Yüzyılın Maçı: 25 Kasım 1953 İngiltere-Macaristan Maçı

İngiltere tarihinde birçok önemli futbol maçı olmuştur. Daha genç nesillerin hatırlayabildiği, 1986 çeyrek finalinde Arjatin’e karşı alınan yenilgi, ilk akla gelenlerden. Daha eskilere gidersek, elbette 1966 Dünya kupası zaferi ve belki de tarihlerindeki en ağır hezimetlerden birini yaşadıkları, 1953 yılındaki Macaristan maçı.

Tarihin en etkili sonuçlarından birisine tanık olunan bu muhteşem maça geçmeden önce, iki ülke takımının durumuna bakalım hep birlikte. Bir tarafta kendi sahasında sadece bir kez, ki o da bundan 4 sene önce İrlanda’ya karşı, yenilmiş olan İngiltere; öte yanda dünyanın bir numarası, son olimpiyat şampiyonu ve 24 maçtır kaybetmeyen Macaristan.

 

İngilizler, dünyanın artık geride bırakmaya başladığı, Arsenal’in ünlü hocası Herbert Chapman’ın meşhur W-M dizilişiyle oynamaya devam ediyordu. Teknik direktör Winterbottom, daha önce önemli başarılar kazanmış bir isim değildi. Dünya futbolu hızla değişirken, kendi oyun sistemine sıkı bir şekilde bağlı kalmış ve çok da iyi olmayan bir antrenörle bu süreci geçirmeye çalışan İngiltere’nin, Macarların altın kadrosu karşısında başarılı olması zor görünüyordu. Öte yandan, İngilizleri Macarlara göre değerlendirmediğimizde, tablonun o denli kötü olmadığını görüyoruz. Son 20 maçında sadece bir kez yenilmiş olan İngiltere, bu yenilgisini de son dünya şampiyonu Uruguay’a karşı almıştı. Bu başarılı sayılabilecek dönemde Stanley Matthews, Stan Mortensen, Tom Finney ve Billy Wright gibi isimler, İngilizlerin en önemli oyuncularıydı.

 

Macarlarda ise, oyun sisteminde önemli değişiklikler yapmayı başarmış, altın kadronun antrenörü Gusztav Sebes yer alıyordu. Total futbola benzeyen oyun anlayışının en önemli parçasını, sarkık forvet olarak tabir edebileceğimiz mevki oluşturuyordu. Bu mevkinin hakkını sonuna kadar veren Nandor Hidegkuti, rakip savunmalar için çok önemli bir tehlike oluşturuyordu. Macarların bir diğer avantajı da, birçok oyuncunun ordu takımı olan Honved’de oynuyor olması ve birbirlerini çok iyi tanımasıydı.

 

25 Kasım günü, bu iki takım, Wembley stadından en az 100 bin kişinin önünde karşı karşıya geldi. Sahaya çıkan kadrolar şu şekildeydi:

 

İngiltere: Gil Merrick, Alf Ramsey, Bill Eckersley, Billy Wright, Harry Johnston, Jimmy Dickinson, Stanley Matthews, Ernie Taylor, Stan Mortensen, Jackie Sewell ve George Robb.

 

Macaristan: Gyula Grosics (Geller dk. 83), Jeno Buzansky, Mihaly Lantos, Josef Bozsik, Gyula Lorant, Jozsef Zakarias, Sandor Kocsis, Nandor Hidegkuti, Ferenc Puskas ve Zoltan Czibor.

 

İngiltere’de 2 önemli eksik vardı: Tom Finney ve Nat Lofthouse. Finney yerine Tottenham’lı George Robb sol kanattaki yerini alırken, sakat olan Lofthouse yerine de Ernie Taylor görev aldı.

 

Macarlar ise tam kadro sahadaydı. Bozsik, “deep-lying playmaker” görevini üstlenirken, Hidegkuti de “deep-lying forward” rolündeydi. İngiltere’de Johnston Hidegkuti’yi tutmakla görevlendirilmişti ancak bu taktik, sonuca olumlu etki etmeyecekti…

 

Maça Macarlar çok hızlı başlamıştı. Lorant’tan aldığı topla ceza sahasına kaleyi sağ çaprazdan gören bir noktadan giren Hidegkuti, sol köşeye yolladığı füzeyle takımını 1-0 öne geçirdi. Gol vuruşundan önce Macarların 9 numarası, kendisini karşılayan Johnston’u ince bir hareketle ekarte etmiş, ve kendisine uygun şut fırsatını yaratmıştı. Maç boyunca Macarların ne kadar teknik bir takım oldukları tüm İngiliz futbolseverlerin şahitliğiyle doğrulanacaktı.

 

Golden sonra Mortensen ile bir fırsat yakalayabilirdi İngilizler ancak ofsayt kararı, gole ulaşmalarına engel oldu. İngilizler, topa sahip olmakta çok zorlanıyordu. Günün en göze çarpan isimlerinden, Macarların sağ kanadında fırtına gibi esen Budai, kaleciyi geçmeye çalışmış ancak iki pozisyonda da Merrick gole engel olmuştu. Hidegkuti’nin attığı bir gol ise, ofsayt gerekçesiyle değer kazanmamıştı.

 

İngilizleri heyecanlandıran an, 15. dakikada meydana geldi. Mortensen’den aldığı topla Macar stoperlerin arasından ceza sahasına giren Sewell, kaleci Grosics’in yanından güzel bir vuruşla golü yapmıştı. Doğruyu söylemek gerekirse, bu gol Macar savunmasının açık vermesi yüzünden olmuştu. Teknik kapasitesi Macarlardan geri kalmayan İngilizler de bu açığı iyi değerlendirmişti. Ancak bu gol, sonucu çok fazla etkilemeyecekti.

 

Macarlar tüm gücüyle bastırmaya devam ediyordu. Sanki maçı 90 dakika değil de 45 veya 60 dakika oynamak üzere anlaşmışlarcasına, müthiş yüksek bir tempoyla oynayıp İngilizleri hezimete uğratmaya yemin etmişlerdi. Beraberlik golünden sonra Hidegkuti ve Puskas ile kaleyi yoklamışlar ancak gole ulaşamamışlardı. Ama 20. dakikada İngiltere savunması teslim oluyordu. Sol kanattan ceza sahasına saldıran Macarlar, oluşan karambolde top Hidegkuti’nin önüne düşünce, 2. gole sevinmeleri için 9 numaranın klasik sert şutlarından birisini atmasını beklemişti. Bu kısacık anın sonucunda, top İngiliz ağlarında yuvarlanıyordu.

 

Golden hemen sonra, yapılan santra vuruşunda Macar takımı topu kapmış, Budai yaptığı verkaçla ceza sahasına girip şutunu çekmişti. Ancak top kalenin hemen yanından dışarı çıkmıştı.

 

Dakika 24 olduğunda, yani golden yalnızca 4 dakika sonra, maçın belki de en ünlü golü atılıyordu. Sağ kanatta Budai’den topu alan ve boş durumda kalan Zoltan Czibor, ceza sahası içinde Puskas’ı topla buluşturdu. Topu altıpasın köşesinde alan Puskas, karşısında dönemin en güçlü savunma oyuncularından Billy Wright’ı bulmuştu. Belki de İngiliz futbolseverlerin daha önce görmediği şıklıkta bir çalımla, Billy Wright başka diyarlara yolculuk yaparken, Puskas o müthiş sol ayağını gol için çoktan hazırlamış oluyordu. Kalecinin kapadığı köşeye attığı füzeyle, ünlü 10 numara takımını 3-1 öne geçiriyordu.

 

Bu skor Macarlara yetmiyordu. Golden hemen 3 dakika sonra, bir serbest vuruş kazanmışlardı. Sert bir vuruşla kaleye doğru giden topa ceza sahasında Puskas, büyülü ayağıyla dokunmuş ve topu 2. kez ağlara yollamıştı.

 

Her ne kadar önemli oyunculara sahip olsa da İngiltere, fizik gücü bakımından Macarların seviyesinin çok altındaydı. Buna ek olarak, dönemin en iyi kanat oyuncularından, dripling ustası Matthews kendisinden beklenen oyunu oynayamıyordu. Yine de bir atak sırasında başarılı bir orta yapmış, Tottenham’lı sol açık Robb da iyi bir kafa vuruşuyla gole çok yaklaşmıştı ancak Grosics topu köşeden çıkarmayı başarmıştı. Takım arkadaşlarına nazaran, ayakta durmayı başaran isimlerden birisi olan Mortensen ise, 38. dakikada takımına 2. golü kazandırıyordu. Yakaladığı fırsatı iyi değerlendiren golcü oyuncu, topu yerden sert bir vuruşla ağlara göndermişti.

 

Bu gol İngilizleri ateşlemiş, Macar kalesine daha cesur bir şekilde gelmelerini sağlamıştı. Ancak Grosics, Mortensen’in girdiği pozisyonlarda bir başka gole izin vermemişti. 4-2’lik skor, ilk yarının sonucu oluyordu…

 

2. yarının başında Mortensen kafa vuruşuyla şansını denedi ancak yine gole ulaşamadı. Şanssız bir şekilde kafasına darbe alan golcü oyuncu, Macar oyuncularında yardımıyla bir süreliğine saha kenarına alınmıştı. İngilizlerin heyecanı ve ümidi, 50. dakikada tükenmeye yüz tutacaktı. Sağ taraftan açılan ortaya altın kafa Kocsis klasik vuruşlarından birisini yapmış ama top direkten sahaya geri dönmüştü. Pozisyonun devamında ceza sahası önünde topla buluşan Bozsik, öylesine sert bir vuruş yapmıştı ki, kalecinin ve hatta çizgide bekleyen savunmacının yapabileceği pek bir şey yoktu. Skor şimdi 5-2 olmuştu.

 

Macarların oyunu aynı tempoyla devam ederken, son golden 3 dakika sonra İngilizlere zehrin son damlasını da içirmişlerdi. Takımın lideri Puskas, kafadan kafaya verilerek gelen topu, müthiş sol ayağıyla ceza sahasına yollamış, kalenin çaprazında Hidegkuti’yi topla buluşturmuştu. Günün golcü ismi de, topa gelişine vurmuş ve skoru 6-2 yapan golü atmıştı. Bundan sonraki dakikalarda Puskas, kaleci Grosics’den gelen topla gole yaklaşmıştı ancak kaleci Merrick topu almayı başarmıştı.

 

57. dakikada Grosics Robb’u ceza sahasında, rakibinin ayaklarına sarılarak düşürmüş ve İngiltere penaltı kazanmıştı. Topun başına geçen, geleceğin teknik direktörü Alf Ramsey, maçın sonucunu ilan edecek golü atmıştı: 6-3.

 

Bu dakikadan itibaren Macarlar tempoyu düşürmüştü. Maçı 60. dakika olmadan bitirmişlerdi. Ne müthiş bir ekip! Maçın sonlarına doğru, kaleci Grosics sakatlanmış ve oyundan çıkmak zorunda kalmıştı.

 

Maç bu inanılmaz skorla sona ermiş ve o gün futbol tarihine geçmişti. Macarların yenilmezlik serisi, 1954 dünya kupası finaline kadar sürecekti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir