Macarların 2. Altın Kadrosunun Yıldızlarından: Janos Farkas

Janos Farkas ismini duyduğunuzda, aklınıza ilk gelen sahne, Goodison Park’da Macaristan ile Brezilya arasında oynanan 1966 Dünya kupası grup maçı olma ihtimali çok yüksek. Oyun 1-1 devam ederken, Farkas, Ferenc Bene’nin sağdan açtığı ortayı, müthiş bir zamanlama ve tekniğin birleşimi olan volesiyle tamamlamış ve belki de kupanın en güzel gollerinden birisi atmıştı. Bu golle ülkesinde yıllardan beri büyük bir yıldız olarak kabul edilen Vasaslı futbolcu, dünya vitrinine de önemli bir adımla yükselmiş oldu.

Budapeşte doğumlu genç Farkas, gözleri ilk defa, yerel bir takımda, St. Janos’da üzerine çekmeyi başardı. Potansiyeli, kısa sürede genç oyuncu avcılarının dikkatini çekerken, 16 yaşında Budapeşte’nin demir-çelik işçilerinin desteklediği Vasas’ın genç takımında oynamak için gerekli antlaşmaya imzasını attı. Yeni takımına kısa sürede uyum sağlayan Farkas, emeklerinin karşılığı olarak kariyerinin 2. yılında Macaristan genç milli takımına seçilmeyi başardı. İlk maçında ona güvenenleri utandırmayarak, Yugoslavya ağlarına 3 gol birden atarak milli takım kariyerine harika bir başlangıç yaptı.

Bu performans, Vasas’taki hocalarının onu as takıma almaları için yeterli oldu. Ancak ilk etapta, santrafor pozisyonu için çelimsiz bulunduğundan, sağ açık olarak düşünüldü genç oyuncu. Kulüpteki ilk ayları çok parlak geçmese de, milli takım sahnesi yeteneklerini göstermesi için fırsat sunmaya devam ediyordu. Vasas’tan takım arkadaşı Kalman Meszöly ile birlikte 1960 UEFA 18 yaş altı turnuvasında forma giyen Farkas, ilk önemli kupasını kazanmayı başardı.

1961/62 sezonu, genç yıldızın Vasas’ta geçirdiği ilk tam sezon oluyordu. Daha çok sağ açık olarak görev yapan Farkas, attığı gollerle takımının lig şampiyonu olmasında önemli bir rol oynuyordu. Kulüp kariyeri başarıyla devam ederken, milli takımda da yükselişi sürüyordu. 1961 senesinin son günlerinde, ilk defa A milli takımın formasını giyiyordu. Ülke futbolunun geleceğinde önemli bir yeri olacağı daha şimdiden düşünülmeye başlanmıştı.

Tüm bu başarılarına rağmen genç oyuncunun disiplinsizliği, onun başına büyük dertler açacak gibi görünüyordu. Kadınlara ve alkole olan düşkünlüğü, kimi zaman antrenmanları kaçırmasına sebep oluyordu. Yine de, 1962’de Şili’de düzenlenecek olan Dünya kupası için kadroya alındı. Ancak turnuvada sadece bir seyirci rolünü üstlenmek zorunda kaldı. Kupadan sonraki sezonlarda kendisini geliştirmeye devam etti ve disiplinsiz davranışlarını Vasas kulübü büyük ölçüde sineye çekti. Fakat bu davranışları sürünce, bir noktadan sonra kulüp ona ceza vermek zorunda kaldı.

Farkas’ın futbol hayatı bu şekilde sürerken, 1964 Tokyo Olimpiyatları imdadına yetişti. Macarlar bu turnuvada altın madalyaya ulaştı. Her ne kadar gollerin çoğunu Ferenc Bene üstlenmiş olsa da, takımın en etkili oyuncusu Janos Farkas’dı.

Kulüp futboluna geri döndüğümüzde; Vasas’taki hocası Rudolf Illovszky, yetenekli oyun kurucudan sonuna kadar faydalanmasını bildi. Onun sadece futbola odaklanmasını ve saha dışındaki olumsuz davranışlarını en aza indirmeyi başardı. Ayrıca, onu sağ açıktan sol açığa geçirdi. Farkas daha çok sağ ayağını kullanan bir oyuncuydu ve sağda oynadığı sürece, sağ kanadı sıklıkla kullanan bir açık oyuncusu haline geliyordu. Bu durumu takımı lehine değiştirmek isteyen Illovszky, onu sol tarafa alarak, topla birlikte daha çok içeri kat etmesini ve gol pozisyonlarına girmesini amaçladı.

Illovszky’nin uyguladığı bu pozisyon değişikliği günümüzde çok sık kullanılıyor ancak o dönemde çok önemli bir hamleydi. Farkas, doğru zamanda, doğru yerde olmayı bilen, zeki bir oyuncuydu. Ayrıca, hızlıydı ve güçlü sağ ayağıyla hem yakından, hem de uzaktan goller bulabilen bir futbol tarzına sahipti. 1966’da Brezilya’ya attığı gol de, yeteneklerini çok iyi bir şekilde ortaya koyuyor.

1965 yılında, Farkas yeni rolüne alışmıştı ve 18 lig golüyle kendi rekorunu kırmıştı. Vasas’la bir kez daha şampiyonluk yaşayan Farkas, önlerindeki Dünya kupası için milli takım forvetinin önemli unsurlarından birisi haline gelmişti: Janos Farkas, Florian Albert ve Ferenc Bene, Macarların hücum gücünü oluşturuyordu.

İngiltere’de düzenlenen 1966 Dünya kupasında Macarlar büyük yıldızlarına rağmen, çeyrek finalde Sovyetler Birliği’ne yenilerek eleniyordu. Yine de, Farkas gösterdiği performanstan dolayı memnundu. Kupayı takip eden aylarda, milli takım adına önemli işler yapmaya devam etti: Fransa, Avusturya ve Danimarka’ya karşı oynanan maçlarda toplam 8 gol atmayı başardı. Ligde, milli takımdaki partnerleriyle müthiş bir krallık yarışı içindeydi. 24 gol atan Albert ve Bene’yi son maçta attığı 3 golle 25 gole ulaşarak geçmiş ve gol krallığını kazanmıştı.Vasas da sezonu yenilgisiz tamamlayarak lig şampiyonluğu olmuştu.

Dünya kupasından sonraki sezonlarda Vasas, Ferencvaros’un gerisinde kalmış ve şampiyonluğu kaybetmişti. Farkas ise, her ne kadar gollerine devam etse de, saha dışındaki kötü alışkanlıklarından tam anlamıyla kopamıyordu. Motivasyonunu kaybettiği dönemde, milli takımla Doğu Almanya’ya 3 gol attığı maç, arada sivrilmeyi başaran performanslarından birisiydi. Öte yandan, Vasas’ın yaşadığı sakatlık problemleri, yıldız oyuncunun zaman zaman farklı rolleri üstlenmesini gerektiriyordu. Kimi zaman tam bir santrafor olarak görev yaparken, kimi zaman da orta sahada şans buluyordu ki bu durum performansını olumsuz etkiliyordu.

1970’li yılların başına kadar Vasas için önemli bir golcü olmayı sürdüren Farkas, kariyerinde sona yaklaşıyordu. Milli takım kariyeri de bu dönemlerde sona ermişti: 1970 Dünya kupası elemelerinde Çekoslovakya’ya karşı alınan ağır yenilgi, onun için de bir dönüm noktası oluyordu. Farkas bu maçla milli takıma veda ederken, saha dışında yaptıklarıyla kulübünden de uzaklaşıyordu. Bir kupa maçı öncesi yakın arkadaşı Meszöly ile gece boyunca içen Farkas, Vasas yönetiminin sert tutumuyla karşılaştı. 2 oyuncu da uzun süreli bir cezaya çarptırıldı ve Farkas ile kulübü arasındaki uzun ve çoğu zaman zorlu ilişki de bir daha düzelmemek üzere bozuldu. Yıldız oyuncunun transfer talebi nafile bir hamleydi çünkü dönemin Macaristan’ı, oyuncuların az çok kendi kaderlerini kontrol edebilme hakkına sahip olduğu Yugoslavya gibi, diğer Doğu Avrupa ülkelerinden daha katı bir tutuma sahipti. Farkas’ın kulübüyle geçirdiği son dönemler de, oyuncunun eski performansından ve rolünden uzak bir şekilde geçmişti.

1972’de Vasas ile sözleşmesi sona eren Farkas, takım arkadaşı Meszöly ile birlikte kulüp yönetimini bıktıran davranışları yüzünden takımdan ayrılmak zorunda kaldı. Kariyerinin devamında yerel kulüplerde top koşturmaya devam etse de, parlak kariyeri henüz 30 yaşındayken sona ermişti. Vasas’ta oynadığı sürece 219 lig maçında 169 gol atmayı başarmış, 4 kez lig şampiyonluğu yaşamıştı. Milli takımla sadece 33 kez sahaya çıkan Farkas, bu maçlarda da 19 gol atmayı bilmişti (Milli olma sayısı, ülke futbol tarihinde ilk 50’ye bile girmesine yetmiyordu.).

Futboldan sonraki yaşam Farkas’a göre değildi. Birkaç yıl boyunca, Budapeşte’de Ferihegyi Havaalanı yolu üzerinde bir bar işletti fakat normal bir yaşam sürme isteği, çeşitli sağlık sorunları sebebiyle sekteye uğradı. Henüz 47 yaşındayken, ani bir kalp krizi sonucunda hayata gözlerini yumdu. Ölümünden sonra, Macaristan’daki stadlarda 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı ve cenazesine birçok eski takım arkadaşı katıldı. Tabutunu taşıyanlardan birisi de, yıllarca hem takım arkadaşı, hem de yakın bir dostu olan Kalman Meszöly idi.

Farkas, çok önemli futbolcuların yaşadığı bir dönemde ve ülkede forma giydi. Onunla oynayan oyuncular için futbol, topla sahip oldukları yeteneği göstermeleri için bir sahneyken, Farkas oyuna farklı bir dinamizm getirdi. Belki diğer arkadaşları kadar zarif değildi ancak onun için topa sahip olmak, hızla güçlü sağ ayağını kullanabileceği bir pozisyona girmek anlamına geliyordu. Bu, ne kadar az dokunuşla gerçekleşirse, o kadar iyiydi. Tüm yetenekleri göz önüne alındığında karşılaştırmak çok doğru olmaz ama bahsettiğim özellikleriyle Farkas, günümüzde Cristiano Ronaldo’nun tarzını andırıyordu. Benzetebileceğimiz bir diğer yıldız oyuncu da, 90’larda sağ kanatta fırtına gibi esen Danimarka’lı Brian Laudrup’tur.

Elbette tartışmaya açık ancak yine de inanıyorum ki Farkas günümüzde oynuyor olsaydı, zekası ve kontra atak oyunundaki becerisiyle çağımız futboluna harika bir şekilde uyum sağlayabilirdi. Elbette gece kulüplerinden uzak durması şartıyla…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir