1974 Dünya Kupası Finali: Batı Almanya-Hollanda Maçı

Futbolun zirvesi! Bir maçtan daha ötesi! Futbolu başka hiçbir maç bu denli etkilememişti! Tüm bunlar, bu muhteşem maç için söylenebilecek güzel sözlerden yalnızca birkaçı. 2 büyük futbol ülkesinin ve lider futbolcunun karşılaşması, üzerinden 42 yıl geçmiş olsa bile hayranlıkla hatırlanıyor.

1974 Dünya Kupası, Batı Almanya topraklarında düzenleniyordu. Son Avrupa şampiyonu ekip, müthiş bir kadroya sahipti. Gol makinesi Gerd Müller, çok yönlü sol bek Paul Breitner, orta sahanın beyni Wolfgang Overath, kalede bir dev Sepp Maier ve “Kaiser” lakaplı Franz Beckenbauer…Turnuvaya pek iyi başlayamayan Almanya, son maçta politikanın gölgesinde Doğu Almanya ile karşılaşmış ve maçtan mağlup ayrılmıştı. Eğer maçı kazanmış olsalardı, Brezilya ve Hollanda ile 2. turda aynı gruba düşmüş olacaklardı. 2. turda İsveç ve Yugoslavya’yı rahat geçen ekip, finalisti belirleyecek maçta, futbol oynamanın neredeyse imkansız olduğu, yoğun yağmur altında Polonya’yı 1-0 mağlup etmişti. Eğer daha iyi koşullarda oynansaydı, Deynalı, Latolu, Szarmachlı Polonya farklı bir sonuca imza atabilirdi…

1971, 1972 ve 1973’de üst üste Avrupa şampiyonu olan Ajax ile 1969 Avrupa şampiyonu Feyenoord’un iskeletini oluşturduğu Hollanda ise, tüm futbolseverleri büyüleyen bir oyun ortaya koyuyordu. Elemelerde büyük bir şansla finallere kalma hakkını yakalayan ekip, Belçika ile oynadıkları maçta rakibinin nizami golü verilmiş olsa, kupaya katılamayacaktı. Kupa öncesi takımın başına geçen Rinus Michels, ülkesinin kaderini değiştirecekti. Finale kadar yenilgi yüzü görmeyen ekip, yalnızca ilk turda İsveç ile berabere kalmıştı.

Münih Olimpiyat stadında 80 bin taraftarın önünde bu iki dev takım karşı karşıya geliyordu. 2. Dünya Savaşı’nda Avrupa kıtasında en büyük kayba uğrayan ülkelerden biri olan Hollanda’da bazı futbolcuların hayatı da savaştan etkilenmişti. Bunlardan birisi, Feyenoordlu oyun kurucu Wim van Hanegem’di. Savaşta babası ve 2 kardeşini kaybeden oyuncu, Almanya’ya olan kızgınlığını saklayamıyordu.

İngiliz hakem Jack Taylor’ın yönettiği maça takımlar şu kadrolarla çıkıyordu:

Batı Almanya: Maier, Vogts, Schwarzenbeck, Beckenbauer, Breitner, Bonhof, Hoeness, Overath, Grabowski, Müller, Hölzenbein

Hollanda: Jongbloed, Suurbier, Rijsbergen (de Jong), Haan, Krol, Jansen, Van Hanegen, Neeskens, Rep, Cruyff, Rensenbrink (R. Van der Kerkhof)

Van Hanegem ile Sarı farenin yaptığı başlama vuruşu, muhteşem maçın start almasını sağlıyordu. Kısa ve yerden paslarla oyuna başlayan Hollanda, çok çabuk bir şekilde tüm sahaya yayılmıştı. Henüz 1. dakika dolmamıştı ancak Almanlar topa dokunma şansını yakalayamamıştı. Kendi yarı sahasına kapanıp rakibin üzerine gelmesini bekliyordu. Hollanda’da en geride topla buluşan Cruyff, karşısında dönemin en iyi savunmacılarından Berti Vogts’u bulmuştu. Alman yarı sahasının ortasında, ceza sahasına doğru aniden hızlanan oyuncu, içeriye girer girmez, Uli Hoeness’in çelmesiyle kendini yerde bulmuştu. Hollanda, 1 dakika dolmadan penaltı vuruşu kazanmıştı. Topun başına diğer Johann, Neeskens geçmişti. Kalenin ortasına doğru attığı sert şutla takımını 1-0 öne geçirmişti.

Cruyff'un düşürülmesiyle Hollanda penaltı kazanıyor.
Cruyff’un düşürülmesiyle Hollanda penaltı kazanıyor.
Neeskens penltıda golü buluyor.
Neeskens penltıda golü buluyor.

Golden sonra Almanlar saldırmak istemiş ancak dirençli Hollanda savunmasıyla karşılaşmıştı. 3. dakikada maçın ilk sarı kartı, Cruyff’un başından ayrılmayan Vogts’a çıkmıştı.

Almanlar top rakipteyken oyunu çok geride kabul ediyordu. Hollanda’nın maça hızlı başlaması, ev sahibi takımın böyle bir taktiğe başvurmasına yol açmış olabilir. Hollanda’da en geride genellikle Rijsbergen kalıyorken, ilk topu o ya da savunmadaki partneri Haan kullanıyordu. Bu ikili dışındaki tüm Hollandalılar rakip yarı sahada yerleşimini alıyordu. Oyun kurmak için kimi zaman van Hanegem, kimi zaman da Cruyff geriye gelen isimlerdi. Hollanda’nın esas hücum gücü oyunu geniş alana yaymalarına bağlı gibiydi. Günümüzde Guardiola’nın Barcelona’sında gördüğümüz bir sahaya yayılma taktiğini Hollanda’da görüyorduk. Sürekli hareket halinde olan Hollandalı oyuncular, Alman savunmasının hatalarını arıyordu.

Almanlar’ın sahaya yayılışı da Hollanda’nınkinden pek farklı sayılmazdı ama oyun anlayışları arasında farklılıklar vardı. Almanlar daha kontrollü oynamayı tercih etmişti. Vogts genellikle geride kalırken, tüm gücünü Cruyff üzerine harcıyordu. Almanlarda da çok önemli oyun kurucular vardı. Hollanda’da Cruyff ve van Hanegem bu rolü üstlenirken, Almanya’da Kaiser ve Overath oyunu kuran isimlerdi. Sağ ve sol açıkta Hölzenbein ile Grabowski yer alırken, orta sahadan Hoeness sık sık forvetteki Müller’e destek olmaya çalışıyordu. Alman hücumunun önemli parçalarından birisi de, soldan sık sık ileri çıkan ve içeri kat etmeye çalışan Paul Breitner’di. Orta sahadaki sigortaları ise, M’gladbachlı Bonhof’tu.

Maçın 2. sarı kartı Hollanda’dan van Hanegem’e çıkmıştı. 23. Dakikada Gerd Müller, Rijsbergen ile girdiği mücadelede, ceza sahası içerisinde kendini yerde bulmuştu. Müller’in itirazları sonuç getirmezken, Hanegem’in Müller’i arkasından itmesi, ünlü forvetin bir kez daha yere düşmesine yol açmıştı. Hanegem’in yaptığı hareketin savunulacak bir yanı yoktu ancak Müller’in düşüşü de Yeşilçam yıldızlarına taş çıkartacak cinstendi.

Dakika 25 olduğunda Almanya soldan hızla atağa kalkıyordu. Sol çizgide topu alan Hölzenbein, hiçbir müdahaleyle karşılaşmadan, Hollanda ceza sahasına girmeyi başarmıştı. Kalenin önüne geldiğinde, Hollandalılar engel olmakta çok geç kalmıştı. Wim Jansen’in çabası, ancak penaltıya sebep olmuştu. Almanya, beraberlik şansını yakalıyordu. Topun başına geçen Paul Breitner, çok rahat bir vuruşla topu yerden köşeye yolluyordu. Kaleci Jongbloed olduğu yerde golü seyretmekle yetinmişti.

Holzenbein yerde. Karar penaltı!
Hölzenbein yerde. Karar penaltı!
Breitner penaltıyı gole çeviriyor.
Breitner penaltıyı gole çeviriyor.

29. dakikada Almanya maçın en net pozisyonuna girmişti. Savunmadan ileriye çıkan Vogts, rakibinden önce davranıp topu önüne almayı başarmıştı. Bir anda kaleciyle karşı karşıya kalan sağ bek, topu Jongbloed’in üzerine vurunca takımını golden etmişti. 33. Dakikada Hoeness, soldan müthiş bir hızla Hollanda ceza sahasına girmiş, ancak Müller’e vermek istediği topu Hollandalılar son anda kapmıştı. 35. dakikada Grabowski sağ çaprazdan ceza sahasına girmek üzereyken düşürülmüştü. Serbest vuruşu kullanan Beckenbauer, çok zekice bir vuruş yapmış, ayağının dışıyla topu Jongbloed’in üzerinden aşırtmaya çalışmıştı ama son anda kaleci topu kornere çelmişti.

Alman baskısını üzerinden atmaya çalışan Hollanda 39. dakikanın başında ani bir atakla Alman savunmasını boş yakalıyordu. Orta sahada topu alan Cruyff, soldan gelen Rensenbrink ile atağa kalkmış, Alman savunmasında ise Beckenbauer tek başına kalmıştı. Kaiser’in üstüne giden Sarı fare, topu Rensenbrink’e vermiş ve oyuncunun kaleci Maier ile karşı karşıya kalmasını sağlamıştı. Ancak ünlü sol açık, yakaladığı pozisyonda Maier’i geçmeyi başaramamıştı.

Özellikle beraberlik golünden sonra Hollanda’nın direnci düşmüştü. Ne ileride kalabalıklaşabiliyorlar ne de savunmada güçlü bir oyun ortaya koyuyorlardı. 43. dakikada maçın o ana kadarki sessiz isimlerinden Bonhof, Grabowski’den aldığı pasla Hollanda ceza sahasına sağ taraftan girmiş ve topu içerideki gol makinesine vermişti. Top, Müller’in kötü kontrolüyle forvetin arkasına düşmüştü ancak öyle bir dönüp vurmuştu ki, kalecinin yapabileceği hiçbir şey yoktu. Bu gol, kesinlikle tarihin en güzel ve etkili gollerinden birisidir.

Müller galibiyet golünü atıyor.
Müller galibiyet golünü atıyor.

İlk yarıyı bitiren düdük çaldığında, Cruyff hakem Jack Taylor’a itiraza gidiyordu. Sahadan çıkasıya kadar itirazını sürdüren oyuncuyu ancak hakemin sarı kartı susturuyordu.

2. yarıda da her iki ekibin yakaladığı önemli pozisyonlar olmuştu. Hollanda beraberliği yakalamak için bastırıyor ancak kaledeki devi bir türlü geçemiyordu. Öte yanda, Almanlar da birkaç kez gole çok yaklaşmıştı. Hatta bu pozisyonlardan birinde Gerd Müller topu ağlara yollamış ancak yan hakemin bayrağıyla, gol geçersiz sayılmıştı. Bonhof’un kafa vuruşu direği sıyırarak dışarıya çıkmıştı. Maçın son dakikalarında Hölzenbein bir kez daha ceza sahası içerisinde düşmüş ancak Jack Taylor bunun penaltı olmadığına karar vermişti.

Kupa, Kaiser'in ellerinde yükseliyor.
Kupa, Kaiser’in ellerinde yükseliyor.

Maç 2-1 Batı Almanya’nın lehine sonuçlanmış ve kendi evlerinde düzenlenen Dünya Kupası’nda zafere ulaşmışlardı. İki ülke arasındaki rekabetin zirve yaptığı bu maç, birçok yönden Dünya futbolunu da etkilemişti. Yıllar sonra Cruyff’un izlerini takip eden Barcelona, benzer bir oyunla kazanmadık kupa bırakmıyordu. Ancak, her ne kadar taraftarlara futbolun güzelliklerini sunmuş olsalar da, Hollanda’nın müzesinde hala bir Dünya Kupası yok. Öte yandan, o gün kupayı kaybeden Michels, 14 yıl sonra Gullitli, van Bastenli, Rijkaardlı kadrosuyla, aynı stadyumda Avrupa Şampiyonu olmayı başarırken, ülkesine  en büyük uluslararası başarısını kazandırıyordu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir