Kolombiya’nın Çılgın Kalecisi: “El Loco” Rene Higuita

Eğer renkli, alışılmışın dışında ve biraz da çılgın oyunculardan bir takım kurmak istesek, Rene Higuita Zapata kadroda yer alacak isimlerden birisi olurdu. Cantona, Edmundo veya Robin Friday gibi oyuncuların yanında, çılgın Kolombiyalı da böyle bir takımda kendine muhakkak yer bulurdu.

Wembley’de 1995 yılında, İngiltere’ye karşı Kolombiya’nın oynadığı maçta yaptığı çılgınlığı unutmak ne mümkün? Kalesine gelen topu aniden yaptığı akrep vuruşuyla uzaklaştıran kaleci, ertesi gün İngiltere’de konuşulan isim haline gelmişti. Ancak bu hareket dahi, onun eğlenceli ve çılgın futbolunda buz dağının sadece görünen kısmı sayılırdı.

Medellin’in zorlu Barrio Castilla bölgesinde dünyaya gelen Higuita, kariyerine 1985’de Bogota ekibi Millonarios’da başladı. İlk sezonunda 16 kez forma giyen oyuncu, 7 gol atmayı başardı. Eğer bir forvet oyuncusu böyle bir istatistiğe sahip olsa, oldukça başarılı sayılır. Dolayısıyla, bu performansı daha büyük takımların dikkatini çekti ve Millonarios’daki kariyeri sadece 1 sezon sürdü. 1986 sezonu başladığında, kendisini çocukluğunun takımı olan Atletico Nacional forması içinde Estadio Atanasio Girardot’ta buldu.

Burası, Rene Higuita efsanesinin başladığı yer oldu. O diğer kalecilere benzemiyordu. Oynadığı maçlarda adeta annesinin ev işlerini üstlenen bir evlat gibiydi. “Anne rahat ol, ben bulaşığı yıkayacağım, sen git ve otur, kendine çay ya da başka bir şey al” der gibi savunma oyuncularını rahatlatıyordu. Öte yandan, “Rene şu lanet kalene geri dön” demek zorunda kalabiliyordu takım arkadaşları. O çok başına buyruk bir oyuncuydu, adeta bir şövalye gibi müthiş bir özgüvenle oynuyordu ancak bunu yaparken teknik direktörlerin ömründen nice yılları da götürdüğü gerçeğini unutmamak lazım. Higuita, her yaptığıyla oyuna farklılık getiren bir kaleciydi. Ne ondan önce, ne de ondan sonra topla ayakları arasındaki ilişkinin bir benzeri daha gelmedi. Hatta topla öylesine rahattı ki, pas vermek yerine onu tutmayı tercih ediyordu. Top sürme yeteneği, kısa sürede Güney Amerika’da efsane haline gelmişti.

Taktiksel açıdan takıma getirdiklerine baktığımızda, günümüzde “libero kaleci” olarak tabir edilen bir rolü üstlendiğini söyleyebiliriz. Tino Asprilla, Freddy Rincon ve Carlos Valderramalı muhteşem Kolombiya milli takımının oyun tarzının şekillenmesinde onun da katkıları olmuştu. Dönemin antrenörü Francisco Maturana’ya kulak verelim:

” Higuita, bize başka kimsenin sahip olmadığı bir şey verdi ve bu avantajı sonuna kadar kullandık. Higuita’yı libero olarak kullandığımızda, saha içinde 11 oyuncumuz oluyordu. Bunu daha önce 1974 Dünya kupasında Hollandalı Jan Jongbloed de yapmıştı. Ancak bir farkla. Hollandalı kaleci kalesini terk edip topu tehlikeli bölgeden uzaklaştırıyordu. Higuita ise bundan fazlasını yapıyor.” Maturana bu güzel sözlerle kalecisini övse de, 1990 Dünya kupası grup mücadelesinde Kamerun karşısında yaptığı büyük hata, Maturana’nın kriz geçirmesine sebep olabilirdi. Kalesinden metrelerce uzakta top sürerken, bir başka efsane, gerçek yaşını kimsenin bilemeyeceği Roger Milla’ya topu kaptırınca, usta golcü de bu hediyeyi geri çevirmemiş ve attığı golle Kolombiya’yı kupanın dışına itmişti.

Dünya kupasından sonra Higuita, çılgın ve takımın kaldırması gereken bir yük olarak görülmeye başladı. Bu dönemden sonra, kariyeri boyunca ismiyle anılacak olan “El Loco” (çılgın) lakabını aldı. Sahip olduğu krediye güvenerek, İtalya’da yaptığı hatadan hiçbir zaman kaçmadı. Yaptığı hatadan dolayı ellerini kaldırdı ve ülkesinin elenmesine yol açtığı için özür diledi.

Dünya kupasına böylesine erken veda etmelerine rağmen, takım bu durumu sadece küçük bir pürüz olarak gördü. Daha fazlasını başarabileceklerine dair olan güven ve beklentiyle, önlerindeki kupaya hazırlandılar. 34 maçta sadece bir kez yenildiler ve bu maçlar arasında meşhur 5-0’lık Arjantin galibiyeti de vardı. (Bu sonuç, Arjantin’in eleme maçları tarihinde kendi topraklarında aldığı ilk yenilgiydi.) “Los Cafeteros” (Kahveciler), Amerika’daki kupaya 4 yıl öncesini geride bırakarak gittiler. Birçoklarına göre, Kolombiya favorilerden biriydi. Bu kişilerden biri de Pele’ydi. Aslına bakarsanız, Pele 2000 yılına kadar bir Afrika ülkesinin Dünya kupasını kazanabileceğini, Freddy Adu ve Nick Barmby’nin dünyanın en iyileri arasına gireceğini de söylemişti. Sanırım Pele’nin futbol üzerine tahminlerine çok fazla önem vermemek gerek.

Konumuza geri dönersek; Ne yazık ki Higuita, bu favori ekipte yer alamadı.

1990 Dünya kupasından sonra ülkesine geri dönen takım, “çılgınlar” olarak anılmaya başlamıştı. Ülke çok güçlü uyuşturucu kartellerinin etkisinde, politik ve sosyal sorunlarla boğuşuyordu. Uyuşturucu üzerine olan savaş, uzun süre ülkede ayrılıklara sebep oldu. Bazı kesimler uyuşturucuya kesinlike karşı çıkarken, bazıları da kartellerin halkın yararlanabileceği okul ve yol yapımlarında bulunması üzerine buna olumlu bakmaya başladı. Sonuç? O dönemde Kolombiya, en yüksek cinayet oranına sahip ülke konumuna geldi. 1992’de, Higuita ilk kez ülkesini bıraktı ve İspanya’da Valladolid’e transfer oldu. Fakat işler beklediği gibi gitmedi. Yalnızca 15 kez forma giydikten sonra ülkesine, Nacional’e, hakimlerin, gazetecilerin ve politikacıların sık sık öldürüldüğü yere geri döndü.

1993 Mayıs’ında Pablo Escobar’ın Medellin karteli için para aklayan Luis Carlos Molina, Higuita ile temasa geçti. Molina’nın 11 yaşındaki kızı Medellin’de kaçırılmıştı. Molina, Kolombiya’nın en önemli oyuncularından birisinden kızının serbest bırakılması için yardım istiyordu. Higuita, Molina’ya yardım etmek istedi ve bazı bağlantıları aracılığıyla kızı kaçıranlarla temasa geçti. 31 Mayıs’ta Higuita $ 300,000 değerindeki fidyeyi üstlenerek Molina’nın kızını teslim aldı.

Molina ailesi, Higuita’ya yaptıklarından dolayı $ 50,000 teklif etti. Higuita’nın avukatlarına göre, Higuita bu teklifi reddetti ancak aile ısrar edince, Higuita’nın aracısı 2. teklifi kabul etmek zorunda kaldı. Bir hafta içinde, Higuita’nın, kaçırma üzerine olan birtakım yasaları çiğnediği için başı derde girdi: haksız zenginleşme, otoritelerden bağımsız aracılık etmek ve polisi, bilmesine rağmen kaçırılma olayından haberdar etmeme. Higuita, kartel ve kaçıranlar arasındaki ilişki, Medellin polisi tarafından takip edildiği kadarıyla ortaya çıkartıldı ve uluslararası kaleci örnek teşkil etmek zorunda kaldı.

Hapishaneye girmeden Higuita, yeni çıkan yasalardan haberi olmadığını, tek bildiği şeyin futbol oynamak olduğunu söyledi. Bu savunmanın mahkeme karşısında ne kadar yeterli olduğuna siz karar verin. Ünlü kaleci kararlılıkla masum olduğunu iddia etse ve bir ara açlık grevini dahi göze alsa da, hapishaneye girmekten kurtulamadı.

Dünya kupası yaklaşıyordu ve o hala hapishanedeydi. O dönemde hapiste olmasının esas nedeninin, kaçırma olayından ziyade Medellin karteliyle ve özellikle Pablo Escobar ile olan ilişkisi olduğuna dair söylentiler çıkmıştı. Escobar, FBI’ın arananlar listesinde yer alan, dünya uyuşturucu trafiğinde yakalanması en zor isimlerden birisiydi. Ayrıca futbol dünyasıyla da çok içli dışlıydı. Söylentilere göre, ilk kez Copa Libertadores’i kazanmayı başaran Nacional’i finanse eden isimlerin başında geliyordu. Escobar’ın bu bölgedeki gücü ve Nacional ile olan ilişkisi, Higuita ile yolunun sık sık kesişmesini sağlıyordu.

1991 yılında Escobar’ı hapiste ziyaret eden Higuita, kazara Kolombiya uyuşturucuyla mücadele kurumunun radarına girmişti. Daha sonra bildiğiniz gibi, Escobar hapisten kaçmış ve Higuita, Escobar karteline çocuk kaçırma olayında yardımcı olmaktan ceza almıştı. Kolombiyalı kaleci, Bogota’da bir hapishanede 7 ay boyunca henüz cezası belli olmadan yatmak zorunda kalmıştı. Kaldığı 7 ay boyunca suçu tam olarak ispatlanamamış ve neden bu kadar uzun süre içeride kaldığı anlaşılamamıştı. Serbest bırakıldıktan sonra, hükümet yetkilileri de Higuita’nın cezasının ağır olduğunu belirtmişti. İddialara göre, Higuita, çocuk kaçırma olayından dolayı sorgulanmamıştı. Onu içeride tutmaktaki amaç, Escobar’ın yakalanmasına fayda sağlamaktı. Bu durum, Higuita’nın cezası 6 ayı geçtikten sonra, Escobar’ın polisle çatışma sırasında ölmesiyle son bulmuştu. Bu olay üzerine, Higuita serbest bırakılmıştı.

7 aylık hapishane macerasından sonra, Higuita’nın önünde Dünya kupasına hazır hale gelmesi için 5 ayı vardı. Bu sürede kafasını toparlamalı ve kendisini kupaya hazırlaması gerekiyordu. Ne yazık ki bu hayali gerçek olmadı. Kolombiya futbol federasyonu, Higuita’yı uzun süreli maç eksiğinden dolayı Amerika’ya götürmeme kararı aldı. Ancak işin arka planında, sebep farklı olabilir. Pablo Escobar ile iş birliğine girişmiş, kupadan önce 7 ay boyunca hapishanede yatmış bir oyuncunun Amerika’ya girmesi istenmemiş olabilir.

Nedeni ne olursa olsun, Higuita kupayı evinden seyretmek zorunda kalmıştı. İlk maçta Romanya’ya karşı aldıkları yenilgiden sonra, takım Medellin’den bir uyuşturucu kartelinin ölüm tehditlerine maruz kalmıştı. Maturana’ya göre, kartel Kolombiyalı oyuncuların kaldığı oteldeki televizyon yayınına bir şekilde sızmış ve izledikleri programın arasına “Eğer sıradaki maçta Amerika’yı yenemezseniz, sizin ve aileniz için hiç iyi şeyler olmayacak” benzeri bir görüntü yansımıştı. Bu ne kadar gerçek dışı olsa da, Maturana’ya göre gerçekleşmişti.

Bu olay oyuncular arasında panik ve korku yaşanmasına sebep olmuştu. Hatta bazı oyuncular bir an evvel ülkelerine geri dönmek istiyorlardı. Ayrıca, bu olaya ek olarak, Gheorghe Hagi’nin liderliğindeki Romanya’ya kaybedilen maçtan sonra, savunma oyuncusu Chonta Herrera’nın kardeşi, şüpheli bir araba kazasında hayatını kaybetmişti. Tam olarak soğukkanlı, kendine güvenen ve tecrübeli isimlere ihtiyaçları vardı ki Higuita’yı kadroya almayarak böyle bir oyuncuyu kaybetmişlerdi. İşte bu dönemde, Andres Escobar arkadaşlarını kalmaya ve Amerika’yı yenmeye ikna etti. Ne yazık ki, yoğun bir baskıyla oynadıkları maçı, Amerika’ya karşı 2-1 kaybetmişlerdi. Asprilla yıllar sonra itiraf edecekti ki, maç başlamadan milli marşlar okunduğu sırada onları öldürmeye hazır olan keskin nişancının nerede olduğunu düşünüyormuş. Hiç puan alamadan geçen 2 maçtan sonra, Kolombiya kesin olarak turnuvaya veda etmişti. Akıllara maçtan önce söylendiği iddia edilen tehditler ve kartellerin bahiste kaybettiği milyonlar gelmişti.

Amerika’ya karşı oynanan maçta yaşananlar, Dünya kupası tarihinin en trajik olaylarından birisine sahne olmuştu. Aslında trajik olan maçta yaşanan değil, maçtan sonra olanlardı. Skor henüz 0-0 iken, Kolombiyalı defans oyuncusu Andres Escobar, Amerika’nın bir atağında topu kesmek isterken hatayla kendi kalesine yollamıştı. Bu gol, takımının maçı kaybetmesine ve kupaya veda etmelerine yol açmıştı. Escobar, her ne kadar ülkesinde çok sevilen bir isim olsa da, ülkeye döndükten birkaç gün sonra bir gece kulübünde yaşanan olayda vurularak hayatını kaybetti.

Medellin kartelinin Amerika maçı öncesinde ortaya attığı tüm tehditlerin esas nedeni, maç sonucuna bağlı olarak yaptıkları bahiste olası kayıplarıydı. Bu düşünce, daha sonra ilk ağızdan desteklenmiş ve silahlı adamın cinayeti Escobar’ın kendi kalesine attığı gole bağlamasıyla bir nevi doğrulanmıştı.

Higuita’nın yokluğunda Kolombiya’nın başına gelenler bunlardı. Eğer kadroda o da yer alsaydı, her şey çok farklı olabilirdi. Belki Higuita’nın da etkisiyle bu kötü olaylar hiç yaşanmamış olacaktı. 4 yıl önce Kamerun’a karşı yaptığı hatayı hatırladıkça, Higuita’nın da Escobar ile benzer bir kaderi paylaşması hiç de uzak bir ihtimal sayılmazdı.

El Loco, kupadan sonra 3 yıl daha Nacional kalesini korumaya devam etti. Ancak kariyerinin sonunda oynayacağı Deportivo Pereira hariç, hiçbir takımda 1 yıldan fazla forma giyemedi. Bahsetmemiz gereken ilginç detaylardan bir diğeri de, Independiente Medellin’de 20 maçta 11 gol atmasıydı. 2004 yılında Ekvador kulübü Acuas’ta oynadığı sırada girdiği kokain testi pozitif çıktı.

Nihayet, 2010 yılında, 43 yaşındayken Deportivo formasıyla kariyerine son verdi ve böylece Kolombiya futbolunun efsanevi isimlerinden birisi sahalara veda etmiş oldu. Belki de, bir milli takım antrenörünün taktiği neredeyse üstüne kurduğu ilk ve tek kaleci olmayı başardı. Eğer fırsat bulursa, 2 maçta 1 gol atabilecek performans ortaya koydu. Dünya futbolunun en büyük sahnesinde, affedilemez bir hata yapmasına rağmen, herkes tarafından sevilmeye devam etti. Geçirdiği estetik operasyonla, neredeyse annesinin bile tanımakta zorlanacağı kadar değişti.

“Çirkin Rene olmaktan bıktım, artık yakışıklı Rene olmak istiyorum” demişti Higuita. Oysa, ister operasyon öncesi, ister sonrası olsun, o, Kolombiya halkı için sadece “Rene” idi, çılgın olarak anılan adamdı.

(Bu yazı http://www.zani.co.uk/zani-sport/item/68-el-loco-rene-higuita adlı sitede yayınlanmıştır.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir