1963 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Finali: Milan-Benfica

Son 2 sezonun Avrupa Şampiyonu, “Ninguem”‘in yıldızı olduğu Benfica, İtalyan devine karşı mücadele ediyordu. Benfica çok güçlüydü ama karşılarında yalnızca Milan değil, aynı zaman eski hocaları Guttmann’ın laneti duruyordu.

Cesare Maldini ile Mario Coluna maç öncesinde.
Cesare Maldini ile Mario Coluna maç öncesinde.

1963 Şampiyon Kulüpler Kupası final maçına hızlı başlayan taraf Milan oldu. Maçın hemen başında, Jose Altafini, boşta kalan topu kaptı ve kaleye yüklendi. Birkaç dakika sonra, Gianni Rivera‘nın ara pası yetersiz kaldı. Wembley’i dolduran İtalyan taraftarlar, Benfica’nın her pas girişiminde oyuncuları ıslıklıyorlardı. Gördüğümüz oyun, bildiğimiz catenacccio değildi.

Milan’ın elde ettiği sonuçlar da bu oyunun göstergesiydi. Cesare Maldini, takımın gol sayısını örnek gösteriyordu. 1961-62 sezonunda lig şampiyonluğunu kazanan ekip, 34 maçta 83 gol bularak, en yakın rakibinden 22 gol daha fazla atmıştı. 1963 Avrupa finaline yükselesiye kadar da 8 maçta 31 gol buldular ki kupa tarihindeki en yüksek yüzdeyi elde ettiler. Bu gollerin on dördünü eleme turunda Union Luxembourg’a, sekizini çeyrek finalde Galatasaray’a ve beşini yarı finalde Bob Shankly’nin Dundee’sine attılar.

Milan’ın teknik direktörü Rocco, “catenaccio”‘yu İtalyan futbolunun odağına getirmişti. Bunu Avrupa’da da başarabilirdi. Gipo Viani’nin 1940’larda Salernitana’da yarattığı sisteme birkaç değişiklik getirdi. Daha etkili bir kontra atak stilini Triestina ve Padova’da denedi. Çalıştığı bu kulüplerle sıralamanın üstlerine doğru çıkmaya başlayınca, İtalyan basınının ilgisini çekti ve catenaccio, “zayıf tarafın üstünlüğü” şeklinde adlandırılmaya başladı. Bu zeka dolu taktik ile, zayıf ekipler, kendisinden daha güçlü olanları yenebiliyordu.

Bu durum, 1963 finalinin de özetini oluşturuyordu.

Portekiz tarafına baktığımızda, son yıllarda Avrupa futbolunun zirvesine yerleşmiş bir takım görüyorduk. 1961 finalini Barcelona’yı 3-2 yenerek kazandıktan 1 yıl sonra, Real Madrid’i 5-3 gibi bir skorla yenip Avrupa’nın en büyüğü olmuştu Benfica.

Üst üste 3. kez final oynama hakkı kazanan Portekiz ekibi, hücum felsefesiyle ön plana çıkıyordu. Önceki teknik direktörleri, Macar isim Bela Guttmann, 1957’de Sao Paulo’dayken yarattığı sistemle 1958’de Dünya şampiyonu olan Brezilya’ya ilham kaynağı olmuştu. Guttmann, Benfica’da da aynı felsefeyi benimsemişti. 1962 finalinde Real’a karşı alınan galibiyet de bu felsefenin ürünüydü.

Her ne kadar bu zaferden sonra Guttmann takımdan ayrılmış ve yerine Şilili Fernando Riera gelmiş olsa da, Benfica öyle bir takım haline gelmişti ki, teknik direktör kim olursa olsun, başarılı olmaları kaçınılmazdı.

Rocco, böyle güçlü bir ekibe karşı, daha kontrollü bir oyunu tercih etmişti. Finale kadar 6 gol atmış, sağ açık Paolo Barison yerine, daha çok yönlü sayılabilecek Pivatelli’yi oynatmayı uygun gördü. Forvet olarak kariyeri eskisi kadar parlak olmasa da, bu maçta çok önemli bir görev verilmişti oyuncuya: geriye gelip Coluna’yı durdurmak.

Görevin ne kadar zor olduğu çok çabuk ortaya çıktı. Benfica’nın beyni sayılan Coluna, kısa sürede oyunun kontrolünü takımına kazandırdı. 11. dakikada uzaktan attığı şut, Benfica’yı tekrar maça dahil etmekle kalmadı, Milan’ın da oyununu yeniden gözden geçirmesini sağladı.

Dakikalar ilerledikçe, Benfica da gücünü hissettirmeye başladı. 19. dakikada, orta sahada boşta kalan topu kapan Coluna, hemen Jose Antonio Torres’i gördü. Uzun boylu forvet, topu Eusebio’nun önüne indirdi. Kara panter lakaplı golcü, kaleye doğru müthiş hızıyla ilerlemeye başladı. Milanlı oyuncular hızına yetişemezken, ceza sahasına çoktan girmiş olan Eusebio, kalecinin soluna doğru attığı sert şutla takımını 1-0 öne geçirdi.

Kara Panter en iyi bildiği işi yaparken.
Kara Panter en iyi bildiği işi yaparken.

Benfica’nın golü bulması, yani topun Coluna’nın sağ ayağından çıkmasından gol olasıya kadar geçen süre yalnızca 10 saniyeydi. Golden sonraki yaklaşık 10 dakika boyunca, Benfica rahat bir şekilde topla oynamayı sürdürdü. Guttmann’ın geliştirmek için çok çaba sarf ettiği, oyuncuların saha içinde seri bir şekilde yer değiştirmesi, Milan savunmasını çok zorluyordu.

Maç öğle saatinde oynansa da, Wembley’de yaklaşık 45 bin taraftar yerini almıştı. Çıkan uğultular, oyuncuların teknik direktörlerini duymasını dahi zorlaştırıyordu. Bu durum, Milan’ın aleyhine sayılmazdı çünkü sahada adeta teknik direktör gibi oynayan, çok zeki oyuncular vardı. Rivera, Maldini ve Trapattoni’den oluşan grup, Rocco’nun maç öncesinde danıştığı ve fikir aldığı bir yardımcı durumundaydı.

Bir önceki sezonun finalinde, 20 yaşındaki golcü Eusebio, artık kariyerinin sonuna yaklaşmış olan Puskas ve Di Stefano’yu geçerek hem Avrupa şampiyonluğunu hem de en iyi golcü ünvanını kazanmıştı. Maçın sonunda Puskas’ın Eusebio ile formalarını değiştirmesi, meşalenin de artık el değiştirdiğini ifade ediyordu.

Milan’da bu büyük yıldızı tutma görevi Trapattoni’ye verilmişti. İlk 30 dakika boyunca, onun her hareketini takip etmeye çalıştı. 30. dakikadan sonra, Milan maçtaki en iyi oyununu oynamaya başladı. Pereira’nın kalesini sonuç vermeyecek tehditlerle zorluyorlardı. 35. dakikada Mario David’in pası golle sonuçlanabilirdi ancak Altafini çok net pozisyonu değerlendiremeyince Milan golden oldu. Daha sonra İtalya ligi tarihinin en golcü oyuncularından birisi olacak olan Altafini, kendisine yakışmayacak kadar kötü oynuyordu.

1961’de takımın başına geçen Rocco, en çok 2 oyuncudan şikayetçi olmuştu. Jose Altafini ve İngiliz forvet Jimmy Greaves. İki oyuncunun sistemine uymadığını açıkça ifade etmişti. 1961-62 sezonunda, Rocco oyun sisteminde ısrar etmiş ve iki oyuncuyu da buna adapte etmeye çalışmıştı. Ancak durum Milan için hiç iyi olmamıştı. Ligde 7. sıraya kadar düşmüştü takım.

Bu aşamadan sonra Rocco bir çözüm bulmuştu. Disiplinsiz davranışlarını da göz önünde bulundurarak, Jimmy Greaves’in yerine Brezilyalı orta saha Dino Sani’yi kadroya yerleştirdi. Bu değişiklik, Altafini’yi de kendine getirdi. Milan hücumda daha dengeli ve etkili olmaya başladı. Sani’nin oynadığı ilk maçta, Altafini tam 4 gol atmış ve Juventus’u 5-1 yenmişlerdi.

1963 finalinde 50. dakikaya kadar Altafini çoktan 3-4 gol pozisyonu bulmuş ancak değerlendirememişti. İlk yarının sonunda kullanılan kornerde yaptığı kafa vuruşu başarısız olmuştu. 2. yarının hemen başında da önemli pozisyonları harcamıştı.

57. dakikada, Milan aradığı golü buldu. Rivera’nın ceza sahası dışından attığı şut savunma tarafından engellenmiş ancak top Altafini’nin önüne düşünce Brezilyalı golcü şanssızlığını yendi ve topu kalecinin sağından ağlara yollamayı başardı.

Bu gol maçın dönüm noktası sayılamazdı çünkü Benfica bu tür durumlarda maçı çevirmeyi bilen bir ekipti. Önceki yıllarda oynadığı finallerde de geriye düşmüş ancak oyunu dengelemeyi başarmışlardı. 62 finalinde Puskas Real’i 2-0 öne geçirmiş ancak kısa sürede maçı 2-2’ye getirmiş, daha sonra yine Puskas’ın golüyle 3-2 geriye düşmüş olmalarına rağmen maçı 5-3 kazanmışlardı. 61 finalinde de Kocsis’in golüyle geriye düşmeleri, maçı 3-2 kazanmalarına engel olmamıştı.

Önceki finallerde Coluna uzaktan şutlarla goller bulmuştu ve bu maçta da şansını deniyordu. Her ne kadar takımın esas golcüsü Eusebio olsa da, Mozambik asıllı yıldız da takımın hücum gücüne güç katıyordu. Aslında, 1961’de Eusebio’nun takıma gelişi, Coluna’nın daha da parlamasına yol açmıştı. Bu hamleyle Guttmann, oyun kurucusunu, oyunu daha rahat kurabileceği, daha geride bir pozisyona kaydırabilmişti. Rocco da bu hamleye karşılık, Pivatelli’yi oynatmayı seçmişti.

Golden hemen sonra maçın esas dönüm noktasına şahit olduk. Coluna, Pivatelli’nin pasında araya giren isim olmuştu. Benfica’nın 6 numaralı oyun kurucusu topu sürmeye başlamış, Pivatelli de maç boyunca olduğu gibi onu takibe almıştı. Mücadele sürerken, Pivatelli’nin sert müdahalesi, Coluna’nın sakatlanmasına sebep olmuştu.

Bu sakatlık, Benfica’yı hemen etkilemişe benzemiyordu. İlerleyen dakikalarda iyi oynamaya devam ettiler. Özellikle Simoes ile sol kanatta etkili oldular. Ancak, sağlam Milan savunmasını aşmayı başaramadılar.

Öte yandan, Coluna’dan sonra Milan tarafı da boş durmuyordu. Altafini ile Portekizlilere bir uyarı da bulunmışlardı. 69. dakikaya geldiğimizde, Milan kendisini öne geçiren golü kaydetti. Rivera’nın orta sahada topu kapmasıyla başlayan atak, topu Altafini’nin önüne yuvarlamasıyla çok tehlikeli bir gol pozisyonuna dönüştü. Kaleciyle karşı karşıya kalan Altafini de, bu ikramı geri çevirmeyip takımını 2-1 öne geçirdi.

Milan savunmasında maç boyunca Trapattoni harika oynadı. Hatta bir pozisyonda, Benfica’nın hücum oyuncularından Santana’ya ceza sahası içinde yaptığı müdahalede çok başarılıydı. Benfica’nın Şilili teknik direktörü Riera ise maça farklı bakıyordu. Maçtan sonra yaptığı açıklamada, Milan’ın çok sert oynamasından yakınmıştı. İşin ilginç yanı, 1962 Dünya kupasında Şili’yi çalıştıran Fernando Riera, tarihe “Santiago Savaşı” olarak geçen maçta İtalya’ya karşı mücadele etmişti. O maçta Şilili oyuncuların da temiz oynadığı söylenemezdi. Öte yandan, Milan’da oynayan Mario David de, Şilili forvet Leonel Sanchez ile kavgasından ötürü kırmızı kart görmüştü o maçta.

Her neyse, maçın son 20 dakikası, klasik İtalyan futbolu şeklinde geçmişti. Milan savunmayı ön plana alıp skoru korumayı amaçlamıştı. Benfica tarafında ise, Coluna maçın sonlarında sahada yer aldı ancak neredeyse hiçbir etkisi olmadı.

Benfica’nın son iki finalde gösterdiği, maçın son anına kadar kazanmayı hedefleyen hücum düşüncesi, bu maçta sahada yoktu çünkü Milan, bu hücum futbolunun domine ettiği dönemi adeta sona erdirmişti. Bundan sonra, Inter’in başında yer alan Helenio Herrera’nın da katkılarıyla catenaccio yılları başlayacaktı.

Herrera’nın Inter’i, Serie A şampiyonluğunu kazanan en sıkı savunmaya sahip olmakla birlikte, bu performansını Avrupa kupalarında da sürdürerek zaferler elde etti.

Catenaccio’nun dünya futboluna yerleşmesi, futbolda hücumun yerine savunmanın ön plana çıkmasını sağladı. Hatta, buna örnek vermek gerekirse, 1958 Dünya kupasındaki gol ortalaması 3.6 iken, 1966’ya geldiğimizde bu değer 2.6’ya düşmüştü.

Pivatelli’nin maçtaki faulü ne ilk, ne de son kez olmuştu. Ancak Coluna’ya yapılan bu hareketin, sadece ona ve Benfica’nın kupa umuduna değil, futbolun masumiyetine karşı da olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir