1997/98 Serie A FC Internazionale-AC Milan Maçı

Serie A 1997/98 sezonu 9. haftasında Milano şehrinin 2 dev takımı karşı karşıya geliyordu. Sezona müthiş bir başlangıç yapan Inter, ilk 8 maçında yenilgi yüzü görmezken, bu maçların 7’sini kazanmayı başarmıştı. Luigi Simoni’nin takımı, savunma ağırlıklı bir kadroya sahip olsa da, ileri uçtaki müthiş Brezilyalı sayesinde gol sorunu yaşamıyordu. 8 maçta toplam 20 gol atan Inter’de gollerin yaklaşık üçte birini Ronaldo atmıştı.

Milan ise ezeli rakibinin aksine, sezona çok kötü başlamıştı. Geçen sezonki büyük hayal kırıklığından sonra, takımın başına Arrigo Sacchi’nin yerine bir kez daha Fabio Capello getirilmişti. Milano’nun kırmızı-siyahlı ekibi, galibiyetle tanışmak için 5. haftayı beklemek zorunda kalmıştı.

Takımların kadroları şu şekildeydi:

Inter: Pagliuca, Sartor, Bergomi, Galante, West, Winter, Ze Elias, Simeone, Cauet, Moriero ve Ronaldo

Yedekler: Mazzantini, Zanetti, Fresi, Mezzano, Ganz, Branca, Colonnese

Milan: Taibi, Cardone, Costacurta, Andre Cruz, Ziege, Ba, Albertini, Desailly, Leonardo, Weah ve Kluivert

Yedekler: Rossi, Davids, Andersson, Maini, Boban, Donadoni, Nielsen

Maç, klasik bir Serie A derbisi şeklinde başladı. İki tarafın da tam olarak rakibine üstünlük kuramadığı, orta sahada müthiş bir mücadelenin olduğu 10 dakika izledik. Inter’de toplar kapılır kapılmaz orta sahaya kadar gelen Ronaldo ile buluşturuluyordu. Ronaldo da çevikliği ve hızını kullanarak onu yakından marke eden savunmacıyı ekarte etmeye çalışıyordu. Ronaldo dışında, diğer hücum silahı Moriero’ydu. Sağ kanattan yaptığı bindirmelerle etkili oluyordu.

Milan tarafına baktığımızda, özellikle Ronaldo’ya çok sıkı bir markaj uygulanıyordu. Costacurta, Brezilyalı oyuncuya adeta yapışmıştı ancak durdurması her zaman mümkün olmuyordu. Hücumda Milan’ın etkili isimleri Weah ve Ba’ydı. Weah da, tıpkı Ronaldo’nun gösterdiği hareketliliği Milan için sergiliyordu. Güçlü, hızlı ve durdurması zor bir oyuncuydu Liberyalı. Fransız sağ kanat oyuncusu Ba da, kanattan geliştirdiği ataklarla Inter savunmasını zorluyordu. Ancak, Inter adeta savunma takımıyla sahaya çıkmıştı. Sol bekte stoper özelliği olan West oynuyorken, sağda da yine stoper olarak oynayabilen Sartor yer alıyordu. Galante ve Bergomi de, klasik sert İtalyan savunmasını temsil ediyordu. Önlerindeki 3 defansif orta saha da, Leonardo ve Albertini gibi ayakları durdurmaya çalışıyordu. Inter’in savunmaya yönelik oyunu, Milan savunmasını kısmen rahatlatsa da, Ronaldo ya da Moriero rakibini geçtiği an, büyük tehlikelerle karşı karşıya kalıyordu.

14. dakikada, Inter, Milan’ın pas hatasını çok iyi değerlendirdi. Kendi yarı sahasında topu kapan Interli oyuncular, topu hemen santra bölgesinde bulunan Ronaldo ile buluşturdu. Brezilyalı yıldız, çabuk bir dokunuşla onu marke eden Costacurta’yı geride bıraktı ve hızla Milan kalesine doğru yöneldi. Ceza sahasına yaklaştığında topu sağdan ilerleyen Moriero’nun önüne bıraktı. Ceza sahasına giren Moriero da altıpas içerisine doğru koşan Diego Simeone’yi görünce, Arjantinli oyuncuya sadece topu boş kaleye yollamak kaldı. Bu golle Inter, derbide 1-0 öne geçti.

28. dakikada Milan’da ilk oyuncu değişikliği geldi: Cardone yerine Boban oyuna dahil oldu. Oyuna girer girmez de çok önemli bir pozisyonun içinde buldu kendini. Sağ kanatta Ba’dan aldığı topu içeriye dolduran Boban’ın ortasında Weah yükseldi ancak Inter savunması topu uzaklaştırmayı başardı. Topu ceza sahası dışında alan Albertini tekrar içeriyi gördü. Altıpas önünde Boban’a gelen top, oluşan karambolde Weah’ın önüne düştü ve Liberyalı da gol vuruşunu yaparak takımına beraberliği getirdi.

Cardone’nin çıkışıyla Milan 3 savunmayla oynamaya başlarken, Inter’de de Cauet sağ tarafa, Moriero da sol tarafa geçti. Aslında, tam da 3 savunma sayılmaz çünkü solda yer alan Ziege sık sık ataklara destek oluyordu. Inter’in kafasında savunma düşüncesi öylesine öncelikliydi ki, Capello bu riski almakta bir zarar görmedi.

2. yarı, müthiş mücadele sürüyordu. Her iki ekip de topu kapabilmek için tüm gücünü ortaya koyuyordu. Bu hırslı oyunları da, kimi zaman sert hareketler yapmalarına yol açıyordu. 60’lı dakikalıların başlarında oyun biraz heyecanlandı. Önce Kluivert’ın direğin hemen yanından auta çıkan sert şutu; akabinde West’in kaleciyi kontrpiyede bırakan şutu geldi. Moriero’nun kullandığı köşe vuruşunda arka direkte topa yine West vurmayı başardı ancak Taibi iyi bir refleksle gole engel oldu.

66. dakikada Cauet’in savunmanın arkasına attığı topu yakalayan Ronaldo, müthiş hızıyla ceza sahasına girdi ve kaleci Taibi’yi beklemediği yerden avlamak istedi ancak kalecinin son andaki müdahalesi, gole engel oldu. Kullanılan kornerde, ön direkten seken top, arka direkte duran Ronaldo’ya doğru geliyordu ki Brezilyalı oyuncu kendini yerde buldu. Hakem Collina’nın kararı penaltı oldu. Ünlü hakem haksız sayılmazdı çünkü Boban, Ronaldo’nun formasını çekmiş ve topa yetişmesine engel olmuştu. Topun başına geçen Brezilyalı isim, çok rahat bir vuruşla takımını 2-1 öne geçiren golü attı.

Milan’da 73. dakikada günün hayal kırıklığı yaratan ismi Kluivert oyundan çıkarken, yerine Andreas Andersson giriyordu. Göteborg’da geçirdiği harika sezonun ardından Milan’ın yolunu tutan Andersson, Capello’nun son umudu olarak sahadaki yerini aldı. Aynı dakikada, oyuna sonradan giren Boban yerine de Maini girdi.

79. dakikada Milan tehlikeli bir bölgeden serbest vuruş kazandı. Barajın bozulması yüzünden tekrarlanan vuruşta Albertini’nin şutu barajdan dönmüş, dönen topu tekrar alan Albertini, ceza sahası içinde önünü boşaltmak isterken kendini yerde bulmuştu. Collina, bir kez daha penaltı noktasını gösteriyordu. Ze Elias’ın kontrolsüz müdahalesi, penaltıya yol açmıştı. Topun başına geçen Andre Cruz, kaleci Pagliuca ile topu ayrı köşelere yollayınca Milan yeniden beraberliği sağladı.

84. dakikada, gol atmak zorunda olan Inter’de Cauet yerine, bir forvet oyuncusu olan Branca oyuna dahil oldu. Aynı dakikada, kaleyi sağ çaprazdan gören bir noktadan Andre Cruz’un kullandığı serbest vuruş, neredeyse golle sonuçlanıyordu. Direği yalayarak dışarı çıkan top, Inter’lilerin yüreğini ağzına getirmişti.

Maç, karşılıklı atılan ikişer golle 2-2 sona erdi. Ronaldo’nun ilk Milano derbisi, pek de istediği gibi sonuçlanmadı. Ancak, bir futbolsever olarak, bu maçta futbola doyduğumu söyleyebilirim. Gözüme çarpan bazı noktalar şunlardı:

Weah ve Ronaldo, dönemlerinin en özel santraforlarındanmış. Örneğin Kluivert’a nazaran, bu 2 forvet, çok daha hareketli, geriye gelip top alan, oyunu kurmaya yardımcı olan ve atakların neredeyse her zaman içinde yer alan oyuncularmış. Milan’ın bu maçta Inter’e göre avantajı, Inter’in Ronaldo’ya yeterince destek sağlayamamış olması ve Milan’ın hücuma daha fazla önem vermesiydi. Sezonu Juventus’un arkasında 2. bitirecek olan Inter’de Ronaldo, sezon boyunca 25 gol atmasına rağmen, hücumda yeterli desteği göremediği için belki de şampiyonluğu kaybedecekti. Ronaldo’dan sonraki en golcü isimler, 8 golle Youri Djorkaeff (Bu maçta oynamadı) ve 6 golle Diego Simeone olacaktı. Eğer iki takımın teknik adamları yer değiştirmiş olsaydı, Inter rahat bir şampiyonluk kazanabilirdi.

Maça geri dönersek; Milan’ın sağ kanadında West ile Ba’nın mücadelesini izlemek çok keyifliydi. 2 hızlı ve güçlü oyuncunun birbirine üstünlük kurma mücadelesi muazzamdı. Onların dışında, orta sahadaki mücadele de çok zorluydu. Eminim ki 90’lardaki Serie A’nın mücadele seviyesine hiçbir lig ulaşamamıştır ve ulaşamayacaktır. Özellikle Ronaldo’ya uygulanan markaj, ne demek istediğimi çok iyi ifade ediyor. Eğer Ronaldo ilk harekette rakibini geçemezse, 3 kişi etrafını sarıyor ve Brezilyalıya oynama şansı tanımıyordu. Zaten Ronaldo rakibini geçtiyse de, rakip savunmanın dua etmekten başka çaresi kalmıyordu. Günümüzün en iyi forvetleri bile, bu tür markajları kariyerleri boyunca görmemiştir. Böyle bir forvetin sakatlıklarla uğraşmak zorunda kalması, biz futbolseverler için ne kadar üzücü…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir