Tarihin En Büyük Golcüsü: Josef ‘Pepi’ Bican

2 ayrı ülkenin de tarihine geçmeyi başarmış çok sayıda futbolcu yoktur. Yine çok az oyuncu, savaşın gölgesinde parlamayı sürdürebilmiş ve Pele, Puskas ve Müller gibi oyunculardan daha çok gol atmayı başarmıştır. Bahsettiğimiz isim, çok özel bir futbolcu: Josef Bican!

Josef ‘Pepi’ Bican, 530 maçta 805 gol atmış ve ligde 12 kez gol krallığına ulaşmış. Bu başarısı sayesinde, Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu (IFFHS) tarafından 20. yüzyılın altın ayakkabısıyla onurlandırılmış. 100 metreyi 10.8 saniyede koşabilen, penaltı vuruşlarını her iki ayağıyla da yapabilen oyuncu, tam bir gol makinesiymiş. 27 yıl süren (1928-1955) kariyerinin bir benzerini daha bulmak neredeyse imkansız. Peki, bu müthiş futbolcu, ne oldu da Wunderteam’in bir parçası olduğu, doğduğu yer Avusturya’yı bırakıp, anne ve babasının vatanı Çekoslovakya’ya geçmişti?

Çek Kalbi

Bican, 25 Eylül 1913’de, 1. Dünya Savaşı’nın ilanından 10 ay önce Viyana’da dünyaya gelmiş. Babası Frantisek Güney Bohemyalı, annesi Ludmila ise Çek asıllı bir Viyanalıydı. Bundan 5 yıl sonra, 50 milyondan fazla insanla birlikte yaşadığı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarihe karışmıştı. Yine aynı savaş sonrası dönemde, yaklaşık 6.5 milyon nüfusa sahip Çekoslovakya kurulmuştu. Avrupa kimliğinde olmaya başlayan radikal değişimler, Bican ailesini de etkileyecekti.

Genç Josef’in hayatında futbolun çok önemli bir yeri vardı. Babası, yerel bir kulüp olan Hertha Wien’de kaleciyken, hayatın güzel bir tesadüfü olarak Wunderteam’in büyük yıldızı ve belki de Avusturya futbolunun en büyük ismi Matthias Sindelar ile aynı sokakta yaşıyordu. Geleceğin 2 futbol yıldızı, birlikte Viyana sokaklarında top peşinde koşturarak büyümüşlerdi. Top deyince aklınıza bildiğimiz toplar gelmesin. Bican’ın kelimeleriyle, sabahtan akşama tüm gün boyunca, çaputtan yaptıkları toplarla oynuyorlarmış. Viyana’nın önemli bir bölümünde görülen yoksulluktan muzdarip Bican ailesinde, genç Josef futbol yeteneğini geliştirmişti. Güzel ayakkabılardan yoksun kalmış oyuncu, bu sayede top kontrolünü mükemmelleştirmişti.

1921 yılına geldiğimizde, baba Frantisek, Hertha için oynarken böbreğine ölümcül bir darbe almış. Ameliyatı reddettikten kısa bir süre sonra ne yazık ki hayatını kaybetmiş. Ludmila’nın mutfak çalışanı olarak kazandığı para, savaş sonrası ambargolara maruz kalmış ülkede onlara yetmiyordu. Toplumdaki huzursuzluğun arasında, Bican ailesi, yazları Çekoslovakya’daki büyükannelerinin yanına gidiyormuş. Bican’a kulak verelim: “Çek Kalbi adı verilen bir trenle yolculuk ediyorduk. Yüzlerce çocuk her yaz birkaç aylığına bu trende yer alıyordu. Büyükannem gerçekten çok fakirdi, ama orada geçirdiğim 2 ay kendimi cennette gibi hissediyordum.”

Bican futbola ilk adımlarının babasının yolunda atmıştı. Henüz 12 yaşındayken Hertha Wien’in genç takımında oynamaya başlamıştı. Attığı her gole karşılık aldığı her şilin, annesinin finansal yükünü bir nebze de olsa zayıflatıyordu. Ludmila yoğun çalıştığı için Josef’in genç takım maçlarının çok azına katılabiliyordu ancak bunlardan birisinde varlığını hissettirmişti. Josef’e gelen sert bir darbeden sonra, belki kocasının başına gelenleri de hatırlayarak kendini sahaya atmış ve faulü yapan oyuncuyu şemsiyesiyle dövmeye başlamıştı. Bu olaydan sonra sahaya girmemeyi öğrenmişti (Büyük ihtimalle uyarılmıştı da). 15-18 yaşları arasında yerel firmalar Schustek ve Farbenblutz’da çalışmış, aynı zamanda onların futbol takımlarında da oynamış. Burada oynadığı 43 maçta attığı 71 gol, dönemin Rapid Wien ve Avusturya takımının yıldız savunma oyuncusu Roman Schramseis’ın ilgisini çekmişti.  Roman genç Bican’ı Rapid’in antrenörü Dionysius Schönecker’e önermişti. O da Josef’i genç takıma almayı kabul etmişti. Yıldız adayı forvet, kısa sürede kendini göstermeyi başarıyordu…

Politik Komedi

1931’de şehrin en büyük kulübü Rapid Wien’in A takımında bulmuştu kendini Bican. Bu transferle birlikte haftada 150 şilin kazanmaya başlıyordu. “İyi bir işçi 20-25 şilin alıyordu.” diyor Bican. 2 yıl, 24 maç ve 21 gol sonrasında maaşı 600 şiline çıkıyordu. Müthiş geçen 1933/34 sezonundan sonra (22 maç, 28 gol), 20 yaşındaki oyuncu efsanevi Hugo Meisl’ın çalıştırdığı Avusturya milli takımına alınmıştı. Futbolun profesyonelleşmesinde  ve ‘Central European International Championship’ (CEIC) ile ‘Mitropa Kupası’nın (Sırasıyla, Avrupa Şampiyonası ve Şampiyonlar Ligi’nin öncüsü olan turnuvalar) düzenlenmesinde çok önemli bir rol oynayan Meisl, yerel itibarını Avusturya tarihinin en iyisi, Wunderteam’i çalıştırarak kazanmıştı.

Bican’a geri döndüğümüzde, ilk milli maçına Kasım 1933’de, İskoçya’ya karşı Hampden Park’ta çıkmıştı. Gol atmayı başaramamış ama 2-2 biten maçtaki 2 golü de hazırlayan isim olmuştu. İlk milli golü ise, bir ay sonra oynanan Hollanda maçında geliyordu.

Zarif ve çok yetenekli forvet, kaptan Sindelar ile onu Anton Schall ile Josef Smistik’in desteklediği Wunderteam, 1932’de CEIC’yi kazanmış ve 1934 Dünya Kupası’na 14 maçlık bir yenilmezlik serisiyle gidiyordu. Meisl’ın ekibi neredeyse tüm rakiplerini silip süpürürken, 1933 yılında kadroya Bican’ın da katılmasıyla takım gücüne güç katmıştı. Avusturya, gerçekten de kupaya favori olarak gelmişti ama faşist İtalya’nın rüşvet ve tehditle ördüğü yolda mağlup olmuştu.

Bican’ın uzatmalarda attığı gol, Fransa karşısında 3-2’lik galibiyeti getirirken, sonraki turda dönemin en iyi ekiplerinden Macarları 2-1 ile geçmişlerdi. Ancak yarı finalde rakipleri karşısında hiç şansları yok gibi görünüyordu. İlk turda son Dünya 3.sü ABD’yi 7-1 ile geçen İtalyanlar, sonraki turda İspanyol direnciyle karşılaşmıştı. 2. maça giden eşleşmede galip zor da olsa İtalya olmuştu. Söylentilere göre Mussolini hakemler üzerinde büyük baskı kurarken, yarı final maçı öncesinde hakem İsveçli Ivan Eklind ile bir akşam yemeğinde bir araya gelmişti.

İtalya turnuva boyunca hakemlerin taraflı yönetiminden büyük avantaj sağlamıştı. İzin verilen darbeler, ofsayt gerekçesiyle sayılmayan goller, kaleciye faul yapılarak atılan goller…Ancak yarı finalde Eklind’in tuhaf kararları, Bican’ı oldukça yıldırmıştı. “Sağ kanada pas attığımda, bizden Karl Zischek topa koşmuştu ama hakem topu İtalyanlara vermişti. Bu gerçekten inanılmazdı.” diye anlatıyor Bican. Guaita’nın, Avusturya kalecisi Rudolf Viertl’a bariz faulün yapıldığı pozisyonda attığı golle maçı İtalya 1-0 kazanıyordu. Sonuç, Bican’ın ilk kez uluslararası bir oyuna şahit oluşuydu: adeta bir politik komedi!

İşgal ve Sürgün

Bican, 1935-37 yılları arasında 2 farklı takımla üst üste lig şampiyonluklarına ulaşırken, dahil olduğu maç sayısında, hukukü uyuşmazlıklar ve cezalar dolayısıyla düşüş olmuştu. Rapid, 1935 sezonunu namağlup şampiyon olarak tamamlamış ama Bican yalnızca 3 maçta forma giymişti. Kulüple ters düşen Bican, Slavya Prag’dan gelen teklifi reddederek Rival’in rakibi Admira Wien’e geçmişti. Rapid’de forma giydiği dönemi, 61 resmi maçta 68 gol atarak kapatıyordu. Admira’ya geçtiğinde, Rapid’le olan sözleşmesine uymadığı için ceza almaktan kurtulamamıştı. Yeni takımıyla 2 sezonda toplam 26 çıkmış ve ancak 18 gol atabilmişti.

1934 Dünya Kupası’ndan sonra milli takımda da ancak 9 kez forma giyebilen Bican için ayrılık vakti yaklaşmıştı. 1935’de Slavya’dan gelen teklifi oyun stilleri Rapid’e benzediği için reddeden Bican (Rapid’den ayrılmasının temel sebeplerinden birisi de oyun anlayışlarının uyuşmamasıydı), 1937’de Hitler’in panzerleri ülke sınırında boy göstermeye başlayınca, Çek kulübünden gelen yeni teklifi kabul etmeyi tercih etmişti. Admira bu tekliften hiç hoşnut kalmamıştı. Bican’ı salmak istemeyen Avusturya ekibi, birkaç yıl önce Rapid’in yaşadıklarını yaşıyordu. Sonunda kazanan taraf, ekstra ödeme yapmayı kabul eden Çek ekibi olmuştu. Bican, 2. vatanına gidiyordu…

Bican, Slavya’ya verdiği paranın karşılığını katbekat ödeyecekti. Çek taraftarlar onu sadece maçlarda görmek için değil, aynı zamanda antrenmanda seyredebilmek için bile tesislere koşuyordu. Bir şehir efsanesine göre, kale direğinin üzerine şişeleri dizer, sonra da uzaktan attığı şutlarla onları vurmaya çalışırmış. Kötü bir gününde, 20 şişeden yalnızca biri hala direğin üzerinde duruyormuş.

Slavya, son 10 sezonun 7’sinde şampiyon olmayı başarmıştı. Bican için arkadaşlarının saygısını kazanmak pek kolay olmamıştı. Özellikle birkaç Slavyalı oyuncu, onu kötü ifadelerle çağırıyordu. Ancak, Slavya ile çıktığı ilk 2 maçta da dörder gol atınca, Bican’ın değeri açıkça ortaya çıkmıştı. Slavya’da geçirdiği 11 sezonda toplam 5 şampiyonluk, 3 Çek Kupası, 1 Bohemya Kupası kazanmıştı (1941’de üç kupayı birden kazanmışlardı.). Ekibin en büyük başarısı, 1938’de kazanılan Mitropa Kupası’ydı. Bican, bu zafere 10 gollük katkı sağlamıştı. 1938, aynı zamanda Avusturya ile bağının koptuğu yıl olacaktı.

1938’de Avusturya, Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilince, Alman milli takımından teklif almıştı Bican. Golcü oyuncu, büyük bir cesaret göstererek bu teklifi reddetmişti. O, Çekoslovakya için oynamak istiyordu. Çekoslovaklar, 1934 Dünya Kupası’nı 2. bitirmişti. Avusturya gibi, onlar da hakem Eklind’in kurbanı olmuştu. Fransa’daki 1938 Dünya Kupası öncesi oldukça iyi durumdaydılar. Josef Meissner’in takımı, eğer büyük bir aksilik olmasaydı, kupanın favorilerinden birisi rahatlıkla olabilirdi ama Bican’ın Çek vatandaşlığı için yaptığı başvuru zamanında sonuçlanmayınca, büyük forvet Dünya Kupası’nda oynama hakkını kaybetmişti.

Savaş Yılları

Çekoslovakya’daki kulüp kariyerinin bir benzeri, yeni milli takımında da yaşanıyordu. Ülkesi için oynadığı ilk 3 maçta 8 gol atmayı başarmıştı. Ne acı ki 2. Dünya Savaşı’ndan dolayı tekrar milli olabilmesi için aradan 8 yıl geçmesi gerekecekti. Hitler’in 1933’te iktidara geçmesiyle birlikte, Çekoslovakya’nın Südet bölgesinde yaşayan Almanca konuşan topluluk, Nasyonel Sosyalistlerin tüm Almanca konuşanları tek bir birlik altında yaşamalarını öngören “yaşam alanı” düşüncesiyle etkilenmişti. İngiltere ve Fransa’nın bu konuda herhangi bir hamle yapmakta gecikmesiyle de, Hitler 1938’de Südet bölgesini işgal ediyordu. Bundan 1 yıl sonra, tüm Çekoslovakya Nazilerin işgali altına girmişti.

İşgal altındaki Çekoslovakya’da Bican, ilk ve son kez bir milli maça çıkıyordu. Bohemya ve Moravya adıyla anılan ülke, kaderin tuhaf bir oyunuyla işgal altındaki Avusturya’yla, daha doğrusu Nazi propagandasının andığı ismiyle, Ostmark ile karşı karşıya gelmişti. Bican’ın bu maçta neler hissettiğini tarif etmek olanaksız ama bildiğimiz şu ki bu maçı çok önemsemişti ve 4-4 biten maçta 3 gol atmayı başarmıştı.

Savaş süresince ligde oynadığı 105 maçta inanılmaz bir şekilde 229 gol atmıştı. Zorunlu hizmet ve gönüllü olarak askere gidenler yüzünden Avrupa takımlarının kadroları büyük değişiklikler göstermişti ama Bican gollerini atmaya devam ediyordu. O, savaşmak zorunda kalmamıştı. Bunun yerine 5 sezon boyunca (1940-44) Avrupa futbolunun en golcü ismi olmuştu. Bican’ın kariyerine göz attığımızda: Savaş öncesi 105 maçta 110 gol, maç başına 1,04 gol; Savaş sırasında 105 maçta 229 gol, maç başına 2,19 gol; Savaş sonrası 121 maçta 147 gol, maç başına 1,21 gol. Belli ki savaşın çirkin yüzü, Bican’ın hücumunu olumlu yönde etkilemiş, belki de savaşa olan öfkesini rakip kalecilerden çıkarmıştı.

Savaştan sonra 4 yıl daha Çek futbolunun en golcü ismi olmayı sürdüren Bican, Avrupa krallığındaki yerini ise zamanla Macar futbolcular Ferenc Deak ve Ferenc Puskas’a bırakmıştı. Naziler mağlup edildikten sonra Çek milli takımı, eski görünüşünü almaya başlamıştı. Bir süre sonra Juventus, Bican’ı Serie A’ya getirmek istemişti ama İtalya’da Komünizmin gelişmesinden korkan forvet, bu teklifi reddetmişti. Ancak Bican’ın hesapları yine tutmamış, 1 yıl içinde Komünizm Çek topraklarına girmişti.  Hitler’in Nazilerine direnmiş olan Bican, Gottwald’ın Komünistlerine de aynı mesafede duracaktı…

Güvenliği için endişe duyan Bican, Prag’dan ayrılmış ve Ostrava’daki demir-çelik işçilerinin desteklediği 2. Lig ekibi Vitkovicke Zelezarny’e transfer olmuştu. 2 yıl kaldığı takımda, ilk sezon 1. lige yükselmişler, ikinci sezonda ise takım ligi 4. bitirirken Bican da son kez gol kralı oluyordu. Kariyerinde sona yaklaşırken, kısa süreli Hradec Kralove macerasına girmiş ancak partinin baskılarıyla buradan da ayrılmak zorunda kalmış. Son olarak, artık Dinamo Prag olarak anılan eskilerin Slavya’sına dönüyordu. 42 yaşındaki Bican, 29 maçta 22 gol atmayı başarmış ve sezon sonunda muhteşem kariyerine veda etmişti.

Bican’ın emeklilik günleri, 1989’a dek oldukça zor geçecekti. Savaş sırasında ve Viyana’daki günlerinde, Bican’ın ünlü aktörlerle olan arkadaşlığı ona futbol yıldızlığı dışında bir itibar sağlamıştı. Bican’ın popüleritesi ve ‘Komunistická strana Československa (KSČ)’ ye katılmayı ısrarla reddetmesi, onu Komünizm karşıtlarının tarafına çekmişti. KSC ülkedeki hakimiyetini arttırdıkça, popülerliği başına dert olmaya başlamıştı. Slavya’nın çoğunluğu orta sınıf olan destekçilerinden gelen yardımla, burjuvanın bir parçası gibi resmedilmesi, Bican’ın itibarını zedelemişti.

Oğlunun geçirdiği zor dönem hakkında konuşan anne Ludmila: “Arkadaşlarımızı kaybetmiştik. Telefonumuz çalmıyordu. Pepi derneği ziyarete gittiğinde, herkes ona selam bile vermeden orayı terk ediyordu. Kimse bize destek vermiyordu.” diyor. Bican, 64 yaşına dek teknik adamlık yaptıysa da, Komünist Parti’nin onun etkisini azaltmak adına verdiği uğraşlar yüzünden önce alt liglere, daha sonra da ülke dışına çıkmak zorunda kalmıştı. Çekoslovakya’ya geri döndüğünde, Bohemya ekibi SK Benesov’a dönse de, daha sonra 1989’a dek Holesovice demir yollarında çalışmak zorunda kalmış ve yeniden yoksulluğa adım atmıştı. 1989’da konuştuğunda diyor ki: “Sağlığını kaybetmek bir yana, fakirleşmek, bir kimsenin başına gelebilecek en kötü şeydir.

1989’dan sonra Bican’ın hayat kalitesi daha iyi hale gelmişti. Sahip olduğu mülkü geri verilmiş, itibarı yeniden kendisine iade edilmişti. Ve ayrıca başarıları tanınmıştı. Bican’ın reddettiği bir ödül yüzünden savaş sırasında attığı goller geçersiz sayılmıştı ancak 2000 yılında, IFFHS ona yüzyılın altın ayakkabısını vermiş ve o dönem attığı 220 golü de saymıştır.

Aralık 2001’de kalp rahatsızlığı dolayısıyla 88 yaşında hayata gözlerini yumdu büyük golcü. 100. doğum gününü kutlamak maksadıyla 2013 yılında Slavya taraftarları, bir Prag derbisi sırasında onu mozaikler ve pankartlarla anmıştı.

Savaş sonrası yoksulluk içinde Viyana’da dünyaya gelen futbolcu, o günlere nazaran çok daha rahat bir şekilde devrim sonrası Prag’ında hayata veda etmişti. Hayatı, birçok açıdan ders niteliği taşıyordu. Avrupa’nın en kanlı 2 savaşından etkilenmiş bir yaşam…Hangi tarafta olursanız olun, Bican’ın asla tartışılmayacak yanı, onun müthiş golcülüğüydü. Bugün Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi gibi süper golcülere hayranlık duysak da, Bican’ın yaptıkları, onu sonsuza kadar büyük bir hayranlıkla anmamıza yeter de artar bile.

Kaynaklar:

Josef Bican – The Greatest Goalscorer

The Football Pink – Sayı 10

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir