz 14 yaşında Lilleshall’a kabul alırken, diğerlerinin evine döndüğünü söylüyor. “Bencillik, olumsuz bir kelime olabilir ancak futbolda buna ihtiyaç duyabilisiniz. Michael kaleye doğru giderken, ben de kendime iyi bir pozisyon alıp, pas beklerdim. Fakat çoğu zaman kaleyi tercih ederdi. Bu güveni sayesinde sayısız gole imza attı.”

1984 yılında açılan ve 1999’da kapanan Lilleshall akademisi, tıpkı Fransa’daki Clairefontaine gibi, 14-16 yaş arası ülkenin en iyi gençlerine yol göstermeyi amaç edinmişti. Burada yetişen oyuncular, derslerinden de uzak kalmıyordu. Her 4 haftada bir, hafta sonları ailelerine gitme hakkı verilen gençler, disiplinli bir şekilde, her sabah 6:30’da uyanır, kahvaltısını yapar ve derslerine girerdi.

Öğleden sonraları, antrenmanları Blunt yönetirdi. Cumartesileri, Blunt çocukları toplayıp, bir Premier Lig maçına götürürdü. Bu maçlar genellikle, Lilleshall’a en yakın kulüpler olan Aston Villa ya da Coventry City’nin olurdu. Pazarları maç günü olurken, geri kalan vakitlerde Owen ve arkadaşlarıyla, Lilleshall’daki öğretmenleri Tony Pickering ve eşi Gilly ilgilenirdi.

Owen’ın yaş grubundan Premier Lig’e yükselen oyuncu sayısı 3 olmuştu (Blunt’un iyimser tahmini, 1 farkla aşılmıştı.). Manchester United’da yıllarca oynayan defans Wes Brown, Evertonlı sol bek Michael Ball ve Chelseali sol bek Jon Harley. Bir de, zamanında Gerrard’dan daha iyi olduğu düşünülen ancak kariyerinin büyük bölümü 2. ligde Crewe Alexandra’da geçen Kenny Lunt vardı.

Çocukluğu Gerrard’ın evinin önündeki Ironside Yolu’nda futbol oynayarak geçen Tom Culshaw, Liverpool rezerv takımına 18 yaşındayken kaptanlık yapmış ancak 1 yıl sonra serbest bırakılmıştı. Owen’dan 1 yaş büyük olan Culshaw, yaşadığı hayal kırıklığından ötürü, 22 yaşına geldiğinde bile hala futbol maçı izleyemediğini söylüyor. Şimdi Liverpool akademisinde gençlere hocalık yapıyor. Ona göre, Lilleshall’daki eğitim, Liverpool’dakine nazaran daha teknik. Ancak bu durum, Owen’ın lehine işlemişti. Michael, Blunt’ın önderliğinde topu nasıl kontrol edeceğini, nasıl döneceğini, nasıl topu savunmadan saklayacağını ve gücünü nasıl kullanacağını öğrenmişti.

Liverpool macerası başlıyor

Liverpool, genç Owen’ı 1995 Aralık’ında FA Gençler Kupası’nda oynatmak istemişti. Ancak Liverpool’un Owen ile bir sözleşmesi bulunmuyordu. Liverpool’dan Steve Heighway, Blunt’dan Owen’ın oynaması için özel izin istemişti. Birçok oyuncu 18 yaşındayken, Owen daha 16’sına basmamıştı.

O dönem Liverpool genç takımında oynayan oyunculardan David Thompson’a kulak verelim: “Yüksek bir mentaliteye sahip değildik ama Liverpool seviyesinde yeteneğimiz vardı. Oyunumuzu rakibe kabul ettirirdik. Bu bazen zaman alırdı ama asla pes etmeyerek sonunda istediğimize ulaşırdık. Michael’ın takıma uyum sağlaması zor olmamıştı çünkü hem bizi tanıyordu hem de onun arkasında olduğumuzu biliyordu.

Biz birbirimize oldukça bağlıydık. Birimizin bir sıkıntısı olduğunda, hepimiz üzülürdük. Melwood’da yaptığımız antrenmanlar maç temposunda olurdu. Çalışmalar sırasında çok sert hareketler olduğunu hatırlıyorum. Birisinin topu benden kapma düşüncesine tahammül edemezdim. Michael da aynıydı. İlerlemek için sağlam olmanız gerekiyordu.” diyor Thompson.

Düşünün ki önünüzde çok iyi oyuncuların olduğu bir takıma girmeye çalışıyorsunuz. Bu hiç kolay değil, öyle değil mi? Bu yüzden başarılı olabilmek için girişken olmalı ve ekstra yeteneğe sahip olmalıydınız.

Owen ile Thompson’ın bir ortak noktası daha vardı. İkisi de Evertonlı ailelerden geliyordu. Thompson da, çocukken Goodison Park’ta Liverpool’un mavi renkli takımını izleyerek büyümüştü. Aslında iki futbolcu da Everton’da oynayabilirdi ama Heighway, oyuncuların ailelerinin güvenini kazanmış ve iki ismi de Liverpool’a getirmeyi bilmişti.

Günümüzde kulüpler oyunculara sözleşme önerme konusunda daha özgürler ama 90’larda durum farklıydı. Oyuncu 16 yaşına gelesiye kadar kulüpler beklemek zorundaydı. Genç Michael, hayatının bir bölümünü hangi takıma imza atması gerektiğini düşünerek geçirmişti.

Manchester United’da Sir Alex Ferguson, Owen’ın yeteneklerine hayran kalmıştı. Onu izlemek için asistanı Brian Kidd’ı görevlendirmişti. Arsenal de onu isteyenler arasındaydı. Highbury’de ailesiyle birlikte maç izlemiş, maçtan sonra da soyunma odasında o dönemin büyük golcüsü Ian Wright ile tanışmıştı. Owen bu takımların dışında Chelsea, Oldham Athletic, Norwich City, Chester, Wrexham ve elbette Everton ile de temasa geçmişti ancak hiçbirisi yıldız oyuncuyu kapamamıştı.

Sıra Liverpool’a geldiğinde, Steve Heighway, oyuncu, aile ve kulübü memnun edecek şartları sunmuştu. Michael’ı belki de en çok mutlu eden şey, Heighway’in genç oyuncuyu Hawarden’daki evinde kalmasına izin vermesi olmuştu.

Liverpool’un 1996’daki FA Gençler Kupası’ndaki yolculuğu sırasında Owen’ın birçok opsiyonu vardı. 1 yıl önce Wembley’de Brezilya’ya karşı attığı gol sayesinde birçok futbol sever onu tanıyordu. Ona hayran olanlar arasında Thompson da vardı.

4. turda Sheffield United karşısında 2 gol kaydettiğinde, sahadaki ondan sonra en genç oyuncudan 1.5 yıl daha gençti. Bu başarı, Heighway’ın Blunt’a bir kez daha telefon açmasına sebep olmuştu çünkü çeyrek finalde rakip Manchester United olacaktı.

Michael hat-trick yapmıştı” diyor Thompson. “İki takım arasında çok fark yoktu. Farkı belirleyip bizi öne geçiren Michael olmuştu.” Yarı finalde Crystal Palace karşısında bir kez daha hat-trick yapan Owen, finalin ilk maçında West Ham United karşısında alınan 2-0’lık galibiyette takımdaki yerini alamamıştı. İngiltere U-16 takımına çağrılan Owen, 2. maçta Anfield’da Rio Ferdinand ve Frank Lampardlı West Ham karşısında oynamış, bir de gol atarak takımını 2-1’lik galibiyete ve kupaya taşımıştı.

96'da FA Gençler Kupası'nda
96’da FA Gençler Kupası’nda

Michael mental olarak çok olgundu ancak fiziksel olarak henüz yeterince güçlenmemişti.” diyor Thompson. “Bu durumun ona faydası olduğunu düşünüyorum çünkü çok hızlıydı. Adeta iki savunmacının arasında suyun yere düşmeyeceği yerden geçip giderdi.

Hepimiz onun hızı ve soğukkanlılığından etkilenmiştik. Mental olarak birçok oyuncunun önünde olduğunu görebiliyordunuz. Nerede olmak istediğini biliyor ve bunun için her şeyi yapıyordu.

A takıma alınma vakti geldi

Owen, her geçen gün Liverpool’un A takımına yaklaşıyordu. Ancak kadroya girmeden önce, Liverpool’un oyuncularına uyguladığı eski bir teste tabi tutulmuştu. Roy Evans yönetiminde takımdaki koçlardan biri olan Dougie Livermore, Owen’ın sarsılmaz azmini ortaya koyan bir hikaye anlatıyor:

Owen Liverpool forması giymeden önce, Newcastle United ile oynanacak bir maçın kadrosuna alınmıştı. Ancak takımla seyahat ettikten sonra, Evans onu kadronun dışında tutmayı tercih etmişti. Melwood’a döndüklerinde, Evans, Livermore’dan Owen ile görüşmesini ve onu tecrübe kazanması için takımla götürdüğünü, yakında kadroya da gireceğini söylemesini istemişti.

Livermore, oyuncuyla antrenmandan sonra konuşmaya karar vermişti. O gün antrenman boyunca Owen’ın ağzını bıçak açmamıştı. Antrenman sonunda Owen’a yaklaşan Dougie hafta sonuna dair konuşmak istediğini söylemişti. Owen, hocasına da yüz vermemiş, canının ne kadar sıkkın olduğunu belli etmişti. Livermore, bunun onun tecrübe kazanması için olduğunu ve yakında şans bulacağını söylemişti. Owen’ın cevabı netti: “Bana şimdi şans verin. Ben oynamalıydım.” Livermore aralarında geçen konuşmayı Evans’a anlattığında, Evans yardımcısına baktı ve şöyle dedi: “Doğru söylemiş. O artık hazır.

Owen Liverpool’daki ilk maçına 97′ Mayıs’ında Wimbledon’a karşı çıkarken, bir gol atmayı da başarmıştı. Sonraki sezon Fowler’ın sakatlıklarla boğuşması, onu ilk 11’e taşımıştı. Akabinde 98′ yazında İngiltere’nin ileri ucunda Alan Shearer’in ortağı olmuştu.

Liverpool formasıyla ilk golünü atıyor
Liverpool formasıyla ilk golünü atıyor

2. turda Arjantin’e attığı gol, tüm futbol severleri büyülese de, eski takım arkadaşı Yates bu tür gollere alışkındı. “Onu birçok kez böyle goller atarken gördüm. Topu topuğuyla kontrol edip önüne aldıktan sonra tüm hızıyla rakip kaleye yönelir ve golü atardı. Fransa 98’de bu golü atması benim için sürpriz olmadı.

Owen için hayat hızla değişiyordu. Michael Jordan ve David Beckham gibi sporcuları da temsil eden firma için çalışan menajer Tony Stephens’ı işe almıştı. Şimdiden Umbro ile ayakkabı sözleşmesi yapmıştı. Stephens aracılığıyla birçok marka ile de anlaşmalar imzalamıştı.

Houllier, Liverpool’a yeni bir disiplin anlayışı getiriyordu. Zamana uymamanın ve uygun kıyafetleri giymemenin bile cezaları olurken, Melwood’daki antrenmanlara da yenilikler gelmişti. Fowler ve Thompson gibiler, Houllier’in metotlarını fazla katı bulurken, Carragher ve Owen gibiler yeni sisteme uyum sağlamakta daha azimliydi. Onlar, futbolun daha profesyonel bir döneme girdiğinin farkındaydılar ve bunu destekliyorlardı.

Takımın iki klas forveti Owen ve Fowler arasındaki ilişki gizemini koruyordu çünkü Houllier ikiliye birlikte çok az şans veriyordu. İkilinin iyi anlaşamadığı iddia edilse de, onlar bunu yalanlamıştı. Owen A takıma yükseldiğinde Fowler çoktan Kop’un kahramanı durumundaydı ve “Tanrı” olarak çağrılıyordu. Owen ise ilk maçında ilk golünü attığında, birçokları tarafından “yeni Ian Rush ya da Robbie Fowler” olarak görülmüştü.

Bir golcü olarak, Liverpool’daki kariyeri harikaydı.” diyor The Anfield Wrap adlı sitenin editörü Gareth Roberts. “Ancak buna rağmen, diğer kulüp efsaneleri kadar sevilmediğini hissediyorum.” Hatta Owen için söylenen “Michael Owen scores the goals hallelujah” şarkısı bile takım arkadaşlarına adanan şarkılar kadar söylenmiyordu. Birçok Liverpool taraftarına göre Owen, İngilter’yi Liverpool’un üzerinde görmüş, takımdaki geleceğinden çok kendi imajını düşünmüştü.

Bunlara rağmen, Owen bizden biri olan Jamie Carragher’ın yakın arkadaşıydı. Eğer o bizim düşündüğümüz gibi birisi olsaydı, Jamie’yle nasıl bu kadar yakın olabilirdi?” diyor Roberts.

Liverpool’da kısa bir süre kalan, “Çılgın Erik” lakaplı Hollandalı Erik Meijer de Owen’ın kariyer odaklı olduğunu ve bundan dolayı takım arkadaşlarına, medyaya ve hatta taraftarlara karşı daha mesafeli olduğunu düşünüyor.

Michael’ın takımla birlikte gittiği her yerde bir hareket olurdu. Genç kızlar, futbolcu adayları, tüm kameralar tek bir yöne odaklanırdı. Bir keresinde hava alanında kalabalığın bize baktığı bir anda Owen bana ‘Erik, Erik, izin ver de arkana saklanayım’ demişti. Bu, çok popüler olan bir sporcunun farklı bir yüzüydü. Hem mental hem de fiziksel olarak yoğun bir baskı altındaydı.” diyor Meijer.

 “Michael’ın oyunu hızına dayanıyordu. Hamstring kasının çok güçlü olması gerekiyordu ancak kariyeri boyunca kas problemlerinden çok çekti. Belki üstündeki baskının bir sonucuydu bu.

Oda arkadaşı Owen’ı anlatıyor

2004 yazında Anfield’dan ayrılasıya kadar Owen’ın oda arkadaşı Carragher’dı. Owen’dan sonra Jamie’nin yanına Gerrard taşınmış ve arkadaşlıkları gelişmeye başlamıştı. Yıllar sonra Gerrard Liverpool’un en büyük futbolcuları arasına girerken, Carragher da çok az oyuncunun başarabildiğini gerçekleştirmiş, tüm kariyerini Liverpool’da geçirmişti. Geçmişe döndüğümüzde ise, içlerinde en çok parlayan Michael’dı.

Jamie ve Michael
Jamie ve Michael

Eğer Stevie, Michael ve benim aramda kendine olan inancı en yüksek kimdi diye sorarsanız, cevabım Michael olurdu.” diyor Carragher. Kendisi bu üçlü arasında en az yetenekli olan oyuncu olabilirdi ama antrenmanlarda en yüksek iş disiplinine sahip olan oydu. Gerrard kaygılı, kendini eleştiren birisiydi ancak yine de mental açıdan güçlüydü.

Owen başka bir santraforu övemezdi. Başka birisinin ondan daha iyi olma ihtimalinden nefret ederdi. Michael, ‘Aman Allahım, geçen gece Thierry Henry’nin neler yaptığını gördün mü?’ diyecek bir adam değildi. Başka bir forvetin ondan daha iyi olacağını düşünmezdi. Bunun yerine kendisinde bir hata olduğuna inanırdı. Bu tür çok fazla oyuncu yoktur.” diye belirtiyor Carragher.

Real Madrid’e gitmeye karar verdiğinde ona söylemiştim, ‘Peki, Raul ve Ronaldo ile nasıl olacak?’ Onun cevabı, ‘İnsanlar Liverpool’da Rush, Fowler ve Collymore’un olduğunu söylüyordu, ama sonunda onların önünde oynayan ben olmuştum.’ Bu denli kendine güveniyor olmak, tipik bir İngiliz özelliği değildir. Belki bu yüzden, çevreye görünen kimliğinin ardında iyi bir insan olmasına rağmen, birçokları ona ısınamamıştı.

Owen ve Carragher’a ilk kez Liverpool formasını veren teknik adam Roy Evans, ikiliyi, aralarındaki farklara rağmen çok samimi olarak tanımlıyor. Carragher, Owen’ın 1 akademik yıl önündeyken, Galler’in kırsalında yetişen Owen’a nazaran Liverpool’un hemen kuzeyinden geliyordu.

Carragher, birisi sırf onun arkadaşı diye onun hakkında klişe ifadeler kullanacak bir insan değildir. Açık sözlü tavırlarını, futbola veda ettikten sonra başladığı yorumculuk kariyerinde de sürdürüyor.

Eğer Ballon d’Or, yılın tamamı yerine yalnızca sezon baz alınarak verilmiş olsaydı, Owen o ödülü kazanamazdı. Ödül, muhtemelen Raul’a giderdi.” diyor Jamie. “Ancak ödül tüm yıla bakılarak verildiği için Owen onu kazanmıştı.

Real Madrid santraforu Raul, 2000/01 sezonunu La Liga galibi olarak bitirirken, tüm turnuvalarda attığı 32 golle hem kariyer rekoruna ulaşmış hem de Owen’a 8 gol fark atmıştı.

Michael’ın performansına göre, 2000/01 sezonunu ikiye ayırabiliriz.” diyor Carragher. “Liverpool’un santrafor pozisyonu için ciddi bir rekabet vardı. Liverpool sezonu üç kupayla bitirirken, Lig Kupası’nda Birmingham City’e karşı oynarken, Owen tüm maç yedek kulübesinde beklemek zorunda kalmıştı.

Carraggher, Owen’ın Houllier’in takımı zinde tutmak için sık sık rotasyona gitmesinden rahatsız olduğunu söylüyordu. “Bunu birkaç kez Houllier ile görüşmüştü. Bu konuşmalarda onun için problem, yeterince iyi oynamadığıydı. Eğer iyi oynuyor ama yine de takıma giremiyorsanız, o zaman endişe etmeye başlamalıydınız.

Fowler, Owen’dan daha formdaydı ve Lig Kupası’nda Emile Heskey ile hücumda yer almıştı. “Bu, Michael’da hayal kırıklığı yaratmıştı çünkü herkes finalde oynamak istiyordu. Oysa bir teknik adam rotasyon uygulayabilir ve oyuncusuna ‘Seni diğer maça saklıyorum’ diyebilirdi. Fakat finalde oynayamayınca, hiçbir şey durumu kabul edilebilir hale getirmiyordu. Michael önemli bir oyuncuydu. Bunu kabul etmesi kolay olmamıştı.” diye hatırlıyor Carragher.

Carragher’ın unutamadığı anılardan biri, Owen’ın 2 gol attığı, Arsenal’e karşı oynadıkları FA Cup finaliydi. O maç, hem Houllier’in öğrencilerinin azminin hem de Owen’ın yeteneğinin sonucuydu.

Arsenal, harika bir takımdı. Maçı 0-0 götürmeye çalışmış ancak daha sonra 1-0 geriy düşmüştük. Pes ettiğimizi söyleyemem ama zaman ilerledikçe enerjimiz azalıyordu. Derken Michael tam ihtiyacımız olduğunda maça beraberliği getirmişti. Bu bize yeniden güç vermişti. O ana kadar Arsenal’e baskı uygulayamamıştık. Gol bir duran toptan gelmişti. Altıpasa seken topa Owen çabuk bir vuruş yapmış ve topu ağlara yollamıştı. Bizim taraftarlarımızın olduğu kaleye doğru hücum ediyorduk ve çok istekliydik. Bu gol, 4 yıl sonra İstanbul’daki Şampiyonlar Ligi finalinde yakaladığımız havaya benzer bir atmosfer yaratmıştı.

Bizi destekleyenler coşkuyla ayaktayken, Arsenalliler sessizleşmişti. O an, maçı kazanabileceğimizi anlamıştık. Tüm stadyumun havası değişmişti.

Carragher, eski oda arkadaşının Ballon d’Or kazanmasında o sene Uluslararası bir turnuva olmamasının da etkili olduğunu düşünüyor. “Çünkü turnuvanın en iyi oyuncusu, ödülü kazanma yolunda büyük bir avantaja sahip oluyor.” diyor Jamie.

Owen ile ilgili birkaç güzel anı daha var. 5-4 Liverpool lehine biten efsanevi 2001 UEFA finali sayesinde o yaz Avrupa Süper Kupası’nda Bayern ile oynamaya hak kazanmışlardı. 3-2 biten maçta Owen, Ballon d’Or sıralamasında üçüncü olan Kahn’a çok güzel bir gol atmıştı.

Sonraki ay Münih’te bir kez daha Owen ile Kahn karşı karşıya gelmişti. İngiltere ezeli rakibini 5-1 mağlup ederken 3 gol Owen’ın hanesine yazılmıştı. “Michael yeni sezona bomba gibi girmişti. Ödüle az kala, doğru zamanda doğru momentumu yakalamıştı.” diyor Carragher.

Almanya'yı yıkarken
Almanya’yı yıkarken

Carragher, Melwood’da Houllier’in Owen’a Avrupa’da yılın futbolcusu seçildiğini söylediği anı çok iyi hatırlıyor. “Gerard çok heyecanlıydı. Hatta Michael’dan bile daha heyecanlıydı.

Owen’a sorduğumuzda, Ballon d’Or aldığında en iyi günlerinin geride kaldığını düşündüğünü söylüyordu. “Sanırım 22 yaşındayken, uzun soluklu düşüşün başlangıcını yaşıyordum. Fakat o yaşta iyi günlerin sonsuza dek süreceğini sanıyorsunuz.” diyor Owen.

Bu düşünce, onun ödülü neden bu kadar doğal karşıladığını açıklayabilir. Ancak işlerin beklendiği gibi gitmemesinde, Owen’ın yaşadığı sakatlıklar da çok etkiliydi. 19 yaşında yaşadığı yıkıcı hamstring sakatlığıyla başlayan süreç, tüm kariyeri boyunca kas sakatlıklarıyla uğraşmasına neden olmuştu. Daha 20’li yaşların ortasındayken, oldukça kabarık bir sakatlık listesine sahipti Owen.

Her şey üst üste geldiğinde, kazanılanlara minnet duymak da zorlaşıyor. “Bir işin en heyecanlı yerindeyken, neler olduğunu anlayacak vaktiniz olmuyor.” diyor Owen. “Üstelik Liverpool gibi büyük bir kulüpte oynarken ve yaz aylarının bile yorucu geçtiği, sonraki sezon için şimdiden rekabete girildiği bir ortamda her şey çok zordu.

Başka spor yıldızları da Owen ile benzer hislere sahip olduğunu söyleyerek oyuncuya destek oluyor. “Yaptığınız işi çok seviyor olsanız bile, bunun keyfini çıkaracak vaktiniz pek olmuyor. ‘Ya bir sonraki hafta iyi oynayamazsam’ kaygısı, mutlu geçireceğim vakitleri azaltıyordu. En iyisi olamamaktan her zaman korkardım. Aslında bu korku da beni ateşliyordu.”

Owen gibi sarsılmaz bir özgüveni olduğu söylenen oyuncudan bunları duymak da güzel. O belki farkına varmasa da, o da hepimiz gibi bir hassasiyete sahip.

%99.9 kendime güveniyordum.” diyor Owen. “Geri kalan %0.1, benim maçta neler yapacağıma bağlı olurdu çünkü hiçbir zaman şöhretime güvenerek kendimi bırakmadım.

Owen 2001/02 sezonuna da çok iyi başlamıştı. Anfield’da West Ham United’a karşı oynanan açılış maçında 2 gol atmıştı. O gün, Fowler kadrodan çıkartılmıştı çünkü antrenmanda asistan Phil Thompson’a top atmıştı. Tribünlerde ise Owen’ın gollerine rağmen, Kop’un favori oğlu Fowler’ın adı söyleniyordu.

Owen gol sevincini yaşarken, normalde olduğundan daha duygusal davranıyordu. Tribünlere adeta ‘ben hala buradayım, bunu biliyorsunuz’ diyordu.

Ancak Owen, Fowler için yapılan tezahüratlara tepki gösterdiğini reddediyordu. “15 yaşındayken, diğer taraftarlar gibi Fowler’a tapardım. Bir Evertonlı olarak yetişmiştim ancak Steve Heighway bize her zaman ‘Eğer Liverpool’da başarılı olmak istiyorsanız, öncelikle kulübü desteklemelisiniz’ derdi. Robbie’nin taraftarların favorisi olmasını anlayabiliyorum çünkü benim de favorimdi.

Kaynak: http://thelab.bleacherreport.com/red-lightning/?utm_source=twitter.com&utm_medium=referral&utm_campaign=programming-UK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir