Faşizmin Gölgesinde: 1934 Dünya Kupası Finali İtalya-Çekoslovakya Maçı

Faşizmin gölgesinde oynanan 2. Dünya Kupası finalinde 2 Avrupa ekibi, İtalya ile Çekoslovakya karşılaşmıştı. Turnuva boyunca süren tüm tartışmalara rağmen kazanan, gök mavililer olmuştu.

Avrupa’da faşizmin yükselişe geçtiği dönemde Mussolini İtalya’sında gerçekleşmiş kupanın finalidir. Mussolini bu kupayı düzenleyerek rejiminin propagandasını yapmayı düşünüyordu. Bu amaçla da, kupa öncesinde İtalya’nın kupayı kazanabilmesi için çeşitli çalışmalar yürütülmeye başlanmıştı…

Antrenör Vittorio Pozzo İngiltere’ye futbol taktikleri üzerine çalışmak için gönderilirken, milli takım kadrosuna bazı yabancı isimler dahil edilmişti. Kadroda bulunan 5 oyuncu, aslen İtalyan değildi. Orsi, Guatia, Monti ve Demaria Arjantinliydi (Monti 1930 Dünya kupasında Arjantin için oynamıştı) ve Guarisi Brezilyalıydı. Bu oyunculardan ilk üçü, Dünya kupasına dahil olmadan önce oynadıkları Yunanistan maçında önemli rol oynamışlardı (4-0 İtalyanların galibiyeti ile biten maçın ertesinde, Yunanistan, eleme mücadelesinden çekilmiştir.) Aynı zamanda bu karşılaşma, ev sahibi ülkenin eleme maçı oynayarak katılmak zorunda olduğu tek kupa olma özelliğini kazandırmıştır.

İtalyanlar her ne kadar iyi bir takıma sahip olsalar da, özellikle çeyrek ve yarı final karşılaşmalarında çok zorlanmışlardır. Çeyrek finalde İspanya ile karşılaşmışlardı. Kupa tarihinde ilk tekrar maçına sebep olan bu karşılaşma 1-1 sonuçlanmıştı. Bu maçta efsanevi İspanyol kaleci Zamora sakatlanıp, diğer maçta oynama şansını kaybetmişti. Aynı şekilde, 2. maçta da çok sert oynayan İtalyanlar, birçok İspanyol oyuncunun sakatlanarak oyundan çıkmasına sebep olmuşlardı. Bu maçta düdük çalan İsviçreli Rene Mercer’e, kupa sonrasında İsviçre futbol federasyonu tarafından hakemlik yapma hakkını kaybettirilmişti. Yarı finalde ise, dönemin en iyi takımlarından Avusturya’yı 1-0 ile geçen İtalyanlar finale çıkmıştı…

Çekoslovakya’nın Dünya kupalarında oynadığı 2 finalden ilki olmuştur bu karşılaşma. Efsane kaptanları Franticek Planicka’nın önderliğinde harika oynayan Çekler, yarı finalde Almanları 3-1 ile geçmeyi başarmıştı. Kupanın gol kralı olacak olan Oldrich Nejedly, bu maçta takımı adına 2 gol atmıştı.

Final maçına geldiğimizde, Mussolini kendini futbolun önüne koymayı başarmıştı. Onbinlerce taraftarın önünde, gladyatörleri selamlayan Cesar edasıyla oyuncularını selamlamıştı. (Planicka’ya atfedilen bir sözde, oyuncuların da Mussolini’yi Cesar’ı selamlayan gladyatörler gibi selamladığı iddia edilir.)

Mussolini bu koşullar altında yenilgiyi asla kabul edemezdi. Bu yüzden İtalyan takımı üzerindeki baskı büyüktü. Bununla birlikte, sanki takım üzerindeki baskı yetmezmiş gibi, Mussolini takıma “kazan veya öl” mesajını yollarken, Antrenör Pozzo’ya da kazanamazsanız Tanrı’nın size yardımcı olup olamayacağı üzerine korkutucu bir mesaj yollamıştır.

İsveçli hakem Ivan Eklind tarafından yönetilen karşılaşma olmuştur. Aynı zamanda yarı finaldeki Avusturya-İtalya maçını da yönetmiş olan Eklind, maç öncesinde Mussolini’den özel bir yemek daveti almıştır. Bilindiği üzere, maç sonunda birçok şike iddiası gündeme oturmuştur ki içlerinde Çeklerin penaltısını vermediği ve bazı İtalyan oyunculara kırmızı kart çıkarmadığı yönünde olan iddialar da vardı.

Şunu da itiraf etmek gerekir ki, bu söylenenlerin hiçbiri kanıtlanamadı ve Eklind kupa sonrasında da kariyerine devam etti.

Maça gelirsek; zarif futbol oynayan Çeklerle katı İtalyanlar arasında geçen bu final mücadelesi, birçok Avrupa ülkesi tarafından takip edilmekteydi. Avrupa’yı sarsan ideolojik çekişmelerin olduğu bu dönemde, 2 farklı futbol felsefesi arasında geçen karşılaşmayı izleyenler, hayal kırıklığına uğramayacaklardı. Sahaya çıkan kadrolar şu şekildeydi:

İtalya: Combi, Monzeglio, Allemandi, Ferraris, Monti, Bertolini, Guaita, Meazza, Schiavio, Ferrari ve Orsi.

Çekoslavakya: Planicka, Ctyroky, Zenisek, Krcil, Cambal, Kostalek, Puc, Nejedly, Sobotka, Svoboda ve Junek.

Çekler teknik ve zerafet ortaya koyarken, İtalyanlar agresif ve akıllıca bir oyun sergiliyordu. Buna rağmen 2. yarının ortalarına dek gol sesi çıkmamıştı. İlk gol, Çeklerin yıldız oyuncusu Antonin Puc’un uzaktan attığı şutla gelmişti. Kaleci Combi bu şutta çaresiz kalmıştı.

Bu gol, belki de Mussolini’nin yapabileceklerinden doğan korkuyla İtalyanları ateşlemişti. Hırslı oyun, maçın sonlarına doğru İtalyanlara golü getirmişti. Juventus’un Arjantin asıllı yıldızı Raimundo Orsi, rakibini çok seri bir hareketle ekarte etmiş, akabinde harika bir şutla topu ağlara yollamıştı. Maçtan bir gün sonra Orsi aynı hareketi basının önünde yapmayı denemiş, ancak hiçbir denemesinde başarılı olamamıştı.

Beraberlik golünden sonra, fiziksel olarak daha güçlü olan İtalyanlar oyunu domine etmeye başlamıştı. Ancak yine de Çekler direnmeyi başarmış ve oyunu uzatmalara götürmüştü.

Uzatmaların hemen başında İtalyanları Dünya şampiyonluğuna götürecek olan gol gelmişti. Sağdan atağa kalkan Inter efsanesi Giuseppe Meazza, içeride kale önüne doğru açtığı ortada topu Guaita ile buluşturmuştu. Topu kontrol eden Guaita, daha uygun durumdaki Schiavio’yu görmüş, Bolognalı golcü de topu ağlara yollamıştı.

Her ne kadar hakemlerin yönetimleri eleştirilse de, İtalya, dönemin en güçlü takımlarından birisiydi ve kupayı kazanmasına şaşmamak gerekirdi. Uruguay, Avusturya, Çekoslovakya ve Macaristan gibi takımlarla birlikte İtalya, Dünyanın en iyileri arasındaydı. Ne kadar iyi olduklarını 4 yıl sonraki kupayı da kazanarak herkese göstereceklerdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir