Titanların Savaşı Bölüm 1: Cruyff vs Capello

2 futbol dehası, 1994 yılında Avrupa Şampiyonlar Ligi Finali’nde karşı karşıya gelmişti. 92’nin şampiyonu, Cruyff’un ustalık eseri Barcelona; 93’ün ikincisi, Capello’nun yenilmesi çok zor Milan’ı karşısına çıkmıştı. Tarihin en şok edici sonuçlarından birisi için bu maçı hatırlayalım.

Santra vuruşuyla birlikte, topu savunma oyuncularına veren Milan, Barcelona’nın ani presiyle karşı karşıya kaldı. Stoperlere presi uygulayan, Barcelona’nın ileri ucundaki Romario oldu. Milan’ın sol kanadını kontrol eden Stoichkov iken, sağ kanada ilerleyen de Begiristain’dı. Aşağıda gördüğünüz gibi, top şu an sağ bek Tassotti’de ve Begiristain, onun pas verme şansını minimuma indirmiş durumda. Eğer Tassotti topu hızlı bir şekilde ayağından çıkartıp en yakınındaki orta saha oyuncuna verebilmiş olsaydı, bu sefer de Amor’un baskısıyla karşılacaklardı. Gördüğünüz gibi, Barcelona maçın ilk anında oyun düşüncesini bize gösterdi. 4-4-2 yapan Milan’a karşı 4-3-3 ile oynayan Barça’nın nasıl bir hücum savunması yapacağını görmüş olduk. Fakat bu sizi heyecanlandırmasın. Maçın devamı çok farklı gelişecek.

Milan ilk dakikadaki baskıyı üzerinden atınca, oyundaki gücünü de göstermeye başladı. Milan savunmasının temeli, orta sahanın merkezinde bir duvar gibi duran, eski Marsilyalı Desailly’e dayanıyordu. Onun yanındaki isim kağıt üzerinde Albertini olsa da, o ileri çıktığı zaman onun yerine Boban geçiyordu. Boban’a bu maçta dikkat etmenizi öneririm çünkü Milan’ın en aktif oyuncularından birisiydi. Hücumda ise, Savicevic ayak basmadık yer bırakmıyordu. Uzun sözün kısası, Barcelona’nın hücum presine, Milan da çok sağlam bir alan savunmasıyla cevap veriyordu.

Yukarıda Milan’ın Barcelona’ya uyguladığı presin bir bölümünü görebilirsiniz. Solda Sergi’ye Boban’ın yaptığı pres, en uygun durumdaki Guardiola’ya hızlı ve gelişigüzel bir pas atmasına yol açtı. Guardiola, kendisine doğru gelen Albertini’ye topu kaptırmamak adına, havadan gelen topu direkt ileriye yollamak zorunda kaldı. Sonuç; top Milanlı oyunculara geçti. Şu an ekranda gördüğünüz Milanlı oyuncular, orta sahanın rakip yarı kısmına ait olan bölgede hücum presi uygularken, geri kalan Milanlı oyuncular, önlerinde sol kanattan içeri kayan Donadoni ve elbette Desailly olacak şekilde, oldukça sıkı bir savunma çizgisi oluşturmuştu. Guardiola, topu düzgün bir şekilde ilerideki arkadaşlarına verebilmiş olsaydı bile, Barcelonalı oyuncular, 6 kişilik sıkı Milan duvarıyla, ileride pres yapmış olan Milanlılar arasında sıkışıp kalmış olacaktı.

İlk dakikalar gösterdi ki, Milan Barcelona’nın yetenekli ayaklarını takımdan izole edebilecek bir oyun oynuyordu. Cruyff’un öncelikle çözmesi gereken sorun buydu. Ama bir başka önemli sorun daha vardı. Barcelona savunmasında Nadal ve Koeman gibi 2 ağır oyuncu yer alıyordu. Oysa Milan’da topu alır almaz fişek gibi hareket eden Boban ve Savicevic oynuyordu. Milan’da topu kim alırsa alsın, hızla ileriye hareket edip Barcelona savunmasını zor durumda yakalamaya çalışıyordu. Aslında ilk 5 dakikada maçın nereye gideceği belliydi desem yanılmış olmam.

Yukarıda, Milan’ın savunma düzenine bir örnek görebilirsiniz. Top Milan yarı sahasının ortasında olduğunda, İtalyan ekibi birbirine çok yakın 2 çizgi halinde bir savunma düzeni kuruyordu. Önde Desailly, Boban, Albertini ve Donadoni’den oluşan çizginin hemen arkasında Tassotti, Galli, Maldini ve Panucci’den oluşan savunma dörtlüsü yer alıyordu. Barcelona’nın önemli ayakları, bu iki çizginin arasında yer aldığından, henüz etkili bir şekilde topla oynama şansını yakalamamıştı.

Barcelona ilk önemli pozisyonunu, Guardiola’nın harika uzun pası sonucunda buldu.Sağ kanatta Stoichkov, gelen topu içeriye yolladı ama Romario iyi bir şut atmayı başaramadı. Bu, Barcelona’nın tek hücum şansı gibi gözüküyordu çünkü kısa paslı oyunla Milan savunmasını aşmaları çok zordu.

Öte yandan, Milan da hızlı oynayamadığında, hücum avantajını kaybediyordu. Barcelona’da pozisyon bilgisi çok yüksek ve akıllı oyuncular vardı. Milan bu savunmayı geçmek istiyorsa, ani ataklara ve Savicevic ile Boban’ın delici gücüne ihtiyacı olacaktı.

22. dakikada Nadal’dan gelen hava topuna, Barcelonalı oyuncudan önde müdahale eden Boban, topu Savicevic’e kazandırdı. Karşısındaki rakibi geçip kaleye ilerleyen Savicevic, boştaki Massaro’ya topu çıkardı ve İtalyanlar 1-0 öne geçti. Boban’ın hareket faul koksa da, agresifliği, Milan’a golü getirdi.

Boban’ın agresif oyunu golü getirdi.

Barcelona da ara sıra önemli pozisyonlar bulmayı başarıyordu. Ancak forvetlere çok yakın oynayan İtalyan savunmacılar, bir türlü gol atmalarına izin vermiyordu. 40. dakikada, Romario, topu alır almaz gollük bir şut çekmişti ama top, onu marke eden savunma oyuncusuna çarpıp kalenin hemen yanından dışarı çıktı.

Geniş alanda oynamak, Barcelona’ya hayat veriyordu. Sıkı Milan savunmasını ancak topu geniş alana yaydıklarına esnetebiliyorlardı. Böyle anlarda, Milan presi çaresiz kalabiliyordu. Ama, savunma oyuncuları o kadar tecrübeliydi ki, Romario gibi bir golcüye bile gol şansı tanımıyordu.

Barcelona ilk yarının son dakikalarında savunma gücünü arttırmıştı. Daha çok oyuncuyla topun gerisine geçmeyi başarmış ve ilk kez Milan’ı daha fazla geriye pas atmak zorunda bırakmıştı. Ancak, oyun o kadar hızlı değişiyordu ki, ilk yarıda uzatma dakikaları oynanırken, Milan 2. golünü attı. Sol kanatta Donadoni, rakibini güzel bir çalımla geçti ve içerideki Massaro’ya topu çıkardı. İtalyan golcü de gelişine vurdu ve topu köşeye yolladı. Bu arada, atağın savunmanın en gerisindeki Galli’nin Savicevic’e attığı uzun pasla başladığını hatırlatmak isterim. Bu pas, yani topu hızlı bir şekilde etkili bölgeye aktarmak, Barcelona’nın güçlendirmeye başladığı savunmasını alt üst etti.

2. yarının hemen başında, ilk gole benzeyen bir pozisyon yaşandı. Boban’ın gösterdiği çabukluğu, bu sefer Savicevic göstermiş, Nadal’dan önce topa dokunarak rakibin ekarte etmeye başarmıştı. Sonrası mı? Tarihin en şık gollerinden birisi geldi. Çaresiz Zubizaretta, muhteşem sol ayağın aşırtma vuruşuna engel olamadı.

Golden sonra Cruyff’dan bir hamle geldi. Etkisiz kalan Begiristain’ın yerine Eusebio Sacristan girdi. Orta sahanın merkezini kalabalıklaştırıp, Milan’ın bariz üstün olduğu bölgedeki gücüne karşı koymayı amaçladı Hollandalı futbol adamı. Bu değişiklikten sonra, Eusebio sağ tarafa geçerken, Stoichkov da sol kanada yerleşti.

Değişiklik henüz etkisini gösteremeden, Milan önce Savicevic ile, sonra Desailly ile gole yaklaştı. Savicevic’in şutu direkten dönünce, Barcelona tehlikeyi uzaklaştırmak istemişti ancak geriden gelen Desailly topu kapmış, Albertini’nin pasıyla da Zubizaretta’yla karşı karşıya kalmıştı. Çok şık bir plaseyle topu ağlara yollayan Desailly, Barcelona’nın fişini çeken isim olmuştu.

Bundan sonrasını anlatma gereği var mı, emin olamadım. Milan, 60 dakikada 4-0 üstünlüğü yakaladı ve maçı da bu sonuçla kazandı. 2 büyük teknik adamın karşılaşmasında gülen isim, Fabio Capello oldu. Futbol zaman içinde değişiyor, üstelik büyük bir hızla. Ama Helenio Herrera’nın şu sözüne uyulduğu sürece, her devirde başarılı olmak mümkün:

“Hızlı düşün, hızlı hareket et, hızlı oyna”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir