1990’da Dünyanın En Pahalı Futbolcusuydu: Roberto Baggio

Roberto Baggio, belki de İtalyan futboluna son 20 yılda gelen en büyük futbol yeteneği. Vicenza genç takımındayken, 12 yaşında ilk defa denendiğinde, gelecekte büyük bir yıldız olacağı belliydi.

Vicenza genç takım antrenörü Giulio Savoini diyor: “Şu an yaptığı tüm özel hareketleri, henüz bir çocukken de yapıyordu. Top sürme ve futbolun sihri. Bunlar, bir oyuncuyu üzerinde eğitebileceğiniz şeyler değil. Topu rakibinin bacakları arasından geçirir, ve yanından geçip giderdi. Ve elbette yaklaşık 20 metreden kullandığı, tam köşeye giden serbest vuruşlar…

Bu yeteneklerine ek olarak, Baggio sempatik ve işini çok seven bir gençti. Antrenmanlar için her zaman ilk gelen ve son ayrılan o oluyordu. “Antrenmandan sonra, as takımın çalışmasını izlemek ve fırsat olduğunda oyuncularla konuşabilmek için kalıyordu.” Savoini ekliyor: “O çok dost canlısı bir gençti. Ve öğrenmeye açtı. Onu herkes severdi. Onu fiziği ve saçları yüzünden “keçi adam” olarak çağırıyorlardı.

Bugün, Baggio da herkesin tahmin ettiği gibi, parlak geleceğinin farkında. Fiorentina’da geçen 4 sezonun ve 1990 Dünya kupasındaki harika performansından sonra, İtalya’nın en büyük kulübü Juventus’a transfer oldu. Üstelik, yılda 1.5 milyon dolar kazanacağı bir antlaşmayla…Bu ücret, Juventus’un sahibi Fiat’ın üst düzey yöneticilerinden Cesare Romiti’ninkinden bile fazla! Primleri ve ek gelirleri bu maaşa dahil ettiğimizde, yıllık 3-4 milyon dolarlık bir kazanç ortaya çıkıyor.

Ünü öylesine yayılmış durumda ki, ünlü şarkıcı Madonna, geçen yaz Roma’da çıkacağı sahnede onun milli takımda giydiği 15 numaralı formayı giymek istedi.

Yetenek, üstelik Baggio’nun sahip olduğu türden bir yetenek, hem yük, hem de nimet sayılabilir. Başarıyı, kendisinden beklenebileceği kadar kolay elde etmedi yıldız oyuncu. Henüz 17 yaşındayken kariyerini neredeyse bitirme aşamasına getiren bir diz sakatlığı yaşadı. Bundan da zor olanı, Fiorentina’da ve milli takımda antrenörlerinin ona gösterdiği anlaşılamaz suskunluktu. Antrenörleri içtenlikle onun harika bir oyuncu olduğunu onaylıyordu fakat aynı zamanda onu sahada nerede ve nasıl kullanmaları gerektiğini tam olarak bilemediklerini itiraf ediyorlardı.

Roberto Baggio, 18 Şubat 1967’de Kuzey İtalya’nın Vicenza şehrinde, Caldogno’da dünyaya geldi. 15 yaşındayken, çoktan Vicenza kulübünün as kadrosuyla günlük antrenmanlara çıkmaya başlamıştı. Üstelik İtalya futbol federasyonunun 16 yaşından önce oynama yasağına rağmen…Kısa sürede, içlerinde Torino, Fiorentina ve Juventus’un olduğu büyük kulüplerin ilgisini çekmişti.

1982’de Juventus’un İtalya kupası maçı için buraya geldiğini hatırlıyorum” diyor Vicenza’ya oyuncu ve antrenör olarak 30 yıldır hizmet eden Savoini. “Roberto sakatlığını atlatmak üzereydi ve ben de ona yardımcı oluyordum. Hiçbir zaman spor salonunda çalışmayı sevmedi. Tek ilgi duyduğu şey, futbol topu ve oynamaktı. Ona eğer iyi çalışırsan, Juventus maçında onu oynatabileceğimi söyledim. O da çok sıkı çalıştı ve biz de onu maçın son 20 dakikasında oynattık. Sadece iyi değil, çok iyi oynadı o maçta. Maçtan sonra antrenör Giovanni Trapattoni geldi ve sordu: ‘Sahadaki o çocuk da kimdi?’

1985 baharında, Fiorentina toplam 2.3 milyon bedelle Baggio’yu kadrosuna kattığında henüz 18 yaşına yeni basmıştı. Yeni formasıyla bir deplasman maçında, Rimini’ye karşı sağ dizinde yırtık oluştu. Bu acı durum, sağlıklı olmasına dair Fiorentina ile yaptığı anlaşmayı ve geleceğini riske ediyordu.

Baggio’yu bir süre yakından izledik” diyor Fiorentina’nın eski genel menajeri Tito Corsi. “Onun müthiş bir yeteneği olduğunu ve daha da ileriye gidebileceğini biliyorduk. O da gerçek bir şampiyon olduğunu, zorlu sakatlıkları ve endişeleri yenerek göstermişti.”

Baggio, önündeki 2 sezon boyunca takımını yalnız bırakmak zorunda kaldı. 1986-1987 sezonunda sadece 5 maçta oynayabildi. Geri döndüğünde, tam olarak iyileşmesine rağmen, ilk 11’deki yeri garanti değildi. Yeni antrenör Sven Goran Eriksson, Baggio’nun kendini geliştirmesi için Cesena veya Pescara gibi daha küçük bir kulübe kiralık olarak gitmesini istiyordu.

Sonraki sezon olan 1987-1988 döneminde, Milan deplasmanında 20 yaşındaki yıldız oyuncu topla neler yapabileceğini gösterdi. Kırmızı-siyahlı savunma oyuncularının arasından topu sürerek ilerleyen Baggio, kaleci Giovanni Galli’yi de geçip topu ağlara yolladı. Bu golle, sezonu şampiyon bitirecek olan Milan’ı 2-0 yendiler.

1988-1989 sezonu, Baggio’nun patlama yaptığı yıl oldu. Forvette Milan’dan kiralık gelen Stefano Borgonovo ile oynayan yıldız, ligde 15 gol attı ve takımını UEFA kupasında belirli bir seviyeye taşımayı başardı. Başta, hala eski takım kaptanı Giancarlo Antognoni’ye sadık olan Fiorentina taraftarları, Baggio’ya karşı çekingen davranmış ancak kısa süre içinde onu, Antognoni’nin 10 numarasının veliahtı olarak görmeye başladılar.

Kasım 1988’de, Baggio, Azeglio Vicini tarafından Hollanda’ya karşı oynayacak olan milli takım kadrosuna seçildi. Maçın tek golünü Vialli atarken, ceza sahasındaki forvete topu vererek golü hazırlayan Baggio’ydu.

Nisan 1989’da ise, Verona’da Uruguay’la oynanan maçta ilk golünü attı Baggio. 2. yarıda kullandığı serbest vuruşta topu ağlara yollamayı başardı.

5 ay sonra, Bulgaristan’a karşı kolay kolay unutulmayacak bir performans sergiledi: 2 gol ve 2 asistle taçlandırdı güzel oyununu. ‘Vialli Baggio’nun her dakika oynamasını istiyor’, ‘İtalya’nın geleceği: Roberto Baggio’ manşetleri bir gün sonraki gazetenin manşetlerini süslüyordu. Açıkça görülüyordu ki herkesin beklediği an sonunda gelmişti.

Ne yazık ki Baggio açısından durum beklendiği gibi gitmedi. Ekim’de Brezilya’ya karşı, takımın geri kalanına ayak uydurarak kötü bir oyun ortaya koydu. Kasım’daki Cezayir maçı da onun için farklı sayılmazdı. Bu maçtan birkaç gün sonra, Wembley’de İngiltere’ye karşı sadece 8 dakika süre alabilirken, bir sonraki ay oynanan Arjantin maçında, maç boyunca yedek kulübesinde yer aldı.

Yeteğinin farkında olan ancak onu nasıl daha verimli olarak kullanma konusunda karara varamayan Eriksson gibi, Vicini de ona güvenmekte kararsızlık yaşıyordu. Üstelik, 1986’den beri kurmaya çalıştığı bir takım ve strateji varken…”Baggio bizim için zorlu bir karar” diyor Vicini. “Milli takımda bir tür kara mayını.”

Bu arada, işler Fiorentina’da da güzel gitmiyordu. Borgonovo Milan’a geri dönmüş, Eriksson da Benfica için kulüpten ayrılmıştı. Takım 1989-1990 sezonuna kötü bir başlangıç yapmış ve küme düşmakten zor kurtulmuştu. Yıl boyunca çıkan söylentilerde Baggio’nun Juventus’la anlaştığı iddia edildi. Baggio ise bu iddiaları yalanladı ve 17 golle Milan’ın Hollandalı yıldızı Van Basten’in arkasından gol krallığını 2. bitirdi.

Baggio sahada yaptıklarıyla taraftarların saygısını ve hayranlığını kazanmışken, aynı zamanda İtalya’da yaygınlaşmakta olan fanatizm terörüne karşı çıkan isimlerin de başında geliyordu. 1989 baharında oynanan Fiorentina-Bologna maçı, bu terörün örneklerinden birine sahne oldu. Fiorentinalı holiganlar, Bologna taraftarlarını taşıyan trene molotov kokteyli atmış ve içlerinde 14 yaşında bir çocuğun da olduğu taraftarların yaralanmasına neden olmuştu.

Kasım 1989’da oynanan Fiorentina-Bologna maçı öncesinde, Baggio, Fiorentina taraftar grupları içindeki en sert “aşırı” gruplarla görüştü. “Onlara bir daha buna izin vermeyeceğimi söyledim. İlk kavgada, hatta ilk afiş veya “yan, bebek, yan” gibi çirkin tezahüratta sahayı terk ederim” diyor Baggio.

Taraftarlar, Baggio’ya verdiği söze sadık kalarak, Bologna taraftarlarının tüm provakasyonlarına rağmen, herhangi bir olay çıkarmadı ve Bolognalıların “kümeye, kümeye” sözlerine karşılık “Baggio’ya selamlar olsun” diyerek oyuncuya duydukları sadakati ortaya koydu. Bologna o maçı 1-0 kazandı ama bu sonuç pek umursanmadı. Özellikle Baggio “Böyle bir galibiyeti 100 galibiyete değişmem” dedi.

Fiorentina ligde zor günler yaşasa da, UEFA kupasında bir mucize yaratıyordu. Önce iki Fransız kulübünü, Auxerre ve Sochaux, ardından Sovyetler Birliği’nden Dinamo Kiev’i, Kiev’in buzlu sahasında ayakta kalmayı başarabilen Baggio’nun varlığıyla soğuk bir akşam vaktinde yendi.

Bu yılın Mayıs ayında, Baggio’nun Juventus’a gideceği yönünde çıkan söylentiler artmaya başladı. Fiorentina bir yandan ligde tutunmaya çalışırken, öte yandan UEFA kupasında finale yükselmiş ve Juventus’un rakibi olmuştu.

İki takımın önceki karşılaşmaları pek güzel sayılmazdı. Bol faulün olduğu ve özellikle Fiorentina taraftarlarının karıştığı arbedelerin yaşandığı maçlar olurdu. Finalin ilk maçını Juventus 3-1 kazandı, Floransa’daki rövanş maçı da 0-0 bitti.

Rövanş maçından 2 gün sonra, Juventus, Roberto Baggio’yu 14 milyon dolar karşılığında transfer ettiğini duyurdu. Bu, şu ana kadar bir futbolcu için ödenmiş en yüksek bonservis olarak tarihe geçti.

Floransa bu olayın üzerine ayaklandı. Öfkeli Fiorentina taraftarları kulüp binasına taşlar ve şişelerle saldırdı, milli takımın dünya kupasına hazırlandığı Coverciano yöresindeki antrenmanları neredeyse durdurdu. Baggio’yu hainlikle suçlayan taraftarlar, eski idollerini gözyaşına boğarken, antrenör Vicini’yi Coverciano’daki çalışmaları halka kapatmak zorunda bıraktı.

Bir süre, Baggio’nun dünya kupası hayali sona ermiş gibi görüldü. Hassas futbolcu, protestolardan çok etkilenmişti. Aslında, olaylardan önce de Baggio’nun ilk 11’deki yeri garanti değildi. Vicini, 1986’dan beri hücumu, İtalya’nın esas golcüsü, Vialli’nin üzerinden kurmayı amaçlıyordu. Baggio ise, Vialli’nin yanında oynamaya aday 5-6 oyuncudan birisiydi. Bu mücadeleyi önce Andrea Carnevale kazandı, ancak daha sonra Baggio’nun Juventus’taki yeni arkadaşı Salvatore Schillaci formayı kaptı ve 6 golle dünya kupasında gol krallığını kazandı.

Vicini’nin Carnevale’yi takımdan hızla çekme konusunda endişeleri varken, Vialli’yi değiştirme konusunda uzun uzun düşündü. Üstelik Sampdorialı golcü, alıştığımız formunun çok uzağındaydı. Baggio ise, 3. maça kadar beklemek zorundaydı. Çekoslovakya maçında sahaya çıkan yıldız oyuncu, Olimpiyat stadını dolduran Romalıları büyüleyen bir gole imza atmıştı. Çekoslovak savunmasını müthiş bir slalomla geçen Baggio, Diego Maradona’nın 86’da İngiltere’ye attığı golün bir benzerini Roma’da 90’da atmış oldu.

İtalya her ne kadar Baggio ve Schillaci ile yarı finale yükseldiyse de, Vicini yarı finaldeki Arjantin maçına Vialli ile başladı. Bu, Vicini’nin geç fark ettiği bir hataydı, ve İtalya maçı penaltı atışları sonunda kaybetti. Bari’de oynanan 3.lük maçında İngiltere’ye karşı yeniden sahada olan Baggio, attığı 1 gol ve yaptırdığı penaltı ile maça adını yazdırmayı başardı.

Şu an görülüyor ki, Baggio, İtalyan milli takımının çok önemli bir parçası olmaya devam edecek. Ayrıca, Juventus rönesansının da mimarı olması bekleniyor.

23 İtalya şampiyonluğu ve sayısız kupa zaferi olan Juventus, 1980’lerde Napoli, Milan ve Fransa’dan Marsilya gibi ekiplerin yükselişiyle zirvedeki yerini kaybetti.

Juventus’un son büyük transferi, 1987’de futbolu bırakan Michel Platini idi. Başarılı sayılamayacak Ian Rush ve Sovyet Zavarov transferlerinden sonra, Baggio efsanevi 10 numarayı taşımaya adaydı.

Caldogno’lu “keçi adam” Juventus’da yalnız olmayacak. Geçen sezon takımı için 15 gol atmış olan Schillaci ile birlikte, Köln’den yeni alınan Alman ortasaha oyuncusu Thomas Hassler, Lazio’dan gelen Paolo Di Canio ve Brezilyalı savunma oyuncusu Julio Cesar takımda yer alıyor. Öte yanda, kulüp başkanı Giampiero Boniperti ve UEFA ile İtalya kupası zaferlerine rağmen antrenör Dino Zoff görevini bıraktı.

Schillaci bizim için bir kumardı” diyor Boniperti’nin yerine başkan olan Vittorio Chiusano. “Oynayabileceğini biliyorduk ancak ligi domine edebileceğinden emin değildik.”

Baggio için hiçbir soru işareti yok kafamızda. Eğer bu ikili dünya kupasında yaptıklarını bizde tekrarlayabilirse, Juventus’un geleceğinin parlak olduğunu söyleyebilirim.”

(World Soccer Eylül-1990 sayısından çeviri-alıntıdır)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir