1970 Dünya Kupası Finali: Brezilya-İtalya Maçı

Tarihin belki de en iyi milli takımı, en formda olduğu dönemde Catenaccio’nun en iyi temsilcisine karşıydı. Pele’nin Dünya Kupaları’na vedası olan bu maçı bir kez daha hatırlamaya ne dersiniz?

Brezilya ve İtalya, Julet Rimes Kupası’nı sonsuza dek evine götürmek için karşı karşıya geliyordu. Maçın favorisi Brezilya’ydı. 5 maçta 15 gol atan ekip, içlerinde son Dünya şampiyonu İngiltere ve 1950 finalini kaybettikleri Uruguay’ın da olduğu takımları mağlup etmişti. Futbolu öyle bir seviyeye taşımışlardı ki, en çok akıllarda kalan pozisyonları, golle sonuçlanmayanlardı. Pele Çekoslovakya kalecisini orta saha çizgisinden attığı şutla mağlup etmeye yaklaşmış, Uruguay maçında ise rakip kaleciyi kimsenin aklına gelmeyecek bir çalımla geçmiş ama topu direğin yanından dışarı yollamıştı. İtalya Pele, Rivelino, Jairzinho, Tostao ve Gerson’dan oluşan hücum gücünü durdurabilecek miydi?

Öte yanda, 1934 ve 1938 Dünya şampiyonu İtalya da Julet Rimes Kupası’nı bir tarafından tutuyordu. Son Avrupa şampiyonu takım, Sardinya’dan çıkan sürpriz şampiyon Cagliari’nin yıldızı ‘Gigi’ Riva’nın katkılarıyla elemeleri rahat geçmiş ve Dünya Kupası’na gelmişti. Kupaya sessiz başlayan ekip, sonradan vites yükseltmiş ve önce ev sahibi Meksika’yı, daha sonra da yüzyılın maçlarından biri olarak gösterilen Almanya karşılaşmasını dörder golle geçmeyi bilmişti. Takımdaki tek sorun, orta sahadaki altın çocuk Gianni Rivera‘yı mutlu edebilmekti. Koç Ferruccio Valcaregga Rivera yerine İnterli Sandro Mazzola’yı tercih ediyordu. Turnuvaya Rivera’nın yedeği olarak geldiği düşünülen Mazzola, takımdaki yerini alınca İtalya soyunma odasında gergin bir hava esmeye başlamıştı. Hatta neredeyse Rivera ülkesine geri gönderilecekti. Ancak daha sonra bir çözüm ortaya konmuş, ilk yarılarda Mazzola, ikinci yarılarda ise Rivera’nın oynamasına karar verilmişti.

Finalde kim oynarsa oynasın bu maç, iki farklı futbol görüşünün karşılaşması olacaktı hiç süphesiz. Kağıt üzerinde yeteneği ve tekniği ön plana çıkartan Güney Amerika ekibiyle, Azzurri’nin catenaccio’su karşılaşıyordu. Ancak unutmamalı ki İtalya son 2 maçında 8 gol atmayı başarmıştı. Brezilya ise İngiltere’yi 1-0 ile geçmişti. İki takımı da zor bir maç bekliyordu. Üstelik Meksika’nın sıcağını ve rakımı da eklersek, Brezilya’da sigara içmeyi seven, orta sahanın beyni Gerson gibi bir oyuncu için durum çok daha zor bir hal alıyordu.

Valcaregga şu 11’le sahaya çıkıyordu: Enrico Albertosi, Tarcisio Burgnich, Giacinto Facchetti, Mario Bertini, Roberto Rosato, Pierluigi Cera, Angelo Domenghini, Sandro Mazzola, Roberto Boninsegna, Giancarlo De Sisti ve Luigi Riva.

Zagallo’nun 11’i ise: Felix, Carlos Alberto, Everaldo, Clodoaldo, Brito, Piazza, Jairzinho, Gérson, Tostão, Pele ve Rivelino.

21 Haziran 1970, saat öğle 12:00. Azteca stadında 112 bin kişi, maçın başlamasını bekliyordu. İki ekibin kaptanları, Giacinto Facchetti ile geçtiğimiz haftalarda aramızdan ayrılan Carlos Alberto el sıkıştıktan sonra maç başlamak üzereydi.

Maçın henüz 2. dakikasında Luigi Riva iyi bir şut çıkarmıştı. Felix, turnuva boyunca eleştirilse de, üzerine gelen topu kornere çelmişti. Top köşeye gitseydi, hiçbir kaleci gole engel olamazdı. Akabinde, Mazzola’nın kullandığı köşe vuruşunda da topu yakalamıştı. 2 dakika sonra Brezilya bir serbest vuruş kazanmıştı. Sağ çaprazdan kaleyi gören bir yerden topun başına Rivelino geçmişti. Ancak vururken ayağı kayan oyuncunun şutu etkisiz kalmıştı.

Sağ açıkta yer alan Jairzinho, karşısındaki efsanevi sol bek Fachetti’yi üzerine çekerken, geriden gelen bek Carlos Alberto’ya alan yaratıyordu. İtalya’nın oyun planı, geriye çekilip dünyanın en tehlikeli hücumcularının saldırmasını beklemekti. Savunmanın efendileri için bile çok riskli bir plandı bu. Ancak yine de önemli pozisyonlar bulabiliyorlardı. 16. dakikada Mazzola’nın kullandığı serbest vuruşta savunmanın arkasında topla buluşan Riva, yaptığı kafa vuruşuyla topu kalenin üstünden auta yollamıştı.

Ve 18. dakikaya geldiğimizde, İtalyan savunması yenik düşüyordu. Tostao’nun sol kanattan kullandığı taç atışında Rivelino, müthiş sol ayağıyla topu ceza sahası içine yollamıştı. Burgnich’den yükseğe zıplayan Pele, sert bir kafa vuruşuyla topu ağlara yollamıştı. Bu gol, Brezilya’nın Dünya Kupaları’nda attığı 100. goldü.

Brezilya golü kolay bir şekilde bulmuş olsa da, ilk yarının sonuna doğru rakibine adeta bir golü hediye etmişti. 37. dakikada Clodoaldo topu Piazza’ya aktarmak isterken araya Boninsegna girmiş, kalesini terk eden Felix de topa müdahale edemeyince, Boninsegna topu boş kaleye göndermişti. İtalya, moral yakalamışken baskı yapmaya devam etseydi, maçın sonucu belki daha farklı olabilirdi ama İtalyanlar klasik oyunlarına dönmeyi tercih etmişti. Golden sonra Brezilya, sanki hiçbir şey olmamış gibi aynı güvenle oyununa devam ediyordu. Zaten bu özelliği takımı eşsiz kılıyordu. Sonuç ne olursa olsun, kazanmaktan başka bir şey bilmeyen bir makine gibiydiler.

Golden ilk yarının bitimine dek olan sürede iki taraf da öne geçmek için çabalamıştı. Ceza sahasına girmek isteyen Gerson’a Bertini engel olmuş, daha sonra attığı şut ise isabet bulmamıştı. İtalya’da ise ileride yalnız kalan Riva’nın tehlike yaratmasına Brito engel oluyorken, Domenghini’nin uzaktan attığı şut Felix’de kalıyordu.

İlk yarı tartışmalı bir şekilde sona ermişti. Gerson serbest vuruşta topu ceza sahasına doğru yolladığında, hakem Rudi Glöckner düdüğünü çalmıştı. Oysa top Pele’ye gelmiş ve İtalyanların oyunu bırakmasıyla birlikte topu ağlara yollamıştı. Eğer hakem birkaç saniye daha oynatmış olsaydı oyunu, belki de Brezilya devreyi 2-1 önde kapatacaktı.

Soyunma odasında Brezilyalılar oldukça rahattı. Clodoaldo’yu goldeki hatasından dolayı affeden arkadaşları, onunla alay etmeyi ihmal etmemişti. Bu rahatlıkla 2. yarıya da hücum parolasıyla çıkıyordu Latin Amerika ekibi.

2. yarının başında çok önemli bir fırsattan yararlanamamıştı Brezilya. Carlos Alberto sağdan kaleye paralel bir orta kesmişti ancak Pele belki bir saniye farkla topa yetişemişti. 52. dakikada Burgnich’in Pele’ye yaptığı faul sonrasında, kaleye oldukça bir mesafeden serbest vuruş kazanılmıştı. Topun başına geçen usta sol ayak Rivelino, çok sert ve düzgün bir vuruş yapmış, kaleci Albertosi zorlukla topu çelmeyi başarmıştı.

Bu pozisyondan hemen sonra İtalya karşı atağa çıkmıştı. Facchetti’nin soldan hızla taşıdığı top, Boninsegna’nın ayağına gelmişti. İlerleyen oyuncu, topu sağdan atağa katılan Domenghini’ye vermişti. Ceza sahasına giren Domenghini, şutunu atmış ancak Everaldo’nun müdahalesi, topun ağlara gitmesine engel olmuştu.

66. dakikada Brezilya kendisini öne geçiren golü atıyordu. Facchetti, topla içeriye girmeye çalışan Jairzinho’yu durdurmayı başarmış ancak boşta kalan topu Gerson almıştı. O da topu biraz sürüp, kalabalık İtalyan savunmasının arasından müthiş sol ayağıyla köşeye doğru harika bir şut çıkarmıştı. Albertosi uçmuş ancak gole engel olamamıştı.

İtalyan savunmasını en çok zorlayan isimlerin belki de başında Jairzinho geliyordu. İtalya, onun başına Facchetti’yi vermişti ancak hareketli oyunu, İtalyan savunmasının dengesini bozuyordu. Jairzinho, kimi zaman santrafor pozisyonuna kayıyordu maç sırasında. Böyle anlardan birinde, Gerson’un ceza sahasına doldurduğu isabetli uzun pasta Pele topla buluşmuş, verdiği kafa pasıyla kale önüne hareketlenen Jairzinho’ya golü ikram etmişti. Hem Facchetti, hem de İtalya çaresizdi…

Bu andan sonra İtalya’nın maçı çevirmesi neredeyse imkansızdı. Yarı finaldeki yorucu eşleşme, İtalya’nın böyle bir finaldeki gücünü de sınırlamış olmalıydı. Oyuna sonradan Rivera da girmiş ancak pek etkili olamamıştı. Maç bitmek üzereyken, Brezilya tarihe geçecek, ders niteliğinde bir gol atıyordu. Takımın orta sahadaki defansif yükünü taşıyan Clodoaldo’nun çalımlarıyla başlayan atak, topu kanatta Jairzinho ile buluşturmasıyla devam etmişti. Karşısında yine Facchetti’yi bulan oyuncu, içeriye doğru hareketlendikten sonra topu merkezdeki Pele’ye vermişti. Savunmayı karşısına alan Pele, son bir dokunuşla topu sağ kanattan hızla gelen kaptana bırakmıştı. Carlos Alberto da kupalar tarihinin en ünlü gollerinden birini atarak maçın sonucunu ilan etmişti: 4-1!

Maçın yıldızı, birçoklarına göre Gerson’du. Harika paslar attı, savunmaya katkıda bulundu, oyunun temposunu belirledi, ve takımını öne geçiren golü atmayı başardı. Harika bir takım oyununun içinde, maçın sonucuna direkt etti.

Bu sonuçla, üçüncü kez Dünya Kupası’nı kazanan Brezilya, Carlos Alberto’nun ellerinde Julet Rimes Kupası’na sonsuza dek sahip olmaya hak kazandı.

Biz futbol romantikleri de bir daha böyle bir şampiyon izleyemedik. Kendi kulüplerinde 10 numara oynayan veya oynayabilecek 5 oyuncuya sahip bir 11’le catenaccio’nun karşısına çıkmak, Don Kişot’un yel değirmenlerine saldırmasına benzetilebilirdi. Ama bu takım, hayalleri gerçek kıldı ve futbolun ne kadar güzel bir oyun olduğunu herkese gösterdi. Bu takımın tüm yıldızlarını saygı ve hayranlıkla anıyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir