Macarların Platini’si: Tibor Nyilasi

Çöküşe geçen Macaristan futbolunun son yıldızıydı o. Aynı dönemde top koşturan Platini’yi ondan ayıran belki de tek özellik, Fransız olmasıydı. Gelin Macarların son büyük yıldızını daha yakından tanıyalım.

Avrupa futbolunun en önemli ekollerinden biri olan Macaristan, uzun yıllar boyunca futbol sahnesine çok önemli oyuncuları taşımayı başarmış ve bu sayede en başarılı futbol ülkelerinden birisi haline gelmişti. Ancak zaman ilerledikçe, bir zamanlar “muhteşem” sıfatını alan Macarlar, eski günlerini aratır oldu. İşte, futbollarının düşüşe geçtiği dönemde, futbol tanrısı, bu güzel Orta Avrupa ülkesine belki de son kez büyük bir yıldız gönderdi: Tibor Nyilasi…

Nyilasi, uzun boylu, yaratıcı bir orta saha olmasının dışında, döneminin en iyi golcülerinden birisiydi. Hem orta sahada oyun kurucu hem de santrafor olarak oynayabilen Nyilasi, her teknik adamın çalışmak isteyeceği tipte bir oyuncuydu. Ancak, asıl etkili olduğu hali, saha içinde tamamen serbest bırakıldığında ortaya çıkıyordu. Sahada ayak basmadık yer bırakmayan Nyilasi, bir an savunmadan ileriye topu taşıyan isim olurken, bir başka pozisyonda takımına bomba gibi bir şutla golü kazandıran oyuncu haline geliyordu.

Nyilasi, aslında ne tam bir orta saha, ne de bir forvetti: dönemin en komple oyuncularından birisiydi.

Futbol tarihine ismini başarıyla yazdırmış birçok oyuncu; Di Stefano, Puskas, Eusebio, Charlton, Cruyff ve Maradona, Nyilasi’de gördüğümüz serbest orta saha-forvet rolünü üstlenmişti. Bu yıldızların her biri, takım oyununu yönetebilecek yeteneğe ve karaktere sahiptiler. Teknik adamlar da, taktiklerini bu dahi oyuncuların etrafında şekillendirmek zorunda kalıyordu.

Nyilasi’yi bu elit isimlerin arasına sokmak çok doğru olmayabilir ama doğru olan bir şey varsa, o da Macar futbolcunun çok benzer bir stile sahip olduğudur: Pasını ver, sonra topu tekrar almak üzere ileriye yönel. Topu sür ve/veya uzaktan şutunu çek. Aslında, Nyilasi’yi karşılaştırmak adına, hemen hemen aynı dönemde futbol sahnesine çıkan çok ünlü bir isim var: Fransız yıldız Michel Platini.

“Macar Platini”

Nyilasi, Platini’den sadece 6 ay daha büyük: 18 Ocak 1955 tarihinde dünyaya geldi. İki isim de, aynı dönemde uluslararası arenada kendini göstermeyi başardı: 1978 Dünya Kupası elemeleri. Bunu takiben, 1982 Dünya Kupası’nda da takımlarının kaptanlığını üstlendiler.

Karşılaştırmalarını haklı çıkaran en önemli detay, iki oyuncunun da benzer futbolcu özelliklerine sahip olması: sıradışı bir yaratıcılık, uzun pas kabiliyeti, hava toplarında etkili olma ve kale önündeki soğukkanlı halleri. Aslında, iki isim birbirine öyle çok benziyordu ki, Nyilasi’yi “Macar Platini” olarak çağırmak yanlış olmazdı.

Her ne kadar iki oyuncunun stilleri birbirine benzese de, saha dışında sahip oldukları itibar birbirinden çok farklıydı. Platini, Fransa ve Juventus ile Avrupa Şampiyonlukları kazanmış, dünyanın 1 numarası olarak görülüyordu. Juventus’dan da çok yüksek bir maaş alıyor, her sözü ve davranışı medyanın yoğun ilgisiyle karşılanıyordu.

Öte yanda Nyilasi, Fransıza göre çok daha az kazanıyor ve futbol dünyasının ilgisini üzerinde toplayabiliyordu. 1983’den futbolu bırakıncaya kadar formasını giydiği Austria Wien’de yıllık yaklaşık £50 bin kazanıyordu (Platini ise Juventus’dan £1 milyon alıyordu). Nyilasi, Ferenc Bene ve Florian Albert’den sonra Macar futboluna gelen en yetenekli isim olmasına rağmen, dünya futbolu için “en büyüklerden biri” sayılmazdı.

Nyilasi’nin yeterli itibarı bulamamasının en önemli sebebini görmek aslında zor değil. Ömrünün ilk 28 yılını Komünist Macaristan’da geçiren oyuncu, milli takım kaptanı ve yıldızı olmasına rağmen, tepeden belirlenen katı maaşlara bağlıydı.

Macaristan’da futbolcular, resmi olarak part-time çalışanlar durumundaydı. Aslında “spor öğrencileri” olarak tanımlanabilecek futbolcular, zamanlarının çoğunu başka işlerle geçirmek zorunda kalıyordu. Haftada yaklaşık £100 civarı ek kazanç elde eden oyuncuların, Nyilasi dönemindeki kazanç limiti, en iyi ihtimalle Batı modeli bir araba veya yazlık bir evle sınırlıydı.

1984 yılında ortaya çıkan skandalların sonucunda, profesyonelliğin kademeli olarak ülkeye girme hareketi başlamış oldu. Ancak, Nyilasi çoktan Viyana’daki yeni yaşamına başlamıştı. Ülkesinden ayrıldıktan sonra da süper zengin bir oyuncu olmayan Nyilasi, hiç değilse Macaristan’daki ekonomik koşullarını geliştirmeyi başarmıştı. Ancak elbette ki, tüm kariyerini batıda geçirmiş bir oyuncu kadar varlıklı değildi.

Fransızın oynadığı dönem açısından da çok şanslı olduğunu görürüz. Fransa, birlikte yetiştirdiği ve yıllarca bir arada oynattığı Maxime Bossis, Alain Giresse, Dominique Rocheteau, Didier Six ve Bernard Lacombe gibi oyuncularla müthiş bir jenerasyon yakalamayı başarmıştı. Platini, bu kadroyla yaklaşık 10 yıl boyunca forma giyerken, kendi itibarını da geliştirmeyi ihmal etmedi.

İyi bir takımın yıldız oyuncusu olmak, daha düşük seviyede bir takımın yıldızı olmaktan çok daha avantajlıdır. Fransa ile harika bir kadronun parçası olan Platini, Juventus’da da benzer kalitede bir ekibin içinde yer almıştı: Antonio Cabrini, Marco Tardelli, Zbigniew Boniek, Paolo Rossi ve niceleri…

Nyilasi, içinde bulunduğu takımlar açısından da Platini’den geri kalıyordu. Her ne kadar düzenli bir şekilde Dünya Kupaları’na girmeyi başarsalar da, eski günlerinden çok uzaktaydılar. Nyilasi’nin dünya klasındaki tek partneri, Andras Töröcsik’di. Oynadığı kulüpler, Ferencvaros ve Austria Wien de Avrupa’da fırtınalar estirecek türden takımlar değildi. Tüm bunlar bir araya geldiğinde Nyilasi’nin neden hak ettiği ilgiyi göremediğini anlıyoruz.

Ancak, bu karşılaştırmada Nyilasi’ye yapılan bir takım eleştiriler de mevcut. Her ne kadar Platini’nin oynadığı takımlar kadar güçlü ekiplerde yer alamasa da, Nyilasi, Fransız yıldız kadar istikrarlı ve hırslı olamamakla eleştiriliyordu. Macar oyuncunun bu eleştirilere cevabı şu şekildeydi: “Bir oyuncunun yeterince sert oynamıyor olması, onun kötü oynadığı anlamına gelmez. Benim futbol anlayışım bunun tam tersini savunuyor. Bence bir futbolcu, ayakları beynine uyan kimsedir. Düşünceyle eylemi birleştirmeyi başarır ki bu da modern futbolda birçok futbolcunun yapamadığı bir şeydir.”

“Hakkımdaki eleştirilerin farkındayım ancak bunlar beni rahatsız etmiyor. Bu eleştiriler benim kendimi oyuna yeterince veremediğim ve sertlik gösteremediğim üzerine oluyor. Liverpool’a karşı 4-1 kaybettiğimiz Avrupa Kupası maçından sonra geriye yeterince gelmediğim ve arkada büyük boşluklar bıraktığımız için eleştirilmiştim. Ancak unuttukları bir şey var ki, ilk maçı 1-1 bitirdiğimiz için, deplasmanda muhakkak gol bulmalıydık.”

“Eğer 11 kişi de kapanırsanız, ihtiyacınız olan maçta nasıl gol atacaksınız? Hayır, ben geride duran ve topu kovalayan bir oyuncu değilim. Bunu takımda benden daha iyi yapan arkadaşlarım var. Benim görevim de, topu alıp oyunu idare etmektir. Tüm bunların birleşimi takımı başarılı kılar. Unutmamalı ki hiçbirimiz, her alanda uzman olamayız.”

Bu sözler, Nyilasi’yi daha iyi tanımamıza yol açıyor. Macar oyuncu akıllı, kendi stilini ve oyun anlayışını bilen, kendine güvenen ve inatçı bir karaktere sahip. Ayrıca, düşündüğü şeyleri söylemekten çekinmiyor. Nyilasi’nin karakteri, otoritelerle sık sık tartışmaya düşmesine sebep olsa da eleştiriler, onun ne kadar özel bir yetenek olduğu gerçeğini de unutmuyordu.

Macaristan futbolunun son yıldızı

Macar oyuncu, henüz okul çağındayken antrenörlerin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Yaşıtlarına göre daha uzun olan Nyilasi, fiziğine göre şaşırtıcı bir yeteneğe sahipti. Özgür ruhu, onu birkaç kez zor duruma soksa da -takımdaki antrenör görevini bırakıncaya kadar oynamayı reddetmesi gibi- kısa süre içinde, oynadığı takımların oyun kuruculuğunu ve kaptanlığını üstlendi.

“Tibi” adıyla anılmaya başlanan genç Nyilasi, Macaristan genç milli takımlarında hızla yükselmeye başladı. 70’li yılların ilk yarısında Macar futbolu karanlık bir döneme girmişken, Tibi, ülke futboluna yeni bir umut olmaya başlamıştı.

Budapeşte’nin meşhur kulübü Ferencvaros’a transfer olan Nyilasi, kısa sürede orta sahadaki yerini sağlamlaştırdı. 1976 Avrupa Şampiyonası için 23 yaş altı takıma seçilen genç oyuncu, bu sayede ülkenin diğer gelecek vadeden yıldız adayı, genç forvet Andras Töröcsik ile bir araya gelmişti.

Nyilasi, yetenekli sarışın forveti görür görmez etkilenmişti. “Birbirimize huy ve görünüm olarak çok benziyorduk. Üstelik sadece sahada değil, saha dışında da iyi anlaşıyorduk. Henüz  A milli olamamıştık ama herkes, ülke futbolunun gelecek 10 yılı için bizden bahsediyordu.”

Gerçekten de, 23 yaş altı finalini SSCB’ye kaybetmelerine rağmen, gelecek umut dolu görünüyordu. Ancak bazı sorunlar da yok değildi. Havaalanında yaşanan gizemli bir olay sebebiyle, iki oyuncunun Ağustos 1976’dan itibaren 1 yıl boyunca yurt dışına çıkışı yasaklanmıştı.

Kısa süre sonra Nyilasi önemli bir sakatlık geçirdi. Hatta oynamaya devam edip edemeyeceği, doktorlarla uzmanlar arasında önemli tartışmalara sebep oldu. Tibi, daha sonra da bu tür sorunlarla boğuşmasına rağmen, bu sakatlığını atlatmayı başardı. Bu sayede 1978 Dünya Kupası’na katılma mücadelesi veren Macaristan Milli Takımı’nda yerini aldı.

Tecrübeli hoca Lajos Baroti, Nyilasi ve Töröcsik’i takıma entegre etmeyi başardı ancak Arjantin’de düzenlenen 1978 Dünya Kupası, büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Ev sahibine karşı ilk maçta sürpriz bir golle öne geçen Macarlar, maçın sonlarına doğru Bertoni’nin golüne engel olamayınca maçtan mağlup ayrıldı. Ama asıl şok eden, takımın 2 yıldızının maçın son dakikalarında oyundan atılması oldu.

“Kariyerimdeki en kötü anlardan birisiydi” diyor Nyilasi. Sonraki İtalya maçında cezalı olan yıldız oyuncular, ülkelerinin 3-1’lik yenilgisini izlemek zorunda kalmıştı. Grubun son maçında Fransa’ya karşı yeniden takımdaki yerini alsalar da, mağlup olmaktan kurtulamamışlardı.

Bu kupa, genç Nyilasi’nin kendini yeniden değerlendirmesine yol açtı. Federasyonun ‘Macar futbolunun itibarına zarar verdikleri’ gerekçesiyle iki oyuncuyu 1 yıl boyunca milli formadan men etmesi de, durumun ciddiyetini ortaya koyuyordu.

Aslında ağır bir karardı fakat Nyilasi bu sayede davranışlarını değiştirmesi gerektiğini anlamıştı. Eğer forma giymek istiyorsa, otoritelere ve antrenörlerine karşı daha uyumlu olmalı; aynı zamanda provokasyonlardan etkilenmemeliydi.

İki genç yıldızından mahrum olan Macaristan, Avrupa Şampiyonası mücadelesinde Sovyetler Birliği’ne yenildi. İkilinin cezası, ancak Şubat 1979’da kaldırıldı. Nyilasi’nin dönüşü, daha az sorunlu ve daha uyumlu tavırlarla gerçekleşti. O, aldığı cezadan gerekli dersi çıkarmışa benziyordu. Oysa Töröcsik onun gibi değildi. Benzer disiplinsizliklere devam eden Töröcsik, kısa süre içinde alkollü araç kullanmaktan iki kez trafik kazasına yol açmıştı. Her seferinde ceza alan oyuncu, milli takımdan da uzak kaldı.

Nyilasi, büyük çıkışını 1980/81 sezonunda sergiledi. “Harika bir değişimdi” diyor Tibi. Penaltılar da dahil olmak üzere toplam 30 gol atan Nyilasi, Bulgar Georgi Slavkov’un ardından altın ayakkabı yarışmasında 2. sırada yer aldı.

1982 Dünya Kupası’nda yeni antrenör Kalman Meszoly önderliğinde Nyilasi takım kaptanlığını üstlendi. Onun er ya da geç, bu görevi üstleneceği kaçınılmazdı. Eleme maçlarında İngiltere’ye karşı önemli sakatlıklar geçirse de, ülkesi Dünya Kupası’ndaki yerini almayı başardı.

Macaristan, 1982 Dünya Kupası’nın açılış maçında, “Magico” Gonzalez’li El Salvador karşısında inanılmaz bir performans ortaya koydu ve maçı 10-1 kazandı. Nyilasi’nin de iki gol attığı bu zaferle kamptaki beklentiler yükselmişti.

“El Salvador galibiyetinden çok etkilenmemeye çalışıyorduk ancak böyle bir rekor kırdıktan bu çok zordu. Nitekim Arjantin maçında bunun cezasını ödedik.”

Arjantin’e 4-1 kaybettikten sonra, gruptaki son maçta Belçika’ya karşı alınan 1-1’lik beraberlik, Macaristan’ın kupanın dışına itmişti. “İyi başladığımız kupadan elenmek bizim için büyük bir hayal kırıklığı olmuştu.” diyor kupa boyunca orta sahada görev yapan Nyilasi.

1983 yılı geldiğinde, Nyilasi 28 yaşındayken yurt dışına çıkma şansını yakaladı. Tercihi, yakınlığından dolayı ve kadrosunda eski takım arkadaşı Istvan Magyar’ı bulunduran Austria Wien oldu. Roma’dan gelen Herbert Prohaska ile birlikte, Magyar ve Tony Polster’i kadrosunda bulunduran Austria Wien, UEFA Kupası’nda çeyrek finale kadar yükseldi. Ancak Ardiles’li, Archibald’lı, Perryman’lı Tottenham’a elenmekten kurtulamadı. Tibi, Avusturya’daki ilk sezonunu 26 golle kral olarak tamamladı.

1986 Dünya Kupası elemelerinde takımına liderlik etmeyi sürdüren tecrübeli oyuncu, Viyana ekibinde oynadığı pozisyondan daha geride bir rol üstleniyordu. Yine de, yeri geldiğinde hücumdaki yerini alıp takımına skor anlamında katkıda bulunmayı ihmal etmiyordu.

Milli takımda en son Ekim 1985’de forma giyen Tibi, oynadığı 70 milli maçta 32 gol atmayı başardı. Kariyerini geçirdiği 2 kulüp olan Ferencvaros’da 243 maçta 131 gol atarken, 1988’de futbolu bıraktığı Austria Wien’de ise 120 maçta 81 kez ağları sarsmayı bildi.

Not: Bu yazı daha önce Hayatım Futbol’da yayınlandı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir