İtalyan Futbolunun Altın Çocuğu: Gianni Rivera

İtalyan futbolu ve Milan’ın altın çocuğu; havalı saçları, lider karakteri, politik duruşu ve müthiş yeteneğiyle Gianni Rivera’yı tanımaya ne dersiniz?

Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Finali: 28 Mayıs 1969. Milan, birkaç yıl sonra Avrupa’nın zirvesine çıkacak olan Cruyff ve Michels’in Ajax’ıyla Bernabeu’da karşılaşıyordu. Maçın sona ermesine 15 dakika kala, Milan 3-1 öndeyken, Gianni Rivera orta sahanın ortasında yaptığı verkaçla bir anda Ajax savunmasının arkasına sarkmayı başardı. Biraz top sürdükten sonra kaleciyle karşı karşıya kalan Rivera, topu aniden sola çekerek üzerine gelen kaleciyi de çalımladı. Bundan sonrası, Rivera’nın zekasıyla tekniğini birleştiren bir sahneden ibaret. Kaleciyi geçmesine rağmen şut açısını kaybeden yıldız oyuncu, topu durdurup geriden forvet oyuncusu Prati’nin içeriye gelmesini bekledi. Prati’nin geldiğini gören Rivera, gerekli geometrik hesaplamaları kafasında yaptıktan sonra muhteşem bir kesmeyle topu Prati’nin tam kafasına yolladı. Maçı 4-1 yapan gol bu şekilde geldi. Rivera’nın zekası, uygun anı beklemesi ve müthiş pası, akıllara Pele’nin 70 finalinde Carlos Alberto’ya attığı pası getirmişti.

2. Dünya Savaşı sırasında dünyaya gelen Rivera’nın ilk maçları Alessandria’da Piedmontese sokaklarında oldu. Daha sonra, mahallesindeki kilisenin oyun alanında devam etti. Demiryollarında çalışan babası, yerel bir takımda onun için bir deneme ayarladığında 13 yaşındaydı. Denemede yaptıklarıyla kalabalığın toplanmasını sağladı. 3 gün sonra bir mektup geldi: “Bay Gianni Rivera, genç bir oyuncu olarak takımımıza kabul edilmiştir.” Rivera’nın ünü kısa sürede yayıldı. Bir rivayete göre, muhteşem Silvio Piola Alessandria’ya onu izlemek için gelmişti. Rivera’nın Serie A kariyeri, henüz 15 yaşındayken Alessandria formasıyla başladı (Lig tarihindeki en genç 2. oyuncu). 1959’da, Milan’lı menajer Gipo Viani’nin dikkatini çekti ve onu Milano devine önerdi. Sonunda Milan, genç yıldız için 90 milyon liret ödemeyi kabul etti.

17 yaşındayken, artık Milan’ın bir yıldızıydı. Önce sağ kanatta, daha sonra merkezde, forvet arkasında görev aldı. Neredeyse diğer tüm Milanlı oyuncular için kural basitti: topu Rivera’ya at. O yıl Milan ligi 2. sırada bitirdi. Sonraki sezon ise şampiyonluğu kazandı. Rivera etkili paslarıyla hücumdaki Jose Altafini, Jimmy Greaves ve Paolo Barison’u besledi. Milan’ın başına yıllarca Rivera ile çalışacak olan Nereo Rocco geçti. İlerleyen 20 yılda, Rossoneri için 500’den fazla maça çıktı ve 100’den fazla gol attı. Asist istatistiği tutulmadığı için bir değer veremiyoruz ancak Rivera’nın uzmanlığının son paslar olduğunu bildiğimiz için, birçok asist yapması kaçınılmazdı. Yıllar boyunca, Milan ve İtalyan forvetleri, Rivera’nın yaratıcılığından oldukça faydalandı.

Öte yandan, Rivera en çok tartışılan futbolculardan birisiydi. Hiçbir zaman herkes tarafından sevilen bir oyuncu olmadı. Ayrıca, spor tarihindeki en uzun süreli eleştiri kampanyalarından birine konu oldu. Onu en çok eleştiren gazeteci, döneminin en etkili kalemlerinden Gianni Brera’ydı. Rivera’ya, kariyeri boyunca silinmeyecek bir sıfat taktı: abatino. Gerçek anlamı genç rahip. Fakat Brera’nın kastettiği farklıydı. Rivera zayıf bir oyuncuydu, savunmaya pek katkısı olmazdı. Rivera gibi oyuncular, “the abatini”, takımların ücretini karşılayamayacağı lüks isimlerdi. Yeterince fiziksel efor sarf etmedikleri için, oyun içideki kısa süreli dehaları, savunmada yarattığı boşluğu doldurmaya yetmiyordu. Rivera’nın az koştuğu ve savunmaya yardımcı olmadığı doğruydu. Takımda onun yükünü kaldırmak için oynayan oyuncular vardı. Brera’nın yazdığı gibi “Eğer Rivera’yı oynatıyorsanız, takımı onun etrafında kurmanız gerekir.” Gazeteci, yıllarca Rivera’ya karşı olan duruşundan dolayı tepki aldığını belirtti. Rivera, Brera’nın yazılarını okumadığını söyledi ama tartışma muhakkak kulağına gelmiş olmalı. Brera’yı görmezden gelmek imkansızdı. Kampanyası, 1960’ların yarısında başlayıp 1970 Dünya kupası sırasında zirveye ulaştı. Hatta kupa sırasında İtalya, Rivera’nın destekçileri ve karşıtları olarak adeta ikiye ayrıldı.

1963’de Milan Wembley’de Avrupa Şampiyonu oldu. Altafini’nin attığı 2 golde de asistler Rivera’dan geldi. Bu büyük başarıdan sonra, Milan’ın parlak yılları bir süreliğine kesildi. Nereo Rocco Torino’nun başına geçerek takımdan ayrıldı. Milan, Inter’e şampiyonluğu kaptırınca, Rivera da bir kaybeden olarak görülmeye başladı. Ancak, 1967’de Rocco, farklı bir kadroyla, tekrar kırmızı-siyahlı ekibin başına geçti. Takım bu kez, “altın çocuk” olarak adlandırılan Rivera’nın önderliğinde kuruldu. O sezon, Rivera da 11 gol attı ve Milan lig şampiyonluğuyla birlikte Avrupa Kupa Galipleri kupasını kazandı. Milan için yeni bir dönem başlamıştı ve başarılı günler, 1969’da Avrupa şampiyonluğu ve sonraki yıl kıtalararası kupa zaferiyle sürdü. Kaybeden sıfatı gitmişti. Rivera artık uluslararası bir yıldızdı. Aynı sezon, Avrupa’da yılın oyuncusu seçildi. Bunu başaran, ilk İtalya doğumlu futbolcu oldu (Daha önce, Arjantin asıllı Omar Sivori de kazanmıştı).

Rivera, İtalya için ilk defa 1962 yılında henüz 18 yaşındayken forma giydi. Aynı yıl, Şili’de düzenlenen Dünya kupasında yalnızca 0-0 biten Almanya maçında oynadı. 1966, işler daha da kötüydü. Rivera iyi oynamasına rağmen, İtalya Kuzey Kore karşısında şok bir yenilgi aldı. Rivera’ya göre, bu maç İtalyan futbolunu 10 yıl geriye götürmüştü.

Rivera farklı bir futbol anlayşını benimsiyordu. İtalyan futbolunu 1960’larda başarıya taşıyan catenaccio sistemini eleştiriyordu. Birçok gazeteciye göre, bu düşünce, savunma oyuncularının rolünün tartışılmasına sebep oldu. Libero kullanımı, orta sahada bir oyuncunun eksilmesine neden oluyordu. Teknik direktör Edmondo Fabbri, İnter’in harika libero oyuncusu Armando Picchi’yi kadroya almadı 1966 Dünya kupası için. Bu kararda Rivera’nın eleştirilerinin etkili olduğu düşünüldü. Birçokları, İtalya’nın Kore yenilgisini Rivera’ya bağladı. Brera, Picchi’nin büyük hayranıydı, elbette bu fırsatı kaçırmak istemedi ve Rivera’yı suçladı.

1970 Dünya kupası, Rivera’nın zaferi ve intikamıydı. İlk olarak, altın çocuk milli takımın idare edilişi hakkındaki fikirlerini basına bildirdi. Hatta takımı bırakmakla tehdit etti ve ancak apar topar Meksika’ya gelen Rocco’nun çabalarıyla ikna oldu. Bir ara, Rivera’nın kadrodan çıkartılacağı düşünüldü ancak daha sonra, Milan’da Rivera’nın takım arkadaşlarından Giovanni Lodetti ülkesine dönen isim oldu. Avrupa’da yılın futbolcusu seçilmiş oyuncu için tüm bu olanlar küçük düşürücüydü. Yine de, takım, özellikle Gigi Riva, Rivera sahada olduğunda daha iyi oynuyordu. Meşhur yarı final mücadelesinde (ki yüzyılın maçı olarak adlandırılır birçokları tarafından) kendini tam bir “abatino” olarak gösterdi yıldız oyuncu. Almanların 3. golünde topu çizgiden çıkarmayı başaramadı ama aynı zamanda attığı gol, müthiş zamanlaması, zekası ve zerafetini ortaya koyuyordu.

Rivera’nın en büyük rakibi, benzer yeteneklere sahip, İnterli oyun kurucu Sandro Mazzola’ydı. Mazzola da Brera’nın listesindeydi. Rivera Milan’ın kaptanıyken, Mazzola da İnter’inkiydi. Fakat, milli takımda Rivera-Mazzola ikilisi, büyük bir tartışma konusuydu. 1970 Dünya kupasında Valcareggi’nin çözümü, her devre birisini oynatmaktı. Her ne kadar kabul etmese de, Valcareggi Brera’nın abatino teorisine inanıyordu ve ne Rivera, ne de Mazzola’nın Meksika sıcağında 90 dakikayı kaldıramayacağını düşünüyordu.

Valcareggi bu kuralını finalde bozdu ve Rivera’yı Mazzola oyundayken, son 6 dakika için oyuna aldı. İtalya o anda 3-1 mağluptu. Rivera için küçük düşürücü bir durumdu. Teknik direktör birçok eleştiri almasına rağmen, bu değişikliği teknik bir sebebe dayandırmıştı. 1974 Dünya kupasında bir kez daha milli takımdaki yerini alan Rivera, anahtar maçta Polonya’ya karşı oynamadı ve İtalya kupaya erken veda etti. Milli takım kariyeri bittiğinde toplam 60 kez forma giymiş ve 14 gol atmıştı. Milli takım yönetimiyle arasının iyi olmadığının bir kanıtı da, 20 yıl boyunca sadece 4 maçta kaptanlık bandını takmasında görülebilir.
Meksika’daki dramatik günlerden sonra, Milan, Rivera için bir kaçış yeri oldu fakat sonuçlar eskisi kadar parlak değildi. 3 sezon boyunca 2. oldular. Rocco yeniden Milan’dan ayrıldı ve Rivera da hakemlerle uzun soluklu bir düşmanlığa girdi. Ona göre hakemler, psikolojik olarak İnter ve Juventus’un lehine düdük çalıyordu. 1975’de, Milan idaresi Rivera’yı takımdan uzaklaştırmak istedi ancak başarılı olamadı. Nihayet, 1978-79 sezonunda Milan 10. şampiyonluğunu kazandı ki bu da Rivera’nın son sezonu oldu.
Rivera’nın saçları stilini ortaya koyuyordu. Yakışıklı, zeki ve zengin birisi olarak dergilerde sık sık yer buluyordu. İtalya’da oldukça popülerdi. 1970’lerde ismi bir seks skandalına karıştı. Genç bir aktrisle birlikteliği üzerine, kadın hamile kaldı. Bunun üzerine Rivera onu bıraktı ve kariyeri bundan ötürü olumsuz etkilendi.
Futbol kariyeri sona yaklaştığında, birçokları Rivera’nın futbol yönetimine dahil olması gerektiğini düşünüyordu. Nihayet Milan makinesinin bir parçası oldu ancak Rossoneri için kötü bir dönemdi. Rivera, 70’lerin sonunda finansal ve bahis skandallarına engel olamadı. Bu dönemde Milan iki kez Serie B’ye düştü. Ezeli rakipleri İnterli taraftarların meşhur sloganları “Biz hiçbir zaman B’ye düşmedik”, yüzlerine çarpıldı. Milyoner medya patronu Silvio Berlusconi takımı 1986’da satın aldığında, ikili arasındaki anlaşmazlıklar hızla gün yüzüne çıktı. Rivera takımdan uzaklaştırıldı. Hatta Berlusconi, Rivera ismini kulübün tarihinden silmeye bile çalıştı. Artık Rivera’ya ücretsiz bilet bile verilmeyecekti.
Bir sonraki durağı politika oldu. Ilımlı bir katolikti ve Hristiyan Demokratlar ile daha sonra merkez soldan Popüler partiyi destekledi. 1996’da Savunma Bakanlığının altında görev aldı.
(Kaynak: Calcio: A History of Italian Football – John Foot)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir