Uruguay’ın İlk Süper Yıldızı: Jose Andrade

Jamie Vardy’nin fabrika işçiliğinden Premier Lig şampiyonluğuna uzanan hikayesi geçtiğimiz sene tüm futbolseverleri kendisine hayran bırakmıştı. Ancak Vardy, bu tip bir hikayeyi yaşayan ilk futbolcu değil. Geçtiğimiz yüzyılın ilk yıllarında Güney Amerika’da çok renkli bir oyuncu, hayranlık verici başarılara imza atmıştı. Bu hikaye, Uruguaylı futbolcu Jose Leandro Andrade’ye aitti…

Birçok futbol taraftarı günümüzde Andrade’yi hiç duymamış olmalı. Oysa bir zamanlar, Dünya’da en bilinen ve sevilen oyunculardan birisiydi. Jose’nin hikayesi 22 Kasım 1901’de Salto’da başlamıştı. Uruguay’ın en kalabalık 2. şehri olan Salto, ülkenin kuzeyinde aynı isimli bölgenin başkenti. İsmi “zıplama” anlamına gelen şehir, 19. yüzyıldan kalan yapıları ve nehir kıyısındaki yerleşimiyle huzur veren bir atmosfere sahip. Sığırları ve turunçgilleriyle tanınan şehir, Dünya futboluna günümüzün 2 müthiş forvetini, Edinson Cavani ve Luis Suarez’i hediye etmesiyle de övünmeyi hak ediyor.

Andrade’nin ailesi hakkında pek fazla bilgimiz yok ancak ilginç iddialar mevcut. Babası Jose Ignacio Andrade, Batı Afrika’dan Güney Amerika’ya gelen kölelerden birisiydi. Önce Brezilya’ya gelmiş, daha sonra kaçarak Uruguay’a yerleşmişti. Büyü konusunda bilgili olduğu iddia edilen baba Andrade’nin, oğlu olduğunda 98 yaşında olduğu da söylentiler arasında. Ancak gerçek olan şu ki, birçok Güney Amerikalı futbolcu gibi, Jose Andrade de oldukça fakir bir yaşantıya adım atmıştı. Evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya gelen Jose, genç bir yaşta evinden 500 km uzaktaki başkent Montevideo’ya, teyzesinin yanına taşınmıştı.

Çocukluğu Montevideo’nun banliyölerinden Palermo’da geçen Andrade ilk kez, top peşinde koşmaya başladığı mahallede futbol yeteneğini gösteriyordu. Futbol dünyasına adımını yerel bir kulüp olan Miramar Misiones’de atan isim, 20 yaşında Bella Vista’ya geçiyordu. Her ne kadar yeteneği fark edilmiş olsa da, futboldan kazandığı para çok yetersiz kalıyordu. Jose, sporcu kimliğinin yanında yetenekli bir müzisyen olduğunu da göstermişti. Futboldan kazandığı paraya ek olarak, karnavallarda müzisyenlik yapmaya da başlamıştı. Davul, keman ve tef, çaldığı çalgılar arasındaydı. Bu işlerin dışında, genç Andrade ayakkabı boyacılığı da yapmıştı para kazanabilmek için. Hatta bazı doğrulanamayan iddialara göre, jigololuk da para kazandığı işlerden birisiydi. Andrade’nin kadınlarla olan ilişkileri Uruguay’da çok sükse getirmese de, Avrupa’da durum farklı olacaktı.

Fransız edebiyatının önemli isimlerinden Colette, hayatı boyunca şöhret ve skandallarla bir arada yaşamıştı. Yazar ve sanatçı, 1907’de Moulin Rouge sahnesinde bir başka kadınla sevişme rolü yaptığında isyana yol açmıştı. 16 yaşındaki üvey oğlunu tahrik ettiğinde ona artık bir adam olduğunu söylüyordu. 3 kocası olmuş, 2 zorlu boşanma geçirmiş ve hem erkek, hem de kadın birçok sevgilisi olmuştu. Sene 1924 olduğunda, Jose Andrade ile Colette’nin yolları kesişecekti.

Colette

1924’de Paris, Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapıyordu. Colette, oyunlar için gelmiş olan Andrade’den çok etkilenmişti. Çocukluğu temiz olmayan ortamlarda uyuyarak geçen, pek fazla okula gitme fırsatı bulamayan bir Uruguaylı ile Fransa’nın en ünlü kadınlarından biri…Ancak Colette, bu genç Uruguaylıdan etkilenen tek ünlü Fransız olmayacaktı…

Colette’nin kadın sevgililerinden birisi olan sahne sanatçısı Josephine Baker da oyunlar sırasında Andrade ile tanışan ünlüler arasındaydı. Ernest Hemingway’in “görebileceğiniz en heyecan verici kadın” olarak tanımladığı Baker, 1920’ler Paris’inde ilgiyi en çok üzerinde toplayan isimlerin başında geliyordu. Kısa eteği ve üstsüz sahne performansıyla izleyenleri büyülüyordu Baker. 1934’de çekilen Zou Zou filminde oynayarak, bunu başaran ilk Afroamerikan yıldız olmuştu. Baker ilk siyahi film yıldızıyken, Andrade de futboldaki ilk siyahi ikon sayılabilirdi.

Josephine Baker

1.80 m boyundaki oyuncu, 1920’lerde henüz Dünya kupalarının olmadığı futbol dünyasında, Olimpiyat Oyunları sayesinde Avrupalı seyircilere futbol yeteneğini gösteriyordu. Futbolu seven binlerce kişi, stadlara sığmaz durumdaydı. Andrade, kadınlarla olan ilişkileri ve müthiş futbol yeteneğiyle, fenomen futbolcuların en eski örneklerinden birisiydi. Bazıları onu yıllar sonra “İlk Pele” olarak anımsıyordu. O dönemler genç oyuncu, Fransız basını tarafından “Siyah İnci” olarak tanıtılıyordu. Bu sıfatı, iddialara göre yatağını da paylaştığı Josephine Baker ile paylaşıyordu.

1924 Paris Olimpiyat Oyunları, bir Güney Amerika ülkesinin futbolda katıldığı ilk oyunlardı. Uruguay, 1923’de kıta şampiyonu olmayı başarmıştı. Güney Amerika’da iyi tanınan ekip, Avrupa’da bilinmiyordu. Uruguay, kıta dışına hiç çıkmamıştı. Bu yüzden, turnuvada İtalya ve Macaristan gibi Avrupalı ekiplerin yanında şansı düşük görülüyordu.

Uruguay 1924 Olimpiyatlarında ilk maçına çıktığında, beklendiği üzere Paris izleyicilerinin ilgisini çekmeyi başaramamıştı. İtalya ve İspanya arasında Pazar günü oynanan maça 20 bin akın ederken, aynı stadyumda 1 gün sonra oynanan Uruguay ile Yugoslavya’nın karşılaşmasına ancak birkaç yüz kişi ilgi göstermişti. Maça gelmeyenler, çok özel bir gösteriyi kaçırdığını bilmiyordu.

Yugoslavlar, Uruguay antrenmanlarını gizlice takip etmişti. Kolay bir galibiyet bekliyorlardı. Ancak Uruguay izlendiğini öğrenmişti. Maç Yugoslavların hiç beklemediği şekilde sonuçlanacak ve Uruguay 7-0 kazanacaktı. 3 gün sonra, bu kez ABD’yi 3-0 ile geçmeyi başarmıştı Güney Amerika ekibi. Dönemin İspanyol muhabirlerinden birisi şöyle yazıyordu: “20 yıldır futbolu takip ediyorum. Uruguay seviyesinde oynayan bir takım görmedim.Futbolun bu seviyeye gelebileceğini tahmin bile edemezdim. Onlar adeta ayaklarıyla satranç oynuyor gibiler.

Uruguay git gide Parislilerin ilgisini çekmeyi başarıyordu. Çeyrek finalde rakip, ev sahibi Fransa’ydı. Diğer yarı final eşleşmesinden katbekat daha fazla seyirciye ulaşılan maçta, 45 bin taraftarın önünde kazanan 5-1 ile Uruguay olmuştu.

O günlerde Andrade, Paris sosyetesinde oldukça popüler hale gelmişti. Uruguay’ın, Andrade’nin de çok iyi oynadığı ABD maçının ertesinde, Paris’in bir banliyösünde düzenlenen partiye ünlü yazar Colette de davetliydi. Colette, eski kocasının editör olduğu Le Matin için yazmak üzere partiye katılmıştı. Partide, o dönem Paris’te bulunan Arjantinli bir orkestra çalıyorken, Andrade de dans edenler arasındaydı. Siyahi oyuncu, Colette’in ilgisini kısa sürede üzerine çekmişti. Raporunda şöyle yazıyordu: “Uruguaylılar, medeniyetin ve barbarlığın tuhaf bir karışımı gibiydiler. Tango yaparken ne kadar görkemlilerse, Afrika danslarını yaparken de bir o kadar ürpertici oluyorlardı.

Bir İtalyan haberine göre, Andrade sık sık takımın kaldığı evi terk ediyordu. Kaybolduğundan ya da bir yerde sarhoş halde kaldığından korkan takım yetkilileri, oda arkadaşı Angel Romano’yu onu bulması için yollamıştı. Birkaç saat sonra Romano siyahi oyuncuyu şehrin en elit yerlerinden birinde, lüks bir dairede etrafında güzel kadınlarla sarılı halde bulmuştu. Adeta haremdeki bir sultan gibiydi. Andrade bu maceralarından birinde Josephine Baker ile tanışmış ve onunla tango yapmıştı. Aslında Baker ile bir ilişki yaşayıp yaşamadığı kesin değildi. Hayatı hakkındaki birçok söylenti gibi, gerçekle kurgu karışmış olabilirdi. Babası, gerçekten o doğduğunda 98 yaşında olabilir miydi? Futbolcu olmadan önce jigololuk yapmış mıydı? Bir gözü, kale direğine çarptığı için mi yoksa frengiden dolayı mı kör olmuştu?

9 Haziran 1924’te Olimpiyat oyunlarının final maçında Uruguay ile İsviçre eşleşmişti. Maçı 3-0 kazanan Güney Amerika ekibi, altın madalyayı kazanıyordu. Olimpiyatlar sona erdikten sonra Andrade Paris’te kalma daveti almıştı. Kimileri bu teklifin, 1 aylığına ona bir ev veren çok zengin bir kadından geldiğini söylüyordu. Nihayetinde Uruguay’a döndüğünde artık değişmiş bir adamdı. “Paris’e hiç kimse olarak gitmiş, ama bir kez Paris’in tadına varınca bunun zevkini sonuna kadar çıkarmıştı.” diyor Uruguay futbolunu anlatan Aldo Mazzucchelli. Gösteriş meraklısı birisi haline gelen Andrade, evine renkli eldivenler, pahalı bir mont, deri botlar, ipek kravat ve şık bir şapkayla dönmüştü.

Andrade evine döndüğünde, Montevideo’daki Afroamerikan topluluk onun onuruna bir parti düzenlemişti. Ancak o bu partiye katılmamıştı. Bu durum onu sevenleri üzerken, onun tavırlarından takım arkadaşları da rahatsızlık duyuyordu. Takım arkadaşlarına göre Andrade oldukça kibirli birisiydi. O başkalarının durumun pek önemsemeyen birisiymiş ki bu tavırları ilerideki hayatını da etkileyecekti. Mazzucchelli de onun zor bir adam olduğunu söylüyor. O, ulaşılması gerçekten zor bir adamdı.

Andrade’nin Uruguay’da formasını giydiği Nacional, 1925 yılında 9 Avrupa ülkesini içine alan bir Avrupa turuna çıkmış ve 800 binden fazla taraftarı stadlara çekmişti. Ancak Andrade bu maçların yarısında oynayabilmişti. Brüksel’de bir doktora gitmiş ve ona frengi teşhisi konmuştu. Andrade bu haber üzerine Paris’e gitmiş ve uzun bir süre Montevideo’ya dönmemişti. Nihayet döndüğünde onu görenler, kilo verdiğini ve sıkıntılı göründüğünü belirtmişti. Andrade ise biraz hasta olduğunu ve tedavi göreceğini söylemişti.

Hastalık oyuncunun hızından biraz alsa da, yeteneği aynı şekilde duruyordu. Uruguay, 1928’de Amsterdam’da düzenlenen Olimpiyat oyunlarının da favorileri arasında yer alıyordu. Final maçında o dönemki büyük rakipleri Arjantin’i 2-1 yenerlerken, maç bileti için 250 binden fazla taraftar başvuruda bulunmuştu. Ancak yarı finaldeki İtalya maçında şanssız bir olay yaşanmıştı. Andrade, bir pozisyonda kale direğine çarpıp sakatlanmıştı. Birçoklarına göre, bu talihsiz kaza ileride gözünü kaybetmesine yol açmıştı. Diğerleriyse bu rahatsızlığın frengiden kaynaklandığını ileri sürüyordu.

1930’da ilk Dünya Kupası, Andrade’nin evinde oynanacaktı. O zamanlar elde bulunan en önemli başarı kriteri, Olimpiyat şampiyonluğuydu. Uruguay da son 2 turnuvayı zaferle kapatmıştı. Ayrıca 1930, ülkenin ulusal bağımsızlığının 100. yılıydı. Tüm bunlar Fifa’nın kararını kolaylaştırmıştı.

1930 Dünya Kupası’nda Andrade her maçta forma giymişti. Artık daha ağır olmasına rağmen, hala çok yetenekli bir oyncuydu. Fifa tarafından turnuvanın takımına seçilmeyi başarmıştı. Ayrıca, turnuvanın en iyi 3. oyuncusu seçilmişti. Her maçını kazanarak finale gelen Uruguay, 28’ finalinde olduğu gibi bir kez daha Arjantin’i yenmiş, Andrade de bir şampiyon olarak milli formaya veda etmişti. Milli takım kariyerine baktığımızda, 3 Güney Amerika şampiyonluğu, 2 Olimpiyat altın madalyası ve 1 Dünya Kupası görüyoruz. Kıskanılacak bir kariyer, değil mi?

Milli takımla yıllarca başarıdan başarıya koşmuş olan oyuncu, ülkesinde kulüpler düzeyinde de önemli başarılar kazanmıştı. İlk kulübü olan Bella Vista’daki son sezonunda milli olma hakkını kazanan Andrade, sonraki sezon Uruguay tarihinin en başarılı ekiplerinden birisi olan Nacional’e transfer oluyordu. Nacional, Andrade’nin kariyerindeki en uzun süreli durak olurken, burada oynadığı 105 lig maçında, bir orta saha oyuncusu için hiç de az sayılmayacak 29 gol atma başarısını gösteriyordu.

Nacional’deki ilk sezonunda lig şampiyonluğuna ulaşan Andrade, bir diğer dev ekip Penarol’e geçmeden önce de lig 2.liğini yaşıyordu. Bu transferi 30 yaşında yaptığında eski hızında olmayan oyuncu, yeni kulübünde saha içinde daha geri bir pozisyonda forma giyiyordu. Burada geçirdiği 4 sezonda ilk 2’den hiç düşmeyen kulüp, 2 kez lig şampiyonu oluyordu.

Birkaç sezon daha ülkesinde ve Arjantin’de futbol oynadıktan sonra, başka bir iş bulmak zorunda kalıyordu. Eski takım arkadaşları başarılı antrenörler, iş adamları ve yorumcular olurken, Andrade kendini alkole vermiş ve düzenli bir iş bulmayı başaramamıştı. Bu sürede sağlığı bozulmuş ve sıkıntılı bir evlilik yaşamıştı.

Andrade daha çok orta saha pozisyonunda görev alırken, sahanın her iki yarısında da oyuna katkıda bulunuyordu. Onu yakın zamanda benzetebileceğimiz oyuncu, Fransa’nın yıldız 10 numarası Zinedine Zidane olurdu. Andrade, onu izleyenleri hareketlerindeki sihirle büyülüyordu. Üstelik oldukça güçlü bir oyuncuydu. Müthiş bir atletizmle harika bir tekniğin birleşimine sahipti. Onunla ilgili ilginç detaylardan birisi de atılan gollere hiç sevinmiyor oluşuydu.

1950’de Brezilya’da düzenlenen Dünya Kupası’na onur misafiri olarak davet edilmişti bir zamanların yıldız ismi. Yeğeni Victor Rodriguez Andrade de, zafere ulaşan takımın oyuncularından birisiydi. Bundan yıllar sonra, 1956’da bir Alman gazeteci, Andrade’yi Montevideo’da aramaya gelmişti. Onu çok kötü koşullar altında, harabeye dönmüş bir yerde bulmuştu. Andrade, gazetecinin sorularına cevap veremeyecek kadar sarhoş durumdaydı. O olaydan 1 yıl sonra da, futbolun ilk uluslararası süper yıldızı, sefalet içinde hayatını kaybetmişti. Bu dünyadan gittiğinde 56 yaşındaydı…

1990 yılında France Football’ın seçtiği Dünya Kupaları’nın en iyi 100 oyuncusu arasında 10. sırada gösterilmiş, IFFHS’nin yüzyılın futbolcusu sıralamasında ise birçok yıldızı geride bırakıp 29. olmuştu Jose Andrade. Onun önünde yer alabilen tek Uruguaylı, 50’nin kahramanlarından Juan Schiaffino olmuştu. Jose Andrade, sonsuza dek Uruguay tarihinin en önemli oyuncularından olmaya devam edecek.

Kaynak:

Jose Andrade: From Shoeshiner to the World’s Best Player

https://www.theguardian.com/football/2014/may/24/before-pele-there-was-andrade

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir