Akbaba Beşlisi’nin Avrupa Kupası Hayali

80’lerin ilk yarısı İspanyol devi Real Madrid için çok sönük geçerken, genç takımdan çıkan 5 oyuncu, takımın kaderini değiştirecekti. Ligde üst üste 5 kez şampiyon olan takım, taraftarların ve kulüp başkanının en büyük hayali olan 7. Avrupa Şampiyonluğu için elinden gelenin en iyisini yapacaktı…

(Soldan sağa) Butragueno, Pardeza, Michel, Sanchis ve Vazquez

1950 ve 60’lardaki başarılarıyla geçtiğimiz yüzyılın en iyi kulübü seçilen Real Madrid, 80’lerin ilk yarısında adeta kupaya hasret kalmıştı. O güne dek 5’i üst üste olmak üzere toplam 6 kez Avrupa Şampiyonluğu’na ulaşan Madrid ekibi, en son 1981 yılında şampiyonluğa yaklaşmıştı. 10 yıl sonra Sampdoria’yı Serie A şampiyonluğuna taşıyacak olan Vujadin Boskov’un çalıştırdığı takım, finalde Bob Paisley’nin Liverpool’uyla karşılaşmıştı. Alan Kennedy’nin golü kupayı İngiliz ekinine getirirken bu yenilgi, Real’in o sezon yüzleşeceği tek olumsuz tablo olmayacaktı. Ligde de şampiyonluğu son maçta gol averajıyla Bask ekibi Real Sociedad’a kaptırıyordu.

1982’de İspanya’da düzenlenen Dünya Kupası’ndan sonraki sezon, ligde şampiyon yine Real Sociedad olurken, Real Madrid’de önemli bir görev değişikliği yaşanmıştı. Boskov’un yerine kulübün efsane ismi Alfredo Di Stefano takımın başına geçmişti.

Altyapıya büyük önem veren Di Stefano, seleflerinden farklı bir tutum sergilemiş, Real Madrid Castilla’da top koşturan genç oyuncuları yakından izlemeye başlamıştı. Teknik adama göre birçok genç A takımda oynayabilecek potansiyele sahipti. Real Madrid’in B takımı olan Castilla, 1930’da kurulmuştu ve A takım gibi klasik beyaz formayla mücadele ediyordu. Son yıllarda yakından tanıdığımız Raul Gonzalez, Guti Hernandez, Alfonso Perez, Iker Casillas ve Juan Mata gibi yıldız oyuncuları yetiştiren kulüp, en parlak yıllarını 70’lerin sonuyla 80’lerin başında yaşamıştı.

1979/80 sezonunda Castilla,  Copa Del Rey’de Extremadura, Alcorcon, Racing Santander, Hercules, Sporting Gijon, Athletic Bilbao ve Real Sociedad gibi takımları eleyerek finale yükselmişti. Finalde ise rakibi “ağabeyi” olmuştu: Muhteşem yıldızlarla dolu Real Madrid, genç takımıyla karşılaşmıştı. Aradaki kalite farkı ve kimilerine göre saygı veya bağlılık yüzünden, maç 6-1 sona ermişti. Adeta bir ailenin bir araya geldiği özel bir günü hatırlatan maçta Real Madrid’in gollerini Juanito (2), Santillana, Sabido, Del Bosque ve Garcia Hernandez atarken, Castilla’nın tek golü Alvared’den gelmişti.

O dönem Castilla’da forma giyen Ricardo Gallego’ya kulak verelim: “Her ne kadar finale gelesiye dek önemli takımları elemiş olsak da, final maçını kazanmamız neredeyse imkansızdı. Ayrıca, finale kadar çıkmış olmamız, Real Madrid’in bizi ciddiye almasına da yol açmıştı. Sonuç, iki taraf arasındaki farkı çok iyi yansıtmıştı.

O maçta Castilla forması giyen Ricardo Gallego, sonraki sezondan itibaren A takım forması giymeye başlamıştı. Ancak Castilla’dan A takıma daha kalabalık bir geçiş için birkaç yıl daha geçmesi gerekiyordu. Di Stefano’nun gelişiyle, Castilla’da ilgileri üzerinde toplamaya başlayan 5 oyuncu olmuştu: Emilio Butragueno, Martin Vazquez, Miguel Pardeza, Jose Miguel ‘Michel’ Gonzalez ve babası 66’Avrupa finalinde Real forması giymiş olan Manuel Sanchis. Basında isimleri konuşulmaya başlayan bu 5 oyuncu, içlerindeki en karizmatik isim olan “El Buitre” Emilio Butragueno sayesinde “La Quinta del Buitre” yani “Akbaba Beşlisi” olarak anılmaya başlamıştı.

Di Stefano, Michel ve Butragueno’ya taktik anlatıyor

Bu tuhaf lakap, 14 Kasım 1983’de El Pais’de yayınlanan Julio Cesar Iglesias’ın bir makalesinden doğmuştu. Yazının başlığı “Amancio ve Akbaba Beşlisi” idi. Iglesias, o dönem Castilla’nın antrenörü olan Real Madrid efsanelerinden Amancio ve Emilio Butragueno’nun ismine atıfta bulunmuştu. Castilla oldukça formdaydı ve Elche karşısında Butragueno’nun 3 golüyle 4-1 galip gelmişlerdi. Aslında bu konulu yazı, El Pais’in 11 Kasımki sayısında çıkmıştı ama yazı büyük ilgi görünce bir kez daha yayınlanması istenmişti. “El Pais benden bir hikaye istemişti ve ben de Real Madrid genç takımı hakkında yazmak istediğimi söylemiştim.” diyor Iglesias. “Yazı çok beğenilmişti ve benden Pazar baskısı için kısa bir yazı daha istemişlerdi. Yazıdan birkaç ay sonra, ismi geçen oyuncuların çoğu çoktan birer yıldız haline gelmişti.

Biz birbirimizi tamamlıyorduk” diye hatırlıyor Butragueno. “Alfredo Di Stefano, o zamanlar ender görülen bir cesaretle bizi takıma almıştı. Ne şanslıydık ki hep birlikte aynı dönemde A takıma çıkmıştık. O zamanlar, yıllardır genç milli takımlarda oynuyorduk. Taraftarlar da yaşananlardan çok mutluydu.

Emilio Butragueno, oyuna sihir katan santraforlardandı. Top onun ayağında geldiğinde bir an her şey dururdu. Birçok oyuncunun en kolay çözümü arayacağı pozisyonlarda o, topu ayağında tutar, rakibini karşısına alır, sonra da harika bir çalımla onu geçer ve golünü atardı. Manuel Sanchis bir stoperdi. Sert ve güçlü defansların olduğu bir dönemde, oyun zekası, topla oynamadaki rahatlığı ve önsezileriyle fark yaratıyordu. Michel, klas bir sağ açıktı. Beckham ya da Figo’nun meşhur muz ortaları Madrid taraftarı için yeni sayılmazdı çünkü yıllar boyunca Michel’in ortalarını izlemişlerdi. Bu 5 oyuncu içinde belki de en “underrated” olanı Rafael Martin Vazquez’di. Harika bir tekniğe sahip olan oyuncu, her iki ayağını da çok iyi kullanıyordu. Ancak sessiz, sakin karakteri, diğerleri kadar ön plana çıkamamasına neden olmuştu. 5 oyuncu içinde Real’den ayrılan ilk isim, Miguel Pardeza olmuştu. Takımda fazla oynama şansı bulamayan oyuncu, gittiği Real Zaragoza’da bir kulüp efsanesi haline gelmişti.

A takımla Primera Division’da ilk forma şansı bulan oyuncular Manuel Sanchis ile Martin Vazquez olmuştu. Di Stefano, 4 Kasım 1983’de oynanan Murcia maçında iki oyuncuya forma şansı vermişti. Hatta Sanchis bu maçta bir gol atmıştı. “Yarın A takımla çalışacağımı söyledikleri anı hiç unutamıyorum. O gece gözüme uyku görmemişti.” diyor Vazquez. “Manolo (Manuel Sanchis) ve beni aralarına aldığında neler hissedeceğimi çok merak ediyordum. Bunun gerçekleşeceğini o zamanlar düşünmüyordum. Ben, Real’e 14 yaşında gelmiştim ve 18’inde A takıma çıkmıştım. 4 yıllık çalışma karşılığını almıştı.

İdolü olduğu ve daha önce ancak uzaktan görebildiği oyuncularla aynı soyunma odasını paylaşmak, bir genç için çok büyük bir olaydı. Genç yaşta böyle bir takıma katılmak! Bu çok heyecan vericiydi.” diyor Vazquez. “

Sanchis ile Vazquez’den 1 hafta sonra Pardeza da A takım formasıyla tanışmıştı. Ama asıl bomba başlangıcı el Buitre yapacaktı. 31 Ocak 1984’te Butragueno, Di Stefano tarafından A takımla çalışmak üzere kadroya alınmıştı. Birkaç gün sonra, 5 Şubat’ta, genç forvet Cadiz deplasmanında ilk kez Real Madrid için oynamıştı. “Her şeyi dün gibi hatırlıyorum. As takımla Salı ve Çarşamba çalışmıştım fakat Perşembe çalışmaya katılmamıştım. Cuma yeniden takıma dönmüş ve hafta sonu Castilla kadrosunda yer almadığımı görünce, Cadiz maçı için kadroya alındığımı anlamıştım.” diyor Butragueno. Real Madrid Cadiz deplasmanında 2-0 mağluptu. Butragueno, attığı 2 gol ve yaptığı 1 asistle takımını galibiyete taşımıştı.

1983/84 sezonunda hala Castilla forması giymeye devam ediyordu yıldız adayı oyuncular. Butragueno attığı 21 golle gol krallığında 2. sırayı alırken, gol kralı, 24 gol atan bir başka efsane, Bilbaolu Julio Salinas olmuştu. Ye-ye Madrid’in yıldızlarından Amancio’nun çalıştırdığı Castilla o sezonu Segunda Division’da şampiyon olarak tamamlamış ve bunu başaran tek B takımı olma ünvanına sahip olmuştu.

Butragueno’dan sonra, Akbaba Beşlisinden A takıma katılan son oyuncu Michel olmuştu. Genç sağ açığın ilk maçı, Bernabeu’da oynanan bir El Clasico olmuştu. Michel, o gün 7 numaralı formayı giymişti. “Amancio Barcelona karşısında bana forma vermişti. Barça Terry Venables tarafından çalıştırılıyordu ve o sezon da ligde şampiyon olmuşlardı. Ama o gün maçı 3-0 kazanmıştık. Beni en çok etkileyen şey, soyunma odasında dahi taraftarların sesini duymuş olmaktı. Amancio bana ve geleceğime inanmıştı. Bunu asla unutamam.” diyor Michel.

Yılın sonuna doğru, Beşlinin etrafında dönen reklam git gide büyümeye devam ediyordu. Santiago Bernabeu stadının 60. açılış yıl dönümünde Butragueno harika bir maç çıkarmıştı. “Aralık’ın 12’siydi (1984), UEFA Kupası’nda Anderlecht’e karşı rövanş maçına çıkmıştık. İlk maçı 3-0 kaybetmiş ancak Madrid’deki maçı 6-0 kazanmıştık. O gece 3 gol atmıştım. Bizim dönemimizin ilk büyük akşamıydı.” diye hatırlıyor Emilio Butragueno. “İspanya’da, o gece, bizim ilk büyük Avrupa maçımız olmuştu. O gece, Real Madrid için oynamanın ne demek olduğunu ve kulübün bunca başarıyı nasıl kazandığını anlamıştım. O maçla birlikte Avrupa Kupaları’ndaki meşhur geri dönüşlerimiz başlarken, ben de sırtımdaki formayı sağlamlaştırıyordum.”

Anderlecht’e attığım 2. golden sonra taraftarlar benim ismimi haykırıyordu.” diyor Butragueno. Anlaşılan, Akbaba Beşlisi efsanesi başlıyordu…

Başarıdan uzak geçen 80’lerin ilk yarısından sonra bambaşka bir döneme giriyordu eflatun-beyazlı ekip. 1985 ve 1986’da üst üste 2 sezon UEFA Kupası’nın müzesine götüren ekip, 1985/86 sezonuyla birlikte ligde 5 yıl kesintisiz sürecek olan şampiyonluklarına başlıyordu. Ancak taraftarın asıl istediği, 7. Avrupa Şampiyonluğuydu…

Başkan Ramon Mendoza’nın en büyük hedefi, takımını Avrupa Şampiyonu olarak görmekti. Yeniden Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda mücadeleye başladıkları 1986/87 sezonunda ilk rakip, İsviçre’den Young Boys’du. Toplamda 5-1 ile rakibini geçen Real Madrid, sonraki turda Giovanni Trapattoni ve Michel Platini’nin Juventus’uyla eşleşmişti.

Santiago Bernabeu’da oynanan ilk maçta Akbaba Beşlisi, Juventus’un katı catenaccio’sunu aşmaya çalışıyordu. Bianconeri’nin kalesini koruyan Stefano Tacconi elinden geleni yapsa da, Butragueno’nun ilk yarıda gelen golüne engel olamamış ve maç 1-0 sonuçlanmıştı. Rövanş maçında ünlü sol bek Antonio Cabrini takımını 1-0 öne geçirmiş ancak sonuç İtalya’da da değişmemişti ve turun galibini penaltılar belirlemişti. Juventus’ta Brio, Manfredonia ve Favero atışlarında başarılı olamayınca, Madrid ekibi turu geçen taraf olmuştu.

Deplasman golüyle geçilen Kızılyıldız eşleşmesi, Madrid’i Alman devi Bayern’in karşısına geçirmişti. Almanya’da Matthäus’un yıldızlaştığı maçta gülen taraf, 4-1’lik sonuçla Bayern Münih olmuştu. Madrid’deki 1-0’lık galibiyet, İspanyollara yetmemiş ve o sezon şampiyonluk hayalleri sona ermişti.

Sonraki sezon Real, şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmıştı. Diego Maradonalı Napoli, son şampiyon FC Porto ve geçen seneki elemenin rövanşında Bayern Münih’i eleyen Madrid ekibi, yarı finalde turnuvanın sürpriz takımı, PSV Eindhoven’a elenmişti.

Geçen sezon Bayern eşleşmesinde yaşanan olaylar yüzünden, Napoli’ye karşı seyircilerinden yoksun çıkmıştı sahaya Real Madrid. Bu arada, Akbaba Beşlisinin bir üyesi, Miguel Pardeza, Real Zaragoza’ya transfer olmuştu. Napoli’ye karşı ekibin diğer elemanları harika bir oyun ortaya koymuştu. Aslına bakarsanız, Real formasıyla oynadığı en iyi maçlardan birisini oynamıştı Butragueno. “Biz çok daha iyiydik ve hepimiz bunda hemfikirdik.” diyor Butragueno. “Maradona’ya karşı oynamak keyifliydi. Diego en iyisiydi. Napoli, İtalya şampiyonuydu ve kupayı kazanmak istiyordu. Seyircisiz oynanan maç, taraftarlara güzel oyunu sergilemeyi seven Maradona’yı da etkilemiş olmalı. Rövanş maçında atmosfer büyüleyiciydi. Bizim için zor bir maçtı. Napoli erken bir gol bulmuştu ve farkı ikiye çıkartabilirdi ancak benim golüm maçın değişmesini sağlamıştı.”

Napoli’den sonraki rakip Porto’ydu. İlk maç, Bernabeu’nun geçici süre kapalı olması sebebiyle Valencia’da oynanmıştı. Evsahibi ekip, zorlu bir maçın sonunda 2-1 galip gelmişti. Portekiz’deki maçta da aynı skoru alan Madrid ekibinde goller, Michel ile Francisco ‘Paco’ Llorente’den gelmişti. Hollandalı teknik adam Leo Beenhakker, efsanevi Madridli Gento’nun yeğeni olan Llorente’ye maçı çevirdiği için teşekkür ediyordu. Porto, İspanyolları oldukça zorlamıştı.

Sonraki tur, geçen senenin rövanşıydı. Yine ilk maç Münih’te oynanmıştı. Almanlar 3-0 öne geçmiş ancak Butragueno ile Hugo Sanchez’in golleri maçın 3-2 sona ermesini sağlamıştı. Beenhakker’in öğrencileri, kendilerine olan güveni korumuş ve rövanşta maçı 2-0 kazanarak yarı finale çıkmaya hak kazanmıştı.

Madrid’deki ilk maçta PSV, İspanyolları durdurmayı başarmış ve maç 1-1 sona ermişti. Rövanşta Madrid birçok pozisyon bulmuş ama kaleci van Breukelen’i geçmeyi başaramamıştı (Hans van Breukelen, final maçının da kahramanı olacaktı). Real Madrid, deplasman golü yüzünden bir kez daha yarı finalde turnuvaya veda ediyordu.

1989’da, tıpkı bir önceki sezon olduğu gibi, yine son şampiyonla eşleşmişti  Real Madrid. PSV ile oynadığı 2 maçta da aynı skor alınınca, galibi uzatmalarda  Martin Vazquez’in attığı gol belirleyecekti. PSV’yi geçen Real, yarı finalde Sacchi’nin Milan’ıyla karşı karşıya gelecekti…

Madrid ile final arasında bir kez daha yalnızca yarı final eşleşmesi kalmıştı. Ama Milan, önceki rakiplerine benzemiyordu. İspanya’daki ilk maç, Milan’ın üstün oyununa rağmen 1-1 bitmişti. İtalya’da ise Milan neden favori gösterildiğini ispat ediyordu adeta. Ancelotti, Rijkaard, Gullit, van Basten ve Donadoni’nin golleri, tarihi farkın oluşmasına neden oluyordu: 5-0! Real Madrid bir kez daha yarı finalde elenirken, Avrupa’nın en iyisi finale yükseliyordu.

1989/90 sezonunda gelenek bozulmamış, Real Madrid yine son şampiyonla eşleşmişti ancak bu sefer elenen taraf kendisi olmuştu. Milan o sezon yeniden Avrupa Şampiyonu oluyorken, Real ligdeki üst üste 5. Şampiyonluğuyla avunmak zorunda kalıyordu.

1990/91 sezonunda çeyrek finale yükselen Madrid ekibi, Spartak Moskova’ya elenmekten kurtulamamıştı. Bu, Akbaba Beşlisinin Avrupa’daki son gösterisiydi desek yanılmış olmayız. “Spartak, bizden bir seviye daha üstündü. Çok iyi oynamışlar ve turu geçmeyi hak etmişlerdi. Söyleyecek pek fazla şey yoktu. Artık bizim devrimiz kapanıyordu. Geçmişe baktığımda 1987/88 sezonunda şampiyon biz olmalıydık diye düşünüyorum. PSV’ye kaybettiğimiz eşleşmede çok şanssızdık. Ondan sonraki sezonlar kazanamazdık çünkü bizden daha iyi bir takım vardı: AC Milan.” diyor Butragueno.

O gece bizim için çok kötüydü çünkü PSV’den daha iyi takımları elemiştik. Maradonalı Napoli, son şampiyon Porto ve Bayern bize yenilmişti. O zamanlar her ülkeden bir temsilci turnuvaya katılabiliyordu ve turnuva oldukça zorluydu. İlk maçları kendi sahamızda oynamıştık ama deplasmanda gol atamadığımız için elenmiştik. “ diyerek eski günleri anıyor Butragueno.

Michel’e kulak verelim biraz da: “Her şeyi doğru yapmıştık ancak istediğimiz sonucu elde edememiştik bir türlü. Sporda bu tür şanssızlıklar oluyordu ne yazık ki. Elimizden gelen en iyi oyunu ortaya koysak da, kupa kazanmayı başaramamıştık.”

Soyunma odasında herkes çok üzgündü.” diyor Butragueno. “Özellikle takımın tecrübeli isimleri, son şanslarının da ellerinden kaçtığını biliyordu. Amsterdam’da eve dönüş öncesi Manolo’ya da söylemiştim: ‘Manolo, bir daha böyle bir fırsat bulabileceğimizden emin değilim’. Sacchi’nin Milan’ı bizden daha iyiydi. Buna süphe yok. Ancak biz de PSV’den daha iyiydik.

Dönemin en önemli oyuncularından Jorge Valdano’ya göreyse “Özellikle 2 UEFA Kupası zaferinden sonra bazı iyi oyuncular takımdan ayrılmıştı. Bu da takımın ahenginin bozulmasına yol açmıştı. Ayrıca, ortada Sacchi’nin Milan’ı vardı ve Real, bunun kurbanı olmuştu. Yine de, eğer bir kupayı hak edersen, onu kazanmalısın. Birçoklarına göre 1974’deki Hollanda takımı ya da 1982’deki Brezilya da kupayı hak etmişti ama kazanamamışlardı. Kazanmamız gereken maçları bazen kazanamıyorduk. Yine de, bu muhteşem takımın oyuncuları halen büyük bir saygı ve hayranlıkla anılıyor. İşte onların zaferi de bu olmalı.”

Son söz olarak; bu 5 oyuncu içinde yalnızca bir isim, tüm kariyerini Real’de geçirmiş ve kariyerinin sonunda kolundaki kaptan pazubandıyla Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna ulaşmıştı: Manuel Sanchis.

Kaynaklar:

http://tikitaka-futbol.blogspot.com.tr/2011/10/legend-of-la-quinta-del-buitre.html

http://soccerfootballwhatever.blogspot.com.tr/2015/12/la-quinta-del-buitre.html

The Story of the Quinta del Buitre (Part I)

The Story of the Quinta del Buitre (Part II)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir