Fabio Paim: Boşa Geçmiş Bir Kariyer

Football Manager’i de yanıltmayı başaran bir kariyer hikayesi onunkisi. Portekiz’de en az Cristiano Ronaldo kadar büyük bir potansiyele sahip oyuncu, sevenlerini büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştı.

“Eğer benim iyi olduğumu düşünüyorsanız, Fabio Paim’i göresiye kadar bekleyin.” -Cristiano Ronaldo

Kendi kuşağının en yetenekli oyuncularından birisi olarak görülen Fabio Paim, Sporting Lizbon akademisinin 2006 model ürünlerinden biriydi. 2010’lu yıllara hızla geldiğimizde, Moscavide, Trofense, Pacos de Ferreira, Rio Ave ve hatta Chelsea’de geçen kiralık dönemler görüyoruz. Akabinde Portekiz 3. Ligi’nde geçirdiği günlerden sonra şu an herhangi bir kulüpte oynamıyor.

Peki, yanlış giden neydi?

Lizbon’a 20 km uzaklıktaki Estoril’in varoşlarında yetişen Paim, mahallesindeki beton sahada kendini herkese hayran bırakıyordu. Paim henüz 6 yaşındayken onunla çalışan ve şimdi bir gazetede yazan Jorge Vicente, oyuncu hakkında şunları söylüyor: “İki oyuncuyu çalımlamış, yarı sahayı geçip kalecinin önde olduğunu görmüştü. Kale, bildiğimiz halı saha kalelerindendi. Daha sonra, sağ ayağını topun üzerinden geçimiş, kendi etrafında dönüp sol topuğuyla dar bir açıdan topu kaleye yollamıştı. O anda antrenmanı kesmiştim. Pratik yapmanın anlamı yoktu (gülüyor).” Fabio, 8 yaşındaydı…

Paim, nihayet Sporting tarafından her sene düzenlenen bir turnuva sırasında fark edilmişti. Lizbon ekibi 3-1 kaybetmiş, tek gol Paim’den gelmişti. Fabio maç boyunca en iyi bildiği işi yapmıştı: “Rakiplerini çalımlar, eğer gol atma imkanı yoksa, geri dönüp hepsini tekrar çalımlardı.” diye anımsıyor Vicente. O sezonun sonunda genç Fabio Sporting Akademisi’ne katılmıştı. “Onun arkadaşı olduğum için taraflı olabilirim ama inanın onun gibi bir yetenek görmemiştim. Üstelik, Cristiano’yu da henüz 14 yaşındayken izlemiştim.”

9 yaşındayken, ülkenin en iyi futbol akademilerinden birinde, etrafında birçok yetenekli çocukla bir araya gelmişti Fabio. Thierry Henry ve Ronaldinho gibi bir oyuncu olabileceği düşünülüyordu ve Portekiz futbolunun geleceği sıfatını Ronaldo’dan alabilirdi.

11 yaşına geldiğinde, hala bir çocuk olmasına rağmen, ailesindeki en önemli kişi haline gelmişti ve mahallenin yarısı onun arkasındaydı. Vicente onu Sporting’in eski kaptanı Carriço’ya benzetiyordu. “O da iyi bir aile yapısından geliyordu ve bugün geldiği noktaya ulaşmasını sağlayan koşullara sahipti. Fabio da benzer şekilde, üstelik mahallenin ‘lideri’ konumunda.”

Fabio’yu heyecanlandıran bir teklif, Fransa Futbol Federasyonu’ndan geliyordu. 14 yaşındayken o ve ailesini Fransa’ya davet etmişlerdi. Bir gün, genç Fabio’nun Fransa için oynayabileceğini umuyorlardı. Bununla birlikte, Avrupa’nın birkaç büyük kulübü de sıradaydı. Menajerler onu kapabilmek için yarışırken, bu yarışın galibi, günümüzün süper-menajeri Jorge Mendes olmuştu.

Paim, Sporting’in genç takımlarında, her yaş seviyesinde şampiyonluklar kazanmıştı. Ama problem, onun yeteneği değil, çalışma etiğiyle ilgiliydi. Antrenmanları sık sık kaçırır, gece geç saatlere kadar ayakta kalırdı. Onu cezalandırmak için kadroya alınmadığında takım için işler iyi gitmemeye başlar, bu kez de kurtarıcı olarak oyuna alınırdı.

As takıma adım attığında da işler düzelme yolunda gitmiyordu. Yine antrenmanları kaçırıyor, uyuyakalıyor ve rezerv maçlarını ıskalıyordu. Sporting onu kiralamaya karar vermişti. İlk olarak, profesyonel futbola adım atacağı Moscavide’ye gitmiş, daha sonra Stamford Bridge’e gidesiye kadar birkaç Portekiz ekibini daha dolaşmıştı. “Bu benim için çok önemli bir adımdı, tartışmasız kariyerimin en önemli hamlesiydi” diyordu Fabio. Sporting, Carvalho ve Bosingwa gibi oyuncuların Fabio’yu doğru yola yönlendireceğini umuyordu. Onun yerine, Fabio sık sık Lizbon’a uçarken, kazandığı parayı harcamayı seçmişti.

Fabio, 1 yıl gibi bir sürede 300.000 avroyu nasıl harcadığını anlatıyor: “Bir keresinde, akademiden arkadaşım Renato Queiroz ile Meksika’ya gittiğimizi hatırlıyorum. Yanıma sadece kredi kartımı almıştım. Dönüşte 3-4 bavulla dönmüştüm.”

Fabio daha sonra fark etmişti ki hayatında onu bir birey olarak umursamayan birçok insan vardı. Hepsi, Paim pastasının bir dilimini tutuyordu. O, geceleri dışarıda, kadınlara, kıyafetlere ve arabalara para harcıyordu. “Aklına gelebilecek her arabaya sahiptim. Porsche, Hummer, Audi…”. Bunları söylerken şu anda (2010 senesi) ayda 1.000 avro kazanıyor ve kiralık bir araca biniyor.

16 yaşında ilk arabasını aldığında (bir Mercedes), etrafındakilerin tavsiyelerine kulak asmamış ve yasak olmasına rağmen aracı kullanmaya başlamıştı. En sonunda arabayı ondan almışlar ancak bu, yeni arabalar almasına engel olamamıştı.

Jorge Vicente de çuvaldızı kendine batırmayı ihmal etmiyor: “O, böyle bir dünyaya hazır değildi. Her şeyine izin verilmişti, o da hayatın hep böyle süreceğini sandı. Ama öyle değildi.”

2010 senesinde, henüz 22 yaşındayken Portekiz’de Toreense’de kariyerine devam ediyordu. Yerel bir kulüpte kendi kişisel antrenörüyle çalışıyordu. Lizbon’un kuzeyinde, Torres Vedras’ta bir apartman dairesinde kalıyordu. O dönemki menajeri Paulo Torres, genç oyuncu için umut duyuyordu: “Çalışması gereken tek yer antrenman sahası değil. Aynı zamanda saha dışında, hayatını da geliştirmesi gerekli.”

Balkonundan dışarıya baktığında, geçmişi ve geleceği kafasını kurcalıyordu. “Bana yardımcı olmak isteyen insanları dinlemedim. Çok iyiydim ve annem ile menajerim Jorge Mendes’in tavsiyelerine kulak asmamıştım.

Genç oyunculara söylemek istediğim tek şey, benim yaptığım hataları yapmamaları. Yetenekli olmak yeterli olmuyor. Ne kadar iyi olursanız olun, her zaman aç olmak ve sıkı çalışmak zorundasınız. (Çocukluk arkadaşı) Ronaldo çok yetenekli ve asla rehavete kapılmıyor. O her zaman çok sıkı çalıştı. Ben ise yeterince çalışmadım.”

İnsanlar benim ondan daha iyi olduğumu söylerdi. Hatta bir gün Ronaldo da bunu söylemişti. Onunki gibi harika bir kariyere sahip olabilme şansı bile bana gurur veriyor.”

Torreense’deyken (Portekiz 2. Ligi) takımın en iyi oyuncusuydum ve takımın üst lige yükselmesinde önemli bir rolüm olmuştu. Ancak daha sonra teknik direktör, açıklanamaz bir şekilde benden vazgeçmişti.”

Toplamda 16 farklı kulüpte forma giyen oyuncu, Angola, Malta, Katar ve Lüksemburg 2. Liginde bile oynamıştı. 2007 yılından beri sadece 52 kez forma giymiş oyuncu. Bunca takım içinde birisi, onun kariyeri için dönüm noktası olabilirdi. Felipe Scolari’nin çalıştırdığı Chelsea, 2008’de onu transfer etmişti ancak kiralık olarak orada bulunduğu sürede, göze girmeyi başaramamıştı.

Chelsea’de Didier Drogba, Michael Ballack ve Petr Cech gibi isimlerle antrenman yapma şansını yakalamıştı. Takımda yer alan Portekizliler, Ricardo Carvalho, Jose Bosingwa ve Paulo Ferreira ona hem saha içi hem de saha dışında yol göstermek için çok çabalamıştı. “Onlar benim için her zaman oradaydılar. Benim uyum sağlamam için çok çabaladılar, onlarla hala kontağımı kaybetmedim.” diyor Fabio.

2004’de aynı Scolari, Fabio’yu Portekiz’in 30 kişilik Avrupa Şampiyonası ekibine seçmişti. “Bu benim için büyük bir onurdu. Henüz sadece 17 yaşındaydım ve ülkemin en iyi 30 oyuncusu arasındaydım. Her ne kadar 23 kişilik kadroya alınamasam da, bununla hep gurur duyacağım.”

Yeniden Vicente’ye kulak verdiğimizde, Fabio’nun hüzünlü kariyerine son bir bakış atmış olacağız: “Başarılı olmak sadece ona bağlıydı. Eğer potansiyelinin %50’sine bile ulaşabilseydi, harika bir kariyere sahip olabilirdi.”

Kaynaklar:

http://inbedwithmaradona.com/journal/2010/10/11/whatever-happened-to-the-likely-lad.html

The pain of Fabio Paim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir