Norveç’in Garrincha’sı: Roald “Kniksen” Jensen

Norveç’in Garrincha’sı, Kuzey Avrupa’ya, aynı yıllarda Garrincha’nın Dünya’nın diğer yakasına kattığı neşenin bir benzerini yaşatmıştı. Roald “Kniksen” Jensen’in yaşamı, unutulmayacak türden bir hikaye.

O, Norveçlilerin gördüğü en büyüleyici futbolcuydu desek yanılmış olmayız. İlk defa milli formayı 17 yaşında giyerken, oyunuyla yıldız oyunculara taş çıkartıyordu. Doğduğu şehrin takımı olan SK Brann’ı üst üste lig şampiyonluklarına taşımış ve milli takımın değişmez oyuncusu haline gelmişti. Britanya’nın en başarılı menajeri ondan övgüyle söz ediyordu. Onun ismini taşıyan bir yarış atı bile vardı. Ne yazık ki 44 yaşında öldüğünde, üzerinde eski forması ve futbol ayakkabıları vardı. Lakabı “Kuzeyin Garrincha’sı”ydı ama ülkesi ve yıllarını verdiği İskoç kulübünün taraftarları hariç onu pek fazla bilen yoktu. Bu ilgi çekici hikaye, Roald “Kniksen” Jensen’e ait (Kniksen, cambaz demek).

Bergen, nüfus olarak Norveç’in ikinci büyük şehri. Kral Olav tarafından 1070’de kurulan kent, 13. yüzyılın ortasına dek Norveç’in başkentliğini üstlenmiş. Bir zamanlar Hansa Birliği’nin Norveç’teki üyesi olan şehir, yüzyıllar boyunca ülkenin dış dünyaya açılan kapısı konumunda olmuş. “7 dağın arasında kalan şehir” olarak anılan Bergen, bu coğrafi özelliğinin karşılığını yıl boyu yoğun yağış alarak görmekte. Kendine has şehri yüceltmek için şöyle bir slogan dile gelmiş: “Ben Norveçli değilim, Bergenliyim.” (Bana İzmir’in bir ilçesini hatırlattı sanki).

Bu şehrin özgün kimliği, kendisini futbola da yansıtmayı başarmış. İsmi ateş anlamına gelen Brann, şehrin futboldaki tartışmasız lideri (Bir takım için çok uygun bir isim, değil mi?). Coşkulu taraftarlarıyla tanınan kulüp, tarihi boyunca pek fazla başarılı olamasa da, 2007 yılında Norveç liginde kırılan seyirci rekoruna sahip.

Roald Jensen, 1943 yılında Bergen’de dünyaya gelmişti. Yetiştiği toplum, savaş sonrası dönemin zorluklarıyla boğuşuyordu. Marshall yardımlarının olduğu, şekerin bile karneyle verildiği bir dönem…Bu ortamda küçük Roald, sokakların havalı ve umursamaz çocuğuna dönüşüyordu.

4 yaşındayken, babasının hediyesi olan ilk futbol topuna sahip oluyordu. Top, hayatının geri kalanında ondan hiç ayrılmayacaktı. Saatler boyunca bıkıp usanmadan top sektirerek ve çocukluğunu geçirdiği evin duvarına topu ata ata yeteneğini geliştiren Roald, arkadaşlarıyla birlikte bir takıma bile sahipti. Bergen’in dar yollarında top koşturan çocuklar, 1945’deki turunda Britanyalı taraftarları şaşırtan ünlü Rus kulübünden (Dinamo Moskova) esinlenerek, takımın adını Dinamo olarak seçmişti. Roaldların takımı, maçlarını büyük farklarla kazanırken, gollerin birçoğunda dripling yıldızının katkısı vardı. Kısa sürede çevresince ‘Kniksen’ olarak anılmaya başlamıştı; bir başka deyişle top cambazı.

Nihayetinde genç Roald, Dinamolu birkaç arkadaşıyla birlikte Brann’ın altyapısına dahil oldu. Henüz 10 yaşındaydı. Takım arkadaşlarının birçoğundan daha genç ve kısa olan Roald, rakipleri onu durdurmak için sertliğe başvursa da oynadığı maçları domine etmeyi başarıyordu. 1959’da, üst üste 2. kez Norveç Gençler Kupası Finali’ne yükselen takımın yıldızı konumundaydı. Brann Stadı, genç oyuncuyu görmek için sahaya gelen 10 binden fazla taraftarı ağırlıyordu o finalde. Basının görüşü, finale gelmeden, yarı final maçını Roald’ın tek başına aldığı yönündeydi. Oysa bu övgüleri kabul etmediğini çünkü bunun takım arkadaşlarına bir eleştiri olduğunu söylüyordu. Brann kupayı kazanmış, birkaç hafta sonra Bergen bir başka maça ev sahipliği yapmıştı. Norveç’in genç takımı, Roald’ın da oynadığı maçta 14 bin Bergenliyi stada çekmişti. O dönem şehrin nüfusunun yaklaşık 115 bin olduğunu hatırlatmak isterim. Bu, top cambazının ününün eseriydi.

Genç Jensen’in as takıma alınmaması için hiçbir sebep yoktu. Ona kapıları açmak, ‘Aziz Peter’ olarak anılan Macar teknik adama nasip olmuştu. 1960’da Bergen’e gelen Tivadar Szentpetery, ‘Mighty Magyars’ın oyun sistemini takıma adapte etmeye çalışmıştı. Sağ açıkta Jensen yer alıyorken, solda da yakın arkadaşı Rolf Birger Pedersen görev alıyordu. Her ne kadar Macar hoca, esasen oyuncularla ortak bir dil kuramadığı için başarılı olamamış olsa da, takıma getirdiği yenilikçi düşünce, gelecekteki başarıların tohumunu atmıştı.

Bu arada, milli takım da parlayan yıldızı kadroya almakta gecikmiyordu. As takımda oynadıktan birkaç ay sonra, A milli takıma davet edilmişti genç oyuncu. Henüz 17 yaşında olan ismin milli takıma çağrılması, hem yaşından hem de kadroyu belirleyen komitede Brannlı bir ismin yer almasından dolayı kısmen tartışmalı durumdaydı. Milli takım koçu, Avusturyalı Willy Kment, Jensen’in henüz çok genç olduğunu söylüyordu ancak onu kadroya alma konusunda hiçbir kuşkusu yoktu.

‘Kniksen’ milli takımdaki ilk maçını Avusturya’ya karşı oynamış, ilk golünü ise Finlandiya’ya karşı atmıştı. 1960 Eylül’ünde ise taraftarların kalbini, ezeli rakipleri İsveç karşısında gösterdiği harika bir performansla çalıyordu. Oslo’daki 36 bin izleyici, 2 yıl önce Dünya Kupası finali oynayan takıma karşı büyüleyici bir oyun ortaya koyan genci alkışlıyordu. Jensen öyle çok alkışlanmıştı ki, Ulusal Tiyatro tüm sezon boyunca bu kadar alkış almamıştır. İsveç basını onu Norveç’in yeni kralı olarak lanse ediyordu.

1961 baharında Bergen basınına çok ilginç bir haber düşüyordu. Gazete, Jensen’in Real Madrid ile sözleşme imzaladığını duyuruyordu. Ancak haber, 1 Nisan günü yayımlanmıştı ve Real Madrid teknik direktörü olarak, Macar olimpiyat şampiyonu boksör Laszlo Papp gösterilmişti. İşin bir başka yönü, hikayenin sahip olduğu inandırıcılık, genç oyuncuya duyulan saygı ve güveni ortaya koyuyordu.

Lig formatındaki değişiklikten dolayı, 1961/62 sezonu, 16 takımla oynanmış ve 18 ay sürmüştü. Bu sürede Jensen, Pedersen ve Paulsen’den oluşan hücum gücü, ülkenin gördüğü en iyilerden biri haline gelmişti. Üçlü, toplamda 75 gol atmış ve Brann’ı ilk lig şampiyonluğuna taşımıştı. Son maçta Rosenborg deplasmanında aldıkları galibiyet, rakip takımın ligden düşmesine sebep olmuştu. Sevinç kutlamalarına, hayal kırıklığına uğramış bir Rosenborglunun Jensen’e şemsiyeyle saldırması yüzünden küçük bir gölge düşse de, zafer Bergen’de günler boyunca kutlanmaya devam etmişti.

Jensen açısından baktığımızda, sezonun en önemli olayı sadece şampiyonluk değildi. Sezonun sona ermesine birkaç ay kala, İskoçya’dan Heart of Midlothian Bergen’e bir hazırlık maçı yapmak için gelmişti. İskoç ekibi rakibini 4-0 mağlup etmişti ama buna rağmen Kniksen iyi bir performans ortaya koymuştu. “O günden sonra, istediğim zaman Edinburgh’a gidebileceğimi biliyordum” diyor daha sonra Jensen.

Bir İtalyan kulübünden gelen teklifi reddeden oyuncu, bir süre daha Brann’da kalmaya karar vermişti. Bu kararın meyvesi, 1963 yılında tekrar kazandıkları şampiyonluk olmuştu. Ancak bir sonraki sezon, takım beklenmedik şekilde ligden düşüyordu. Jensen, geleceğinin yurt dışında olacağını anlamaya başlamıştı. Ancak o zamanın kurallarına göre, yurt dışında oynayan Norveçli bir oyuncu, milli takımda forma giyme şansını kaybediyordu. Bu, Jensen’in transferine engel olmamıştı ama Norveç’i belki de bir Dünya kupasına katılmaktan etmişti. 1966 elemelerinde oldukça iyi sayılabilecek bir performans ortaya koyan takım, kendi sahasında Fransa’ya kaybedince grubu 2. tamamlamıştı. Eğer takımın en iyi oyuncusu oynamış olsaydı, sonuç belki de çok farklı olacaktı.

Kniksen, Tynecastle’a Ocak 1965’de vardığında kulüp, tarihindeki en dramatik sezonu yaşıyordu. Genç oyuncu, bordo renkli formayı giyen ilk yabancı olacaktı. Antrenör Tommy Walker, Jensen’in yıllardan beri Hearts’a gelen en büyük yetenek olduğunu söylüyordu.

Jensen, Tynecastle'da takım arkadaşlarını izlerken...
Jensen, Tynecastle’da takım arkadaşlarını izlerken…

22 yaşındaki oyuncu, Hearts formasıyla ilk kez Dunfermline karşısında şans bulmuştu ve basında kendisinden övgüyle söz ediliyordu. Edinburgh akşam haberleri, “Jensen’den 5 yıldızlık şov” şeklinde sunuyordu performansını. O güne dek birkaç Norveçli futbolcu daha ülke dışında başarılar kazanmıştı – 1920’lerde Hamburg ile şampiyonluklar kazanan Asbjorn Halvorsen ve 1957’de Milan ile Scudetto’yu kazanan Per Bredesen – ancak Kniksen, Britanya’da profesyonel futbol oynayan ilk isim olmuştu.

Popüler magazin dergisi Aktuell, genç yıldızın tam bir Kuzeyli kılığında fotoğrafını yayımlamıştı. Her hareketi, Norveç basınınca takip ediliyordu. Bu arada, performansı İskoçları da etkilemeye devam ediyordu. Kniksen, Hearts’ı lig yarışında tutuyordu.

17 Ocak günü, Hearts, Celtic’i 2-1 yenerek ligin zirvesine çıkarken, basında “Jensen günü kurtardı. Hearts’ın Norveç’ten yeni ismi, tüm ilgiyi üzerine çekti. O, Celtic ile tek başına başa çıktı. Topu adeta evcilleştirdi ve yaptığı hiçbir hareket oyun zekasından yoksun olmadı.” deniyordu. Kniksen, bu övgülerle onu bir takım oyuncusu olarak görmeyenlere karşı kendini temize çıkarıyordu.

Sezon sonuna gelindiğinde ise, Hearts büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı. Son maçta rakip, 2 puan gerideki Kilmarnock’tu (O zamanlar galibiyete 2 puan veriliyordu). Kilmarnock, alması gereken sonucu alıyor ve maçı 2-0 kazanıyordu. Eğer maç 3-1 ya da 4-2 bile bitmiş olsa, şampiyon Hearts olacaktı. Bu maçta oldukça şanssız olan Kniksen, 2 kez direğe takılmıştı. Takım her ne kadar şampiyon olamasa da, Kniksen yeni evinde bir yıldız olarak anılmaya başlamıştı.

Yeteneğinden etkilenen onlarca ismin arasında, yıllar sonra bizlerin farklı bir rolde tanıyacağımız genç bir İskoç da vardı. Dunfermlinelı genç golcü, yıllar sonra Kniksen’den bahsettiğinde “Hearts ile karşılaştığımzda taktiğimiz, Süper Jensen’i durdurmak üzerine olurdu” demişti. Belki de Kniksen’e olan hayranlığı, çalıştığı kulübe Cristiano Ronaldo gibi süper bir kanadı getirmesine yol açmıştı.

Kniksen’in Hearts’da geçirdiği sonraki sezonları ne yazık ki sakatlıklar ve başka bir takım sıkıntılarla geçmişti. 15 yıl kulübü çalıştıran Walker, 1966’da görevini bırakınca, yerine gelen John Harvey, bu müthiş kanat oyuncusundan selefi kadar etkilenmemişti. Yıllar sonra o günleri hatırladığında kendisine karşı adil davranılmadığını söylüyordu Kniksen.

İlginçtir ki, İskoçya’da geçirdiği 6.5 yıl süresince B takım için oynadığı maç sayısı, neredeyse A takım için oynadığı maç kadardı Kniksen’in. Taraftarların sevgilisi haline gelmiş bir oyuncu için ne kadar tuhaf değil mi? B takımla oynadığı maçları bazen 30 bine yakın izleyicinin takip ediyor olması da olaya bambaşka bir boyut kazandırıyor. Hearts’da yaşadığı bu gelgitli süreç, onun performansını etkilerken, bazı disiplin sorunlarına da yol açıyordu. Buna rağmen, formda olduğu zaman sihrini taraftarlara göstermeye devam ediyordu.

Yaşı o günleri görmeye yeten Hearts taraftarları, belki de kulüp tarihinin en güzel golü olan, Partick Thistle’a attığı golü hala unutamıyor. Sol kanatta topu alan Kniksen, gol vuruşunu yapmadan önce 5 savunmayı ve kaleciyi çalımlamayı başarmıştı. O sezon, 22 maçta 9 gol atmış, takımıyla kupa finaline yürümüştü. Yarı finalde Morton’a karşı sonucu belirleyen penaltı golü onun ayağından gelmişti. Final maçında ise, Kniksen’in İskoçya’daki ilk rakibi, Dunfermline kupayı kazanan taraf olmuştu. O dönemde, Avrupa’nın en güçlü ekiplerinden Feyenoord genç oyuncuyu transfer etmek istemişti ancak o, henüz İskoçya’daki misyonunun bitmediğini düşünüyordu ve teklifi kibarca reddetmişti. O Feyenoord, 2 sezon sonra Avrupa şampiyonu olmuştu…

Kendi döneminin birçok yetenekli oyuncusu gibi, yıllar Kniksen’e iyi davranmamış, kariyerinin sonuna doğru erken bir giriş yapmıştı. 1969’da, yurt dışındaki futbolcuların milli takımda oynama yasağı kalkınca, Kniksen de ülkesi adına oynama şansına yeniden sahip olmuştu. Meksika’ya karşı oynanan maçta harika bir performans sergilemiş olsa da, 60’ların başlarındaki gibi oynayamıyordu artık.

En sonunda Hearts’dan ayrılma günü gelmişti. Gideceği yer, eski kulübü, o çok sevdiği Brann olmuştu. Takımın 1972’de kazandığı kupada önemli bir rol oynadı. Sonraki yıl ise, futbola veda etti. Dünya güzeli Bergen’de, sessiz, sakin bir hayata adım atmıştı. Balık tutarak, eşi ve çocuklarıyla zaman geçirerek yaşıyordu artık.

6 Ekim 1987’de, Brann Stadyumu’nda forma giydiği bir veteranlar maçı sırasında bir kriz geçirmiş ve 44 yaşında hayatını kaybetmişti. Yine ne ilginçtir ki, hayata veda ederken, yıllar boyunca hasret kaldığı Norveç formasını taşıyordu sırtında.

Binler onun cenazesine akın etmişti. Onun anısına, eski kulübü Brann, Norveçli ünlü heykeltraştan bir heykel sipariş etmişti. Norveç’te her yıl verilen “Yılın Oyuncusu” ödülü, onun ismiyle veriliyordu. Ancak 2013’de tatsız bir olay yaşanmıştı. Hırsızlar eşi Eva’nın evine girmiş, kariyeri boyunca kazandığı hatıra değerindeki nesneleri ve madalyaları çalmıştı. Çalınanlar arasında, 25 kez milli olmayı başaran her Norveçli oyuncuya verilen altın saat de yer alıyordu. Bu arada, Kniksen 25. kez milli formaya ulaşan en genç Norveçli olma özelliğini koruyor.

Oğlu Sondre, babasını mükemmel bir baba olarak hatırlıyor: “Her zaman nazik olmaya çalışır, insanlara yardımcı olurdu. Sıradan birisi olmaya çalışırdı, bunu da başarmıştı.” Aradan yaklaşık 30 yıl geçse de, hala Kuzey Denizi’nin iki yakasında da hayranlık ve saygıyla hatırlanıyor.

(Bu yazının orijinali the guardian’da yayınlanmıştır.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir